11 Ağustos 2014

Seçimlerin ana sonuçlarından biri, Demirtaş'ın güçlü bir lider olarak ortaya çıkmasıdır

Bu şartlarda Demirtaş'ın liderliğindeki HDP, etkili bir muhalefet sergileyerek dengeleri etkileyebilir, hatta öne çıkabilir

Bugün bütün Türkiye halkı çok akıllı.

Herkes - hemen hemen herkes - bir siyaset uzmanı bugün.

Sadece gazeteciler değil, eminim bakkalınız, simitçiniz, taksiciniz ve rastladığınız diğer insanlar dünkü seçimlerin sonuçlarını şıp diye anlamış ve neyi öne çıkaracağına çoktan karar vermiş durumdadır.

Bugün kimin eline bir kalem verseniz, benim şimdi yazdığım köşeyi anında doldurur.

Kimi, Erdoğan'ın karşı konulmaz gücünü anlatır ballandırarak...

Kimi, "hayırlısı olsun" ve "önümüzdeki maçlara bakalım" türü açıklamalarla "demokratik sisteme bağlılık" işaretleri vermeye özen gösterir...

Kimi, eşitsiz şartlardan, iktidar baskısından ve sandıklardaki hilelerden dem vurarak sonucun "adaletli olmadığı" yorumunu yapar...

Kimi, Ekmeleddin Bey'in yeterince güçlü bir aday olmadığını vurgulayarak CHP ve MHP'nin seçim yanlışlarını eleştirir...

Kimi, car car konuşmasına rağmen kıymetli mabadını koltuktan veya yanık tenini plajdan kaldıramayan "entelektüel cahiller"i sandık başına gitmediklerinden dolayı yerden yere vurur...

Hepsi haklıdır.

(Zaten Türkiye, "herkesin haklı olduğu" ve kimsenin kendi hatalarından kuşku duymadığı bir garip "süper egolar" ülkesi oldu.)

 

*   *   *

 

Elbette daha çoook analiz kaldırır bu seçimler.

Dün Twitter'da bir "ironik tahlil" denemesi gördüm. Seçim kampanyası boyunca toplumdan ve medyadan büyük ilgi gören Selahattin Demirtaş hakkında "ilk üçe girebildi" yorumu yapılıyordu. Yani alaycı bir dille onu destekleyenlerin gücü küçümseniyordu.

Dün akşamki bir televizyon programında da, bir gazeteci, "Demirtaş'ın aldığı oyların büyük çoğunluğu Kürt kitlesinden geldi; Türkiye solundan aldığı ek oylar olsa olsa seçmenin yüzde 2'si civarındadır" diyordu.

Düşündüm de... Garip geldi.

Demirtaş'ı seversiniz sevmezsiniz, politikasıyla ve temsil ettiği çevrelerle ilgili farklı görüşleriniz olabilir. Ama o, önemli bir performans yarattı ve seçimlerin en dikkat çekici faktörlerinden biri haline geldi.

Ve sonuçta 4 milyon civarında oy aldı.

Sandık başına giden 40 milyon seçmen arasından 4 milyon!

Televizyondaki gazetecinin dediği doğru bile olsa, şunu hatırlamakta yarar var: "CHP solcudur veya değildir" konusunu bir kenara bırakırsak, Türkiye'de onlarca sol, sosyalist, komünist vb. parti (ya da kendini öyle tanımlayan örgüt) arasından son yıllarda kimin hangi oranda oy aldığına bir bakın isterseniz. "Yüzde 1 oy almak" bile kolay mı?

 

*   *   *

 

Selahattin Demirtaş'ın ve partisinin dün ve son yerel seçimlerde aldığı oylara bakalım.

Göreceli olarak kısa bir süre önce, 30 Mart yerel seçimlerinde, Halkların Demokratik Partisi 901.945 oy almıştı (yüzde 2,01). Onu 2.027.782 oy (yüzde 4,51) alan Barış ve Demokrasi Partisi ile birlikte sayarsak HDP-BDP bloku 2.929.727 oy (yüzde 6,52) kazanmıştı.

Yani 3 milyon kadar oy...

Şimdi Demirtaş'a verilen oylar 4 milyona civarında.

Oran olarak da yüzde 10'a yakın (ben bu satırı yazarken % 9,8).

Siyaset sahnemizin ana aktörlerine bakarsak bu denli büyük bir artış başka kimsede yok. Hatta tersine, genelde tablo, aşağı yukarı yerinde sayma ve geriye gitme örnekleriyle dolu.

Tekrar ediyorum, severiz veya sevmeyiz; ama 10 Ağustos 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en önemli sonuçlarından birinin, Demirtaş'ın güçlü bir lider olarak ortaya çıkması olduğunu kabul etmek durumundayız.

Ayrıca Demirtaş, dünkü seçimlerde başta İstanbul olmak üzere büyük kentlerde ve Kürtler açısından "zor" bölgelerde kayda değer oy artışı sergiledi.

 

*   *   *

 

Demirtaş'la T24 adına yaptığım ve cuma günü yayımlanan söyleşide birçok önemli konu yer alıyordu. Bunlardan biri de, onun, kendisine sorduğum "Hangi durumu bir başarısızlık sayarsınız?" sorusuna verdiği cevaptı:

"Son yerel seçimde aldığımız oy civarında oy alırsak bu bir kayıp olur. Bu kadar söz söylendikten sonra, bu kadar Türkiye'nin geleceğine dair umut yaratıldıktan sonra, bu, seçmen tarafından sahiplenilmiyorsa, uzattığımız el, ezilenler adına birlikte yaşayalım söylemi sahiplenilmiyorsa, seçmenler arasında karşılık bulmuyorsa, 'Birlikte yaşamak istenmiyor kardeşim, sana ne oluyor!' algısı doğabilir."

Seçimler böyle bir gelişmeye yol açmadı. Tersine, "birlikte yaşama" isteğini güçlendirecek bir sonuç ortaya çıktı.

Demirtaş her ne kadar "Kürt lider" olarak ortaya çıksa da, kısa sürede tüm Türkiye soluna seslenmeyi ve sesini duyurmayı başardı. Bunun ne kadarı kendini "CHP'li ve solcu" sayanlar, ne kadarı sosyalist sol, bilemiyorum. "Çatı adayı"nın solla hiçbir ilişkisinin olmaması ve kampanya boyunca sola mesaj vermeye pek istekli davranmaması da durumu etkilemiş olabilir. Ancak Kürt hareketindeki değişme arzusu ve çabası ile Selahattin Demirtaş'ın kişisel duruşu ve üslubu da çok önemliydi.

"Barış süreci" denilen uzlaşma ve savaştan vaz geçme arayışı içinde, "düşman PKK", "bebek katilleri", "bölücü teröristler" gibi geçmişten devralınmış yargıların yanı sıra, "bugün yeni ölümleri önlemek adına barışı sağlamak zorundayız" anlayışı giderek öne çıktı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Demirtaş, özellikle barışa ve birlikte yaşamaya büyük vurgu yaptı ve galiba milyonların kafasındaki ve yüreğindeki önyargıları sarstı.

Dünkü seçimleri değerlendiren MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin, Demirtaş'ın aldığı oylarla ilgili olarak "Tercih edilmiştir. Belli bir oranda da sayıları artmıştır. Bunu bölücülüğe hizmet eden anlayışa götürmek doğru değildir" demesi önemli.

Erdoğan'ın seçim sonuçlarına ilişkin olarak yüksek sesle dile getirmediği değerlendirmeleri arasında, Demirtaş'ın aldığı oy oranından duyduğu "rahatsızlığın" da bulunduğundan kuşkum yok. Üstelik bu, yalnızca, istediği gibi kullanıp "sündürebildiği", daha çok bir propagandaya dönüştürdüğü "Barış süreci" ile de sınırlı değil bence.

CHP ve MHP'nin temsil ettiği muhalefetin uzun süredir etkili olamadığı ve yıllardır AKP'nin, başarısını büyük ölçüde "alternatifsizliğe borçlu olduğu" ortada.

Bu şartlarda Demirtaş'ın liderliğindeki HDP, etkili bir muhalefet sergileyerek dengeleri etkileyebilir, hatta öne çıkabilir.

Tabii hem Demirtaş hem de partisi bu görevi yerine getirme becerisi gösterebilirse.

@AksayHakan

 

Yazarın Diğer Yazıları

40 yıl dediğin nedir ki usta, 40 nefes gibi gelir ve geçer

Yıllar sonra memlekete döndüm. Tek başınaydım artık. Bu hem iyi hem kötüydü. Ama daha çok iyiydi galiba 

Moskova notları (2): İçerde yaprak kıpırdamıyor, dışarıda soğuk rüzgârlar esiyor

Duma seçimleri sonrası hareketlenecek olan dış politika sahnesinde Putin-Erdoğan görüşmesi önemli rol oynayacak. Moskova, Ankara'nın Kırım ve İdlib'deki tutumundan rahatsız

Moskova notları (1): Rusya sandık başında, muhalefet sürpriz bir karşı atak peşinde

Başkan Vladimir Putin 21 yıllık iktidardan sonra sanki seçimlerden yorulmuş ve bıkmış görünüyor