18 Aralık 2015

Erdoğan darbesi...

17-25 Aralık bir darbedir, Erdoğan’ın yolsuzluk dosyalarını gizlemek için hukuka karşı darbesi...

17-25 Aralık, evet, bir darbedir.
Hukuka karşı bir darbe!
Tayyip Erdoğan, kendi iktidarına uzanan yolsuzluk ve rüşvet dosyalarını kapatmak için iki yıl önce bu tarihlerde hukukun üstünlüğüne karşı büyük bir saldırı başlattı.
Asıl darbe budur.
Erdoğan’ın darbesi...
Bu darbe sürecinde yargı bağımsızlığı hiçe sayıldı.
Güçler ayrılığı çiğnendi.
Demokrasiyi demokrasi yapan değerler ölümcül darbeler aldı.
Hâlâ da almaya devam ediyor.
Bu darbe sürecinde dört bakan ve çocuklarıyla, iş adamları ve kamu görevlileriyle ilgili çok ciddi yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları örtbas edildi.
Yatak odalarındaki ayakkabı kutularından, para sayma makinalarından etrafa saçılan milyonlarca dolara gözler kapatıldı.
Yolsuzluk ve rüşvetin ses kayıtlarına kulaklar tıkandı.
Dosyalar yargıdan kaçırıldı.
Meclis’ten kaçırıldı.
Şahin Alpay’ın dünkü yazısında belirttiği gibi, “17-25 Aralık, siyasi tarihimizde dönüm noktalarından biri oldu, hukuk devletinde sonun başlangıcı oldu.”
Sevgili Şahin’in şu satırlarının altını çiziyorum:

Latif Demirci/Hürriyet. 17 Aralık 2013'te ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet iddialarına ilişkin bulgular üzerine Muammer Güler İçişleri, Egemen Bağış AB, Zafer Çağlayan Ekonomi, Erdoğan Bayraktar Çevre ve Şehircilik bakanlıklarından istifa etmek zorunda kaldı


 

Hizmet hareketine ilişkin soru işaretleri yok mu? Elbette var. Ama böyle bir pencereden bakarak, Hizmet’i darbecilikle suçlamak inandırıcı mı?

1999'da başlayan Avrupa Birliği’ne katılım süreciyle benimsenen, hukuk devletini yerleştirmeye yönelik reformlar tepetaklak edildi.
İktidar, soruşturmayı örtbas çabasını hukuk devletinin katli, basın özgürlüğünün kuşa çevrilmesi için bahane, fırsat olarak kullandı.
Bugün Türkiye'de hiç kimse adil yargılanma güvencesine sahip değil. Ülkede yaşananlar hakkında sağlıklı bilgi edinme imkânı iyice daralmış durumda.
AB’ye katılım süreci ise tümüyle bir aldatmaca niteliğine büründü.
AKP iktidarı ve Avrupa Birliği reformlarına karşı tezgâhlanan Balyoz ve Ergenekon darbe girişimlerinin sanıkları, delillerin uydurma, açılan davaların Hizmet Hareketi’nin “milli orduya” karşı kurduğu bir kumpas olduğu iddiasını ortaya attılar.
AKP iktidarı da hemen 17/25 Aralık soruşturmasının Hizmet'in hükümete karşı kurduğu bir kumpas olduğu iddiasına sarıldı.
Darbe ve yolsuzluk zanlıları arasında giderek güçlenen bir ittifak kuruldu. Adil bir şekilde yargılamak için değil, mahkûm etmek için hâkimlikler kurulmasına; ülkede işlenmiş ne kadar suç, cinayet varsa hepsinin sorumluluğunu Hizmet’in sırtına yükleme çabalarına tanık olduk. (Şahin Alpay’ın Zaman’daki yazısından)

İlker Başbuğ’u terör örgütünden yargılamak ne kadar saçmalık idiyse, Gülen’i de ‘terörist başı’ diye yargılamak inandırıcılıktan o kadar uzaktır

Öte yandan, Hizmet hareketine ilişkin soru işaretleri yok mu?
Elbette var.
Bu soru işaretleri konusunda kamuoyuna tatmin edici açıklamalar kendilerinden bekleniyor mu?
Evet.
Yani bir tür özeleştiri mekanizması...
Aynen.
Ama böyle bir pencereden bakarak, Hizmet’i darbecilikle suçlamak inandırıcı mı?
Hayır değil.
1990’ların sonuyla 2000’lerin başındaki bazı ‘darbe tertipleri’ni Hizmet’e bağlamak inandırıcı oluyor mu?
Hayır.
Bunun gibi, faili meçhul cinayetler dâhil tüm kötülükleri paralel yaftası altında Hizmet’e bağlamak da, bir zamanların komünizm öcüsünden ya da her taşın altında komünist arayışından farklı olmayan bir safsatadır.
Bunun gibi, İlker Başbuğ’u terör örgütünden yargılamak ne kadar saçmalık idiyse, şimdi de Fethullah Gülen Hoca’yı terörist başı diye yargılamaya kalkışmak inandırıcılıktan o kadar uzaktır.
Tekrar etmekte yarar var:
Evet, 17-25 Aralık bir darbedir, ama  Erdoğan’ın hukuka karşı darbesi...
Erdoğan iki yıl önceki bu darbeyle, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü hiçe sayarak kendi ‘tek adamlığı’na giden yolu açtı.
Bu tek adamlık yolunda yürümek -ve  yolsuzluk dosyalarını da örtbas etmek- için, bir zamanlar kendisini devirme tezgâhları kurmuş darbecilerle kolkola girmekte de, siyasi ve ahlaki herhangi bir çekince hissetmedi.
Yazımı ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun şu sözleriye noktalıyorum:
“Birileri sanıyor ki biz yolsuzlukları unutacağız. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak bizim namus borcumuzdur. Onun hesabını sormadan bu işin peşini bırakmamız mümkün değildir.”
Evet, unutturmayalım, peşini bırakmayalım.

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Muhalefetin, CHP ile HDP'nin halleri umut vermiyor

Seçim öncesi karamsar bir yazı...

Ya Başkan Trump ciddiyse?..

Yakın tehlikenin farkında mısınız?

Türkiye'nin oyun planı savaş değil, barış olmalı!

Seçimlerle birlikte savaş da yaklaşıyor!