07 Temmuz 2020

Asker Paşalar'dan Sivil Paşalar'a...

"Ceberrut devlet"in dizginleri bir zamanlar "asker paşalar"ın elindeydi, bugün ise "sivil paşalar"ın...

Kitaplığımın tozlu rafları arasında
dolaşırken rastladım:

Tanıdıklarım,
Hüseyin Cahit Yalçın (*)

Hüseyin Cahit Yalçın 1896 Mülkiye
mezunu bir gazetecidir.
1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla
Tanin gazetesini kurar.
Başlangıçta tam destek verdiği İttihat
ve Terakki
'yi özellikle Balkan Savaşı
sonrasında eleştirmeye başlar.
Kitabın Enver Paşa, Talat Paşa ve
Cemal Paşa bölümlerini okudum.
Bu arada Hüseyin Cahit Yalçın'ı
ben de tanımıştım.
1950 yılı olmalı.
Beş altı yaşındaydım.
İstanbul'da, Şişli semtinde bahçe içinde
bir eve gitmiştik babamla.
Hüseyin Cahit Bey'in kocaman sarkık 
gıgısına dokunup onu güldürdüğümü anımsıyorum.


Daha sonraki yıllarda Hüseyin Cahit
Yalçın'ı siyasal yazılarından dolayı 
Demokrat Parti hapse mahkûm etmişti.
Babam Ahmet Cemal beni bu kez Ankara'da,
Numune Hastanesi'nde hapis cezasını
çekmekte olan Hüseyin Cahit Bey'i
ziyarete götürmüştü.
Hatıralar dipsiz kuyu gibi...   
Kitabın Enver Paşa'yla ilgili satırlarını 
okurken kendi kendime gülmeye başladım.
 

Enver Bey, Harbiye Nazırı oldu.
Çok sevindim.
Bu, gençliğin, yeniliğin ve terakki
ruhunun mühim bir zaferi idi.
Bir iki gün geçmeden, Tanin'in telefonu
öttü.
Enver'di.
Azıcık seni görmek isterim, diyordu.
Gittim.
- Tanin'de askerliğe dair bir
havadis var, bunu kim yazdı? diye sordu
ve gazeteyi uzattı.
Küçük, ehemmiyetsiz bir fıkra idi.
- Bilmiyorum, dedim, muhbirlerden
birinin havadisi olacak.
- Onu anla da bana söyle.
- Kabil değil, meslek sırrıdır.
Muhbirimizi ve havadisi nereden
aldığını söyleyemem.
Güldü:
- Ama Tanin'i kapatırız!, dedi.
- Sen sağol, dedim.
Ve Tanin'i iki gün kapadı. (sayfa 23)

Evet, bu satırları okuyunca kendi kendime
gülmeye başladım.
Hiç değişmiyor.
İttihat Terakki'den Cumhuriyet'e, çok
partili dönemin askeri darbelerine ve bugüne bir çizgi
çekin bazı şeyler gerçekten hiç değişmedi, değişmiyor.
Cumhuriyet'teki genel yayın yönetmeliği
yıllarımda 12 Eylül'ün "asker paşaları"ndan gelen telefonlar
ve yazılı emirlerle gazetenin kapatılmasına
ben de bizzat tanık olmuştum.
Gayet iyi hatırlıyorum.
Gazete santralından "Birinci Ordu arıyor,
Sıkıyönetim Komutanlığı arıyor
"
sesini duyunca derhal gerilirdim.
Can sıkıcı, hazin günlerdi.


İttihat Terakki'den bugüne değişen tek şey nedir
sorusuna gelince...
Bir zamanlar asker paşalar vardı.
Askeri darbe dönemlerinde gazeteleri onlar
kapatır, gazetecileri onlar hapse atardı.
Bugün artık asker paşalar yok.
Ama sivil paşalar var.
En son Halk TV, TELE 1 örneklerinde
olduğu gibi televizyonları onlar kapatıyor.
Beğenmedikleri gazetelerin ilanlarını onlar kesiyor.
Sosyal medyanın fişini onlar çekiyor.
"Gazeteci milleti"ni onlar hapse atıyor.
Evet, Enver Paşa'dan, İttihat Terakki'den bu yana
değişen tek bir şey var:
Bir zamanlar ceberrut devleti daha çok
asker paşalar temsil ederdi.
Bugün ise "sivil paşalar"ın elinde
"ceberrut devlet"in dizginleri...
Soruyorum:
Sivil paşalar ne zaman gidecek?
Demokrasi, hukuk, özgürlük
ne zaman kapımızı çalacak?..


* Tanıdıklarım, Hüseyin Cahit Yalçın, Yapı Kredi Yayınları, 2001.

Yazarın Diğer Yazıları

Ampul çoktan patladı!

Evet yenilgiler, hayal kırıklıkları... Ama bütün bunlara rağmen hayat özgürlük için, adalet için, hukuk için, barış için mücadele etmeye değer.

Cennette cehennem!

Denizin insana verdiği özgürlük duygusu ya da günlük hayatın esaretinden kurtulma hissi... Ama ben hâlâ kurtulabilmiş değilim bu "esaret"ten...

1000 gündür bir hücrede tek başına yatıyor; Osman Kavala'ya özgürlük!

Daha kaç gün dayanabilir bir insan... Bir hücrede, kurtarılmadan...