29 Mayıs 2016

Damatsız bir gelin geçti sevgisiz kalplerimizin kıyısından

'Temsilî düğün' mü dediniz? Düğün neyi 'temsil' eder, usta? Sevgiyi değil mi?

Galiba aşırı derecede siyasileşince insanlığı, vicdanı, sevgiyi korumak pek kolay olmuyor.

Ve biz aşırı derecede siyasileştik.

Her günümüzün en az birkaç saatini alan siyaset haberlerini kızgınlık, kin, şiddet duygularıyla izliyoruz.

Artık kendi zaferimizi değil, karşıtlarımızın yenilgisini, hatta felâketini, çoğu kez de ölümünü istiyoruz.

Aşk ne yana düşer, usta?

Sevgi ne yana?

Hoşgörü ne yana?

Bunları hissetmeyi bırakın, konu etmek bile zorlaştı.

O kadar çok nefret hissi suladılar/suladık ki içimizde son yıllarda, yüreğimiz kaskatı oldu.

*     *     *

 

Ve böyle bir acımasız memleketin sıradan bir karanlık gününde...

Bir internet sitesinin kenarında...

Bir gazetenin ufak bir köşesinde...

Bir televizyon haber bülteninin en sonlarında...

Sanki bizim dünyamıza ait olmayan bir küçük haber ve bazı görüntüler çarpıyor gözüme.

“Temsilî bir düğün”...

“Temsilî bir gelin”...

Ana, baba, akrabalar, dostlar, komşular, hepsi tamam...

Ama damat yok...

Onun için “temsilî zaten.

Birçok gazeteci onun için habere “damatsız düğün” başlığını verdi.

Oysa olmayan değil, olan bir şeyler öne çıkartılmalıydı bence.

Birçoğu haber bile yapmadı, yapan da “ufak gördü”.

Öyle ya, “temsilî düğün” mü olurmuş!

Koca koca adamlar her yıl devlet bütçesinden tonla ödenek alıp yüzlerce “temsilî kurtuluş töreni” düzenler ve gazeteciler anında haberleştirir bu bıkkınlık veren beceriksiz görkem tutkusunu...

Ama işte, “düğün” oldu mu “temsilî olan, o başka...

Sahi, düğün neyi “temsil” eder, usta?

Sevgiyi değil mi?

Sevgi yoksa, ne “ele güne karşı düğün yapan” tören kahramanları, ne de - sevginin sıcaklığını hissetmek yerine, “adet yerini bulsun”un emrine uymak ve pis heybelerine sığ gözlemler sokuşturmak için oraya koşan - seyirciler bir değer taşır...

*     *     *

 

Sanırım çoğunuz haberi biliyorsunuz. (Down sendromlu kızı için damatsız düğün yaptı)

Manisa’nın Soma İlçesi’nde yaşayan 28 yaşındaki down sendromlu Yasemin Erarslan yıllardır düğün hayali kurarmış. Sonunda annesi Aynur Hanım ve babası Kudret Bey kızlarının bu hayalini gerçekleştirmek için bir düğün düzenlemiş.

Düğün salonu, seyirciler, orkestra, müzik, danslar, alkışlar, kına, pasta, her şey gerçek...

Bir tek damat yok.

Varsın olmasın!

Ha bir de sevgi, coşku, dostluk ve mutluluk var.

İnternetten videosunu izledim de...

O insanlığı, o sevgiyi, o hoşgörü ve dayanışmayı hissetmemek mümkün değil.

Ve insan olduğunu hatırlayıp duygulanmamak...

Gözlerin dolmaması...

“Temsilî düğün” mü demiştiniz?

İki soğuk kelimeye sığdırılmaya çalışılan bu tören, gerçekte neleri “temsil” ediyordu acaba?

Belli ki o düğün yıllar boyunca olgunlaşmış...

Ve belki daha birçok yıl Yasemin’in yaşam coşkusuna yakıt olacak...

Ama sonuç olarak bir gün, bir gece tabii!

Olsun!

Mutluluk dediğin de bir an değil mi zaten!

O düğün için her şeyi yapmış iyi yürekli anne ve baba.

Yaparken de tek bir kılavuzları varmış:

Kızlarına karşı duydukları sevgi, özen, nezaket...

Eminim kimseye de sormamışlardır, “Damatsız düğün caiz midir?” diye...

Çünkü biliyorlar, - o Arapça kelimenin Türkçesiyle - “uygun”, “yerinde”, “yakışık alan” bir girişim bu!

Hem de nasıl “yakışık alır”!

Ancak insan olana yakışır ve yalnız sahici insanın üzerine şıp diye oturur böyle bir cesur hamle.

*     *     *

 

Sevgili Aynur Hanım,

Sevgili Kudret Bey,

Yalnızca bu haberin değil, son günlerimizin asıl kahramanı sizlersiniz.

İkinize de çok, ama çok teşekkür borçluyuz.

Bize gösterdiğiniz ya da hatırlattığınız değerler ve duygular için.

Sizi tanımıyorum ve doğrusu daha fazla tanımaya çalışmam gerektiğini de düşünmüyorum.

Hatta bu kızgın ve kindar ülkenin ruhen anormalleşmiş yurttaşlarından biri olarak, sizin hangi görüşten ve hangi partiden olduğunuzu da kesinlikle merak etmiyorum.

Çünkü biliyorum, siyasi tercihler ve desteklenen partiler belirlemiyor insanların ahlakını (her ne kadar biz tam tersine ölümüne inanmış olsak da çoğu kez).

İnsanlık bu: Ya var, ya yok...

Ve ne yazık ki...

Genellikle de yok, bu topraklarda!..

Haberle ilgili bazı yorumlara baktım...

Ülkeden sıtkı sıyrılıp başka yerlere kaçma özlemindekilerin yüreğinde bile iyimser bir ışık yakmış bu “temsilî düğün”...

Az da olsa başka benzer örneklerden dem vuran da var.

“Aile odaklı toplum” felsefesi tartışmasına sapmayı tercih eden de.

Haberin yarattığı duygular arasındaki “acıma”yı ayrıca ele alıp irdeleyen de.

Olayı Türkiye’de son zamanlarda yaşanan kirliliklerle karşılaştırıp annenin ve babanın ellerini saygıyla öpen de.

Biri yalın ve güzel yazmış: “Nefes aldıran bir davranış”...

Benim aklıma da çok özel bir çiçek türünü getirdi bu olay.

Kışa, soğuklara, hiçbir zorluğa aldırmadan, her şeye inat bir çabayla karların arasında filizlenip cesaretle güneşe doğru uzanan, öteki bitkiler sinip ortadan kaybolduğunda bile kendi yaşam ve özgürlük tutