01 Nisan 2022

Aydın Engin yazısı... Işıklar ölüyor, yalnızım! 

Hayat bir düştür, diye fısıldadı. Acaba böyle bir cümleyi ne zaman duymuş ya da okumuştu? Ve neden aklına düşmüştü?

Geçmiş nerede nasıl başlar?
Bilemiyorum.

Heyy sen, HC,
kurtulsana şu geçmişten...
Sonra da değiş.
Ve hayatta yeni bir başlangıç yap.
Benim yaşım yok, de
ve yola devam et.
Yoksa yolculuk bitti mi HC?..

Bilemiyorum.
Belki de önümde geçmişimden 
başka bir şey kalmadı, 
beklediğim yarınlar hiç gelmedi. 
Belki de bu memlekette
içim sevinç dolu olarak 
hiç yaşamadım. 
Ayrıca, öyle bir yaşa geldim ki, 
hatırlamak kolay değil, 
acı veriyor çünkü...
İçim sık sık hüzünle doluyor.
Eskiden daha seyrek olurdu.
Acaba zamanı geriye doğru akıtabilsem, 
"hüzün"den kurtulabilir miyim?
78 yıllık bir ömür beni getirip 
hüzün durağına bıraktı. 
Hüsran da olabilir bu durağın adı...
Bazen kendimden kaçmak istiyorum 
ama olmuyor.
Yoksa hayat boyu akıntıya 
karşı mı kürek çektim?
Bilemiyorum.
Farkındayım, melankoli gölüm 
gitgide derinleşiyor.

Işıklar ölüyor, yalnızım! 

Hitler’den kaçarak sürgünde yaşamayı seçen 
bir Alman kadın romancı 1930’larda böyle demiş...
Benim memleketimde 
iyi zamanlar bitti, 
kötü zamanlar başladı. 
Belki hiç iyi zamanlarda yaşamadık. 
Belki bugün de hayatın bizden yana olmayan 
zamanlarından geçiyoruz. 
İnsanı kör edici bir karanlık içindeyiz sanki...
Hayat ne kadar şaşırtıcı, 
ne kadar çabuk geçiyor.

Hayat bir düştür, diye fısıldadı.
Acaba böyle bir cümleyi 
ne zaman duymuş ya da okumuştu?
Ve neden aklına düşmüştü?
(Giorgio Bassani, Kuru Otların Kokusu,
Yapı Kredi Yayınları) 

Gittikçe derinleşen hüzün... 
Dip yapan melankoli halleri...
Hayattan usanmışlık belki de...
Yoksa ben de yavaş yavaş ölüyor muyum?
Ölmüyorum ama yalnızlaşıyorum.
Yalnız doğuyoruz, yalnız ölüyoruz! 

Artık yaşlı hatıralarla
baş başayım! 

Jorge Semprun'un bir sözü...
Sözcüklerle böyle oynarken,
eski yazdıklarımı göz ucuyla okurken 
Doğan Akın'dan geldi 
ölüm haberi...

Sevgili Çıtır'ı, 
Aydın Abi'yi
kaybettik!

Bir an donup kalıyorum.
Bıçağın sipsivri ucu saplanıyor.
Nasıl ifade edebilirim bu acıyı?..
Hangi sözcüklerle?.. 
Yaşlandığım için mi, 
yoksa acının derinliğinden mi
o sözcükleri bulamıyorum.
Ama içim acıyor.
Gitgide derinleşen bir acı yakıyor canımı...
Sevgili Aydın kardeşim;
Ne yaptın sen böyle?
Atlattın beni!
Koca bir parçayı kapıp gittin.
Onun yerine bu yaştan sonra 
ben ne koyabilirim ki?.. 
Şimdi biraz daha tenhalaştı etrafım, 
yalnızlaştım. 
Öyledir, yıllar ilerledikçe, 
yaşlandıkça, ölüm haberleriyle 
daha beter kimsesizleşir, 
ıssız adam olmaya başlarsın.
Geçmiş uzar, gelecek kısalır!
Ama yaşlandıkça hem dostluğun kıymetini 
daha çok anlarsın, hissedersin,
hem hayatın acımasızlığı daha çok acıtır.
Sen de bilirsin.
Dostluklar kolay kurulmuyor.
Yıllar ilerledikçe yeni dostlar edinmek
çok daha zorlaşıyor.
Zorlaşırken de, mevcutlar nadideleşiyor.
Gelecek kısaldıkça, yalnızlaşıyoruz.

Sevgili Aydın Engin'in
dostluğu benim için çok değerliydi.
Mavramız hiç bitmezdi.
Birlikte Alman mamulü
kamyoncu konyağı içmeye bayılırdık,
renkli mavralarımızla birlikte...
O bana daha çok Frankfurt'ta geçen
komünistlik zamanlarını,
taksi şoförlüğü yaptığı yıllarını anlatırdı.
Ben de arada lafı ağzından kapabilirsem,
benim Bremen'deki "Franz Fanon ve
şiddet
"ten Trabzon'daki solculuk ve "darbeci"liğe
uzanan askerlik zamanlarımı anlatmaya çalışırdım.
Arada tabii Cumhuriyet'ten,
"İlhan Abi"den de söz açılmadan olmazdı.
Bazen geçmişin buruk anıları 
gözlerimizi nemlendirirdi.
Sevgili Çıtır, "TKP'li zamanları"ndan söz ederdi.
Benim gibi sıkıcı değildi onun sohbeti, 
ziyadesiyle revnaklıydı.
Ben de fırsat bulup araya girebilirsem,
1971'in 12 Mart askeri darbesiyle
Doğan Avcıoğlu ve cuntacılık dönemimden
renkli resimler çizmeye çalışırdım.
Ondan dinlemeyi sevdiğim
konulardan biri de, yazarlığını
ve oyunculuğunu yaptığı, 1970'lerde ortalığı
fena halde sallayan Devri Süleyman oyunuydu.
Gazetecilik geyiği de, güncel siyaset de
eksik olmazdı sohbetlerde...
Yarım asrı aşan siyasal mazimizi özeleştiri
süzgecinden samimi bir dille geçirmeyi de
ihmal etmezdik. 

