16 Şubat 2014

Hani aşkla dalga geçerdi Orhan Veli? Ya bu mektuplar?..

Kitabını arka kapağında, Orhan Veli'nin bir "gönül ustası" olduğu yazıyor. Bense "acemilikler"e takıldım.

Goethe "Aslında her kitap yalnızca yazarın dostları ve sevdikleri için yazılmıştır." derken bilmem haklı mıydı.

Öyle bile olsa, biz o kitapları okuyarak, onlardan bir şeyler öğrenerek ve onları severek, kendimizce yazarlarla dostluk kurmaya çalışırız.

Yazarın illa bizi bilmesi veya sevmesi gerekmez. Bazen tek taraflı dostluk da çok şey kazandırır.

Sevdiğimiz yazarlar ve şairlerle aramızdaki duygusal bağ gizemlidir, inişli çıkışlıdır. Kimileri bazı dönemlerle birlikte kaybolur gider. Kimileriyse "ömür boyu"dur.

Benim "müebbet bağlılık" hissettiğim edebiyatçılar arasında Orhan Veli de vardır.

Onun ince zekâsı, içten ve gösterişsiz üslubu, kendiyle ve başkalarıyla alay edebilme yeteneği, biraz da serseriliği beni hep çok etkilemiştir.

*    *    *

Yıllar önce Rus ve Türk edebiyat ustalarının aşka yaklaşımlarını ele alan bir yazı yazmıştım. Bitirirken, önce Nâzım Hikmet'in aşka verdiği önemi benzersiz bir netlikte ortaya koyduğu şiirini hatırlatmıştım:

Gelsene dedi bana

Kalsana dedi bana

Gülsene dedi bana

Ölsene dedi bana

Geldim

Kaldım

Güldüm

Öldüm...

Sonra da Orhan Veli'nin aşkı umursamayan bir havada yazdığı şiire işaret etmiştim:

Bütün güzel kadınlar zannettiler ki

Aşk üzerine yazdığım her şiir

Kendileri için yazılmıştır.

Bense daima üzüntüsünü çektim

Onları iş olsun diye yazdığımı bilmenin.

*    *    *

Topu topu 36 yıl yaşayan bu adam, sıkıntılarla geçen hayatında "gökyüzünü boyamak"tan vazgeçmeyen bir "Dalgacı Mahmut"tur:

Dalga geçerim kimi zaman da,

O da benim vazifem.

Kadınlara düşkündür. Hangi erkek değil ki! Ama bunu cesurca ortaya koyabilmek, duyguları zıplatan basit işaretleri ve dürtüleri itiraf edebilmek, bazen de "düzeyli bir serserilik" sergilemek kaçımızın yapabileceği iştir!..

Örnek mi istiyorsunuz, buyurun:

Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;

Entarisi sıyrılmış, hafiften;

Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;

Bir eliyle de göğsünü tutmuş.

İçinde kötülüğü yok, biliyorum;

Yok, benim de yok ama…

Olmaz ki!

Böyle de yatılmaz ki!

*    *    *

Bir de Aşk Resmî Geçidi vardır, hatırlıyor musunuz?

Birincisi o incecik, o dal gibi kız (...)

İkincisi Münevver Abla, benden büyük (...)

Dördüncüsü azgın bir kadın (...)

Sekizinci de o bokun soyu (...)

Onuncusu akıllı çıktı... gitti (...)

... diye kadınlarını sıraladığı.

O şiir şöyle bitiyordu:

Gelelim sonuncuya.

Hiçbirine bağlanmadım

Ona bağlandığım kadar.

Sade kadın değil, insan...

Kimdi bu "farklı kadın"?

Söylemez Orhan Veli.

Dahası, merak edenleri de - bir başka şiirinde - makaraya sarar:

Bir de sevgilim vardır, pek muteber;

İsmini söyleyemem,

Edebiyat tarihçisi bulsun.

*    *    *

Meğer "o kadın" Nahit Gelenbevi (1909-2002) imiş.

Ve meğer Orhan Veli, hocası Halil Vedat Fıratlı'nın karısına - 13 yıllık ilişkileri boyunca - sayısız kez aşkını ilan ederken hiç de "dalga geçecek" halde değilmiş. Ve onunla ilgili satırlarını hiç de "iş olsun diye" yazmamış. Dahası çok acı çekmiş, kendini "zavallı" ve "iradesiz" hissetmiş.

Yalnız Seni Arıyorum / Nahit Hanım'a mektuplar, Orhan Veli'nin (1914-1950) doğumunun yüzüncü yıldönümünde, Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı.

Ve biz bu kitapla bir dehayı ve yaşadığı hayatı biraz daha iyi anladık ve tanıdık: Gücünü, zaaflarını, gitgellerini, edebiyata bağlı kalmak için verdiği mücadeleyi...

Türkiye'nin en iyi şairlerinden birinin, yıllarca, bırakın kendine gömlek, ayakkabı, pardösü almayı, bazen bir mektup bile gönderemeyecek kadar "iktisadi imkânsızlıklar" içinde olduğunu... Ve piyangolardan, at yarışlarından, sigara satışı hayallerinden medet umduğunu...

Aynı zamanda Nahit Hanım'a ne kadar âşık olduğunu... (Kim bilir, belki de "aşka âşıktı" Orhan Veli. Bazılarına göre, âşık olduğu tek kadın Nahit Hanım değildi.)

Ne olursa olsun, 64 yıl çekmecelerde saklanan 62 mektubun kitaplaştırılması gerçekten de büyük bir olay. Sadece edebiyat dünyası ve otoriteleri için değil, benim gibi Orhan Veli hayranı sıradan okurlar açısından da.

*    *    *

Kitabın arka kapağında, mektupların, "şiirimizde çığır açmış ustanın aslında nasıl bir gönül ustası olduğunu" kanıtladığı yazıyor. Bense okurken "gönül acemilikleri"ne takıldım durdum.

"Koskoca Orhan Veli"ye acemi diyerek ukalalık yaptığımı düşünmeyin (isterseniz de düşünün, belki öyledir); aşk nöbetleri geçirdiğimiz zamanlarda kendini en "akıllı" ve "tecrübeli" sayanlarımız bile türlü acizlikler, zavallılıklar yapmaz mı! Hani "kimyamızın değiştiği" ve "kelimelerin kifayetsiz kaldığı" anlarda. Dediği gibi büyük ustanın:

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel

Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce.

Neredeyse bütün mektuplarda Orhan Veli'nin Nahit Hanım'la didiştiğini okuyoruz. Durmadan (Ankara'dan) İstanbul'a gelmesi için yalvardığını, zaman zaman çapkınlık söylentilerini yüzüne vuran evli sevgilisi karşısında nasıl köşeye sıkıştığını.

*     *    *

Bilmediğimiz, ama şairin cevaplarından içeriğini önemli ölçüde öğrendiğimiz mektuplardaki kadınsı huzursuzluk, gelecek kaygısı, sevgilisine acı çektirme arzusu, kıskanma ve kıskandırma refleksi ve duygu sömürüsüne dayalı bitmez tükenmez sitem yağmuru... Tüm bunlar herhalde sadece 40'lı yılların Nahit Hanımı'na özgü değil.

Ya Orhan Veli'nin erkeklere has acemi-primitif akıl ve mantıkla kendisini ve aşkını korumaya, açıklamaya çalışması? Onca kez dile getirilen duyguların neden hâlâ yeterince inandırıcı sayılmadığına ve her seferinde yeniden telaffuz edilmesi zorunluluğuna karşı duyduğu şaşkın ve bezgin tepki?

Birbiri olmadan yaşayamayan, ama mutlu olmayı da bir türlü başaramayan kadın ve erkek arasındaki görünmez sınırlar...

Günümüz erkekleri ve kadınları aştı mı bu imkânsız sınırları sizce?

Belki de hiç aşılmaz bu sınırlar.

Şişkin egomuza ve burnundan kıl aldırmayan özgüvenimize rağmen baş edemediğimiz beceriksizliklerimizi gizlemek için aşkla dalga geçmeyi deneyebiliriz.

Bu mümkündür ve ihtimal, bizi daha akıllı gösterir.

Ne var ki, dalga geçerken de "dalga geçilecek insan" olma riskini yok etmek mümkün değildir. :)

Twitter: @AksayHakan

 

Yazarın Diğer Yazıları

Dondurma bedava, limuzin hediye: Yaşasın Türk-Rus ilişkileri!..

Ne kadar da askerîleşmişti ilişkiler! Füze al, uçak al, helikopter al! Dön dolaş Suriye savaşına gel!

Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat

“Ölümü küçümseme, seve seve karşıla onu, çünkü o da doğanın istediği şeylerden biridir. Öyleyse us yürüten insana özgü olan; ölüm karşısında ne yüzeysel, ne düşman, ne öfkeli olmak, onu yaşamın doğal olgularından biri olarak beklemektir.”

Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi

Moskova’da Nâzım etkinlikleri başladığında başka bir iktidar vardı. Anma geleneği sürüyor. Başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Ölümsüz olan gerçek sanattır, büyük şairlerdir...