17 Ağustos 2012

Memleketi Yunan'a, Rus'a, Ermeni'ye yedirtmeyiz

Hükümetin güzel şeyler yaptığı da oluyor; ama bir adım sonra kendine çelme takıyor; bazen de neyi, neden yaptığını ne kendine ne de başkalarına açıklamaya zahmet ediyor...

(Aslında başlık “Memleketi Yunan’a, Rus’a, Ermeni’ye sattırmayız” olacaktı; ama bir süredir dilime takılıp da bir türlü dışarı çıkamayan “yedirtmem” sözünü kullanmak istedim. Kullanıp da muradıma erince gördüm ki, kendimizin hissettiğimiz bazı şeyleri - mesela, memleket - veya kişileri - mesela, işkenceci polis - düşmanlardan korumak için böyle abartılı kelimelerin telaffuzu, insana epeyce bir özgüven yüklüyor.)

 

Dışarıya açılmak

 

Hükümetin güzel şeyler yaptığı da oluyor; ama bir adım sonra kendine çelme takıyor; bazen de neyi, neden yaptığını ne kendine ne de başkalarına açıklamaya zahmet ediyor.

“Ücretli yandaş tayfa” haricinde, “sıfır sorunlu” dış politikayı eleştirmeyen kalmadı. Ama bu arada Ankara’nın son yıllardaki aktif girişimleriyle 70’i aşkın ülkeyle vizelerin kaldırılması hiç de fena olmadı.

Zamanın ruhunu doğru okuyan ve içe kapanma yerine dışa açılmaya yönelen bir başka adım da, yabancıların Türkiye’de emlak almasının kolaylaştırılmasıydı. Bunun için eski yasanın değiştirilmesi ve sıkı mütekabiliyet (karşılıklılık, yani hangi ülkede bize ne tür uygulama varsa, aynısının o ülkenin Türkiye’deki yurttaşı için de gündemde tutulması) ilkesinden vazgeçilmesi gerekiyordu.

Üç ay kadar önce yeni yasa çıkarıldı. Sonra ülkeler tek tek ele alındı ve bir genelge hazırlanarak hükümet ve cumhurbaşkanı mercilerinden geçirildi. Ortaya çıkan durum, kısa süre önce görkemli açıklamalarla duyuruldu: Artık 183 ülke yurttaşının Türkiye’den rahatlıkla gayrimenkul alabileceği ilan edildi.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, şu anda Türkiye'de 89 milyon 358 bin 947 metrekarelik taşınmazın yabancılara ait olduğunu, ülkemizde gayrimenkul alan yabancı kişi sayısının 124 bin 833 olduğunu bildiriyor. Şimdi bu sayıların hızla artması bekleniyor.

 

Araplar ve eski Sovyetler

 

Çekici özgürlük mesajlarıyla süslenen yeni yasal düzenleme, elbette felsefî değil, ekonomik hedefleri gözetiyor. Hükümet, ulusal ekonominin öncü unsurlarından inşaat ve gayrimenkul sektörlerinde yabancıların da yardımıyla milyarlarca dolar kazanma hesapları yapıyor. Anlaşılan, bu girişimin merkezinde Araplar ve İstanbul var; eski Sovyet cumhuriyetleri ve Antalya, Ege gibi bölgeler de çok önemseniyor.

\

Tabii, en özgürlükçü yasa da olsa bazı sınırlamalar var. (“Yasa” ve “yasak” kelimelerinin birbirine bu kadar benzemesi boşuna değil ya!) Nasıl derler, “ülke menfaatlerinin gereği”, yabancıların edineceği mülklerin kişi başına toplam 30 hektarı geçmesine izin verilmiyor (eskiden 2,5 hektardı). Bu sınırlamaya uymak kaydıyla yabancılar istedikleri kadar mesken, iş yeri, arsa edinebilecekler. İşyeri ve konut kısıtlaması da artık yok. Bazı durumlarda Bakanlar Kurulu kararıyla bu miktarı iki katına kadar artırma imkânı da var.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, yeni düzenlemeyi tanıtmak için büyükelçilere mektuplar gönderdiğini açıkladı. Yabancı sermaye girişini arttırmayı amaçladıklarını söyleyen Bayraktar, “Türk dizilerinin de etkisiyle” ülkemize, en başta da İstanbul’a, Boğaz’a ilgi gösteren Araplar’dan umutlu olduklarını vurgulayarak, “bu projenin daha geniş kesimlere duyurulması için özel sektörden ve zengin Körfez sermayesinin olduğu ülkelerde izlenme rekorları kıran Gümüş ve Asi gibi dizilerin oyuncuları Kıvanç Tatlıtuğ ve Tuğba Büyüküstün’den destek isteneceğini” ekledi.

Ne diyelim, vatana millete hayırlı olsun! Umarız, mali getirisi az olan Türkiye halkının Boğaz’dan ve sahillerden yararlanma hakkı da göz ardı edilmez.

 

Yasalardaki yasaklar

 

Şimdi yasal düzenlemeye tekrar dönelim. Biliyoruz, bizde devlet yasal düzenlemeleri ayrıntılı olarak açıklama ihtiyacı hissetmez, hele hele “özgürlükçü bir şeyler” yaptığına inanıyorsa, dile getirilen eleştirilere karşı sinirlenme eğilimindedir. Ama kader işte: Onların işi sinirlenmek, bizimkisi de soru sormak ve eleştirmek…

\

Yasal düzenlemelerde “ülke menfaatleri ve milli güvenlik gereği” epeyce sınırlama var. Dahası birçok cümlede “soğuk savaş dönemi kafası” ve “içe dönük alaturka mantığın izleri” hissediliyor. Yer yer yabancıların satın alacağı gayrimenkulle, sanki “ülkenin elden gidebileceği”, ya da ne bileyim, “ortalığın karışabileceği”, “casusluk faaliyetlerinin yoğunlaşabileceği” kuşkuları akla geliyor gibi.

ABD’ye, Avrupalı ülkelere, Körfez’in zengin Arap sermayesine kapılar ardına kadar açılırken, bazı ülkelere yasak ve engeller konuyor. Örneğin, Suriye, Ermenistan, Güney Kıbrıs, Küba ve Kuzey Kore yurttaşlarının Türkiye’de asla emlak sahibi olamayacakları tespit ediliyor.

Niçin? Olsalar, Türkiye parçalanır mı yine? İç savaş mı çıkar? Bizi sahte para vererek aldatırlar mı bunlar? Neden?.. (Bu arada, Yavuz Semerci’nin de işaret ettiği gibi, ülkemize mülteci olarak gelen Suriyeli’ye “buyurun” derken, parasıyla ev almak isteyene “hop!” demek de ilginç bir tutum doğrusu.)

Bazı ülkeler yurttaşları için İçişleri Bakanlığı’nın özel izni gerekiyor. (Örneğin, İran, Irak, Filistin, Hindistan…) Bazılarının arsa almasına “ama asla tarımla uğraşmayacaksın” denilerek izin veriliyor. (Örneğin, Fas, Mısır, Letonya, Afganistan...) Bazılarına “sadece tek bir mesken alabilirsin” diye sınır getiriliyor. (Örneğin, İsrail, Çin, Danimarka…)

Neden acaba? Sizce bütün bu sınırlamaların çok ince ve haklı nedenleri var mıdır? Bunlar uygulanmazsa “milli güvenliğimize yönelik” tehlikeler mi doğar?

 

'Karadeniz hassasiyeti'

 

Devam edelim.

Yukarıda dediğimiz gibi, bu yasal düzenleme, yalnızca Körfez sermayesinin değil, eski Sovyet ülkeleri yurttaşlarının da Türkiye’de mülk edinmesini kolaylaştırmayı amaçlıyor. Kazakistan, Azerbaycan, Ukrayna, Rusya…

Bir dakika, bir dakika!

Her şeyden önce kara ve denizde komşu olduğumuz bütün ülkelere sınırlamalar ve özel izin şartı getirildiğinin altını çizelim. Ne olur, ne olmaz!

Devamla, artık Türkiye’nin dış ticaret, yabancı yatırım, turizm ve insani ilişkiler bakımından önde gelen partneri Rusya’ya ve öteki Karadeniz komşusu Ukrayna’ya karşı “özel bir hassasiyetinin” olduğunu belirtelim. Bu ülkeler yurttaşlarının Karadeniz bölgesinde gayrimenkul alması yasak!

Neden? Bir Rus Trabzon’da veya bir Ukraynalı Ordu’da ev alırsa ne olur? Bunlar giderek Karadeniz’de gizli bir “kızıl yay” oluşturup memleketimizi yutarlar mı? Peki, “Karadeniz yasağı” nereleri kapsıyor? İstanbul’un kuzeyinde, mesela Sarıyer sahilinde ev alsalar?..

\

Rusya yurttaşları, şu ana kadar Türkiye’den mülk alma konusunda nispeten temkinliydi; 5 bin civarında konutları vardı; bundan sonra başta Antalya olmak üzere hızlı bir yükseliş bekleniyor.

Karadeniz bölgesinde zaten topu topu üç gayrimenkulleri var. Gelin görün ki, “özgürlükleri genişleten yeni yasalarımız” bazı Rus yayınlarına “Rusya yurttaşlarına Karadeniz yasak!” gibi başlıklarla yansıdı. Evet, tabii, “bir takım medya” mutlaka orada da vardır; ama bizde hiç mi suç yok? En azından hükümetin pek sevdiği pragmatizm prensibi ve kâr-zarar ilişkisi açısından?..

 

Ve 'Yunan tehlikesi'

 

Gelelim Yunanistan’a. Galiba 183 ülke arasında “en özel şartlar”ın getirildiği yer Yunanistan. Yunanistan yurttaşları, 28 ilden mülk edinemeyecek! Bunlar arasında İstanbul, İzmir, Aydın, Antalya, Çanakkale, Edirne ve Karadeniz, Marmara, Ege, Akdeniz sahil şeridindeki başka bazı iller var. Sadece sahil şeridinin gerisinde kalan kentlerden mülk edinebilecekler. Bu şart, Batı Trakyalı Türkler için geçerli olmayacak. (İlginç, acaba Yunanistan’daki Türk kökenlilere de benzer yasaklar uygulanıyor mu?)

Yunanlar'ın halen Türkiye'de toplam 9 bin 949 taşınmazı bulunuyor. Bu taşınmazların 4 bin 251'i Bursa'da, 3 bin 84’ü de İstanbul’da. Ege'de en fazla taşınmaza sahip oldukları kent, bin 193 taşınmazla İzmir.

Umarız “gelişen yasal özgürlüklerin ruhu”, giderek Yunanlılar’ın eskiden edindiği bu gayrimenkullere karşı bir harekâta dönüşmez.

Zorla yok edilen, minimuma indirilen azınlık nüfusları ve onların mülkiyetleriyle ilgili geçmiş “marifetlerimiz” de göz önüne alınırsa, yeni yasanın “Yunanistan karşıtı” içeriği insanın içini daha bir acıtıyor.

Şunun anlaşılması gerek: Kimse konut ve arsa alarak başka ülkeleri işgal etmiyor. Bunun başka yöntemleri var. Artık “soğuk savaş yaklaşımları”nı ve köhne korkularımızı terk etmenin zamanı geldi.
Yabancılarla birlikte yaşamak, bizim dar milliyetçi kalıplardan kurtulup evrensel realiteleri görmemiz, tesadüfen ait olduğumuz ülke, ulus, din ve başka kimlikleri tehlikeli biçimde abartmaktan vazgeçmemiz için fırsat olabilir.

Ama tam tersi sonuçlara da yol açabilir. Kendi ülkemizdeki Kürtler, ve Aleviler’le, farklı dinsel, siyasal ve yaşamsal tercihleri olanlarla bir arada yaşamakta zorlandığımız bir dönemde yaşadığımız göz önüne alınırsa…

Yazarın Diğer Yazıları

Dondurma bedava, limuzin hediye: Yaşasın Türk-Rus ilişkileri!..

Ne kadar da askerîleşmişti ilişkiler! Füze al, uçak al, helikopter al! Dön dolaş Suriye savaşına gel!

Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat

“Ölümü küçümseme, seve seve karşıla onu, çünkü o da doğanın istediği şeylerden biridir. Öyleyse us yürüten insana özgü olan; ölüm karşısında ne yüzeysel, ne düşman, ne öfkeli olmak, onu yaşamın doğal olgularından biri olarak beklemektir.”

Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi

Moskova’da Nâzım etkinlikleri başladığında başka bir iktidar vardı. Anma geleneği sürüyor. Başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Ölümsüz olan gerçek sanattır, büyük şairlerdir...