Çizgi: Tan Oral

Ne zaman tanışmıştık Aydın'la?..
Çıtır'ın hafızası benden iyiydi.
1978 yılı Haziran ayında
Moskova'da tanıştık demişti.
CHP lideri Ecevit Başbakan'dı.
Ekonomi 70 cente muhtaç haldeydi.
Rahmetli Ecevit bir uçak dolusu bakan,
siyasetçi, gazeteci, diplomatla ucuz petrol
almak için "Moskova seferi"ne çıkıyordu.
Ben Cumhuriyet'te tıfıl bir muhabirdim.
Aydın Engin TKP taraflarından
bir gazeteci olduğu için Moskova'da
ilgi odağıydı, hatırlıyorum
Kremlin'de, Kızıl Meydan'da,
Lenin Mozolesi'nde hiç yanından
ayrılmamıştım.
Güzel günlerdi.
Kim bilir kaç kez yazdım,
Sovyet liderlerinden Kruşçev'in
hatıralarında geçen bir sözünden
esinlenerek:

İnsan bir yaşa gelince,
önünde gelecek değil,
daha çok geçmişi kalıyor.

Bizim için de o yaşlar gelmişti.
Sevgili Aydın Engin çok hassas bir insandı.
Duygulandığını gözleri hemen ele verirdi,
çabucak nemlenirdi.
Birbirimizi daha çok eşlerimiz 
sevgili Oya ve Ayşe üzerinden kızdırırdık.
Ben ona, "Oya senden daha iyi yazıyor"
dedikçe, o da bana "Oya yalakası" derdi.
Sevgili Aydın, yaz bir kenara,
seni çok kıskandım.
Senin ne kadar çok sevenin varmış...
Hem bundan, hem de ardından yazılan 
güzel yazılardan dolayı kıskandım.
Ben de şimdi iki satır yazmaya çalışıyorum.
Ayşe'yle beni Covid vurduğu için
yazım epeyce gecikti, kusura bakma.
Yoksa gazeteci yazısı bu kadar gecikmez.
İnşallah beğenirsin yazıyı.
Elimden bu kadarı geliyor, n'apayım.

Benim adım Hıdır
elimden gelen budur.

Peru seyahatinde (Fotoğraf: Akın Atalay)

Seninle hiç kavga ettiğimizi hatırlamıyorum,
yüksek sesle tartıştığımızı da...
Farklı düşüncelerimiz elbette vardı ama
bunları gözümüze hiç sokmadık.
Fazla uzun olmayan yıllar içinde
kökleri derine giden 
güzel bir dostluk kurduk aramızda.
Sevdiğin bir yazı yazmışsam, 
iltifatı eksik etmezdin.
Kül yutmaz bir havan vardı, 
bakışlarından da kendini belli eden...
Arada bir yazılarıma fazla tantana etmeden 
ara verirdim, senin deyişinle 
nadasa yatardım.
Beni hemen enseler, yazıya zorlardın.
Bu arada yazılarımın sertleşmeye başlayınca,
muzip sesin derhal yükselirdi arkamdan:

Oğlum ben sana
yaz dedim,
az demedim!

T24'ün gençlerine takılmayı çok severdi.
Yazılarının sonuna not düşerdi:

Marmara Adası'nda
konyak içen
Aydın Abi'niz...

T24'ün gençleri de 
ona takılırlardı, 
Aydın Zengin abimiz diye...
Çıtır da, bıyık altından 
muzip muzip güler, 
onlara şöyle bir İlhan Abi'yi hatırlatan
tilki bakışı atardı.
Hayallerimiz hiç tükenmedi.
Sohbetlerimizden, yazılarımızdan
barış, özgürlük ve adalet, 
demokrasi ve hukuk, dayanışma ve insan sevgisi hiç eksik olmadı.
Evet, beklediğimiz yarınlar
kapımızı çalmamış olsa da iyi şeyler yazdık 
diye düşünüyorum.
Her yazdığını okutan bir üslubun vardı.
Kıskanırdım.
Sohbetin tatlıydı, benimki gibi sıkıcı değildi.
Kıskanırdım.
Çok iyi bir dostumu kaybettim,
yerine artık bir başkasını koyamam. 
Bu arada affet, cenazene gelemedim,
Covid yüzünden...
Sevgili Çıtır,
Jean-Paul Sartre demiş ki:

Bir insan,
onu tanıyan son kişi
öldüğünde ölür!

Rahat uyu kardeşim,
seni çok özleyeceğim.

Yazarın Diğer Yazıları

Batı'yla veto pazarlığı: Erdoğan Türkiye'yi cehennem çukurunun kıyısına getirdi!

Yoksa iflas da kapıda mı?.. Çünkü söylentiler dolaşıyor: Türkiye, Londra bankalarındaki "altın stoku"nu döviz bulmak için eritmeye hazırlanıyor!

Geldikleri gibi gidecekler! Geldikleri gibi gidecekler! Geldikleri gibi gidecekler!

Canan Kaftancıoğlu'nu izliyorum. Her zamanki gibi dimdik, dan dan dan konuşuyor: "Asla umutsuz olmayacağız!"

Selahattin Demirtaş'tan mektup...

"Sizler toplumun vicdanı, ortak aklı ve hakkaniyetin sesi olarak ülkemizin içinde bulunduğu tıkanıklığın aşılmasına katkı sunabilirsiniz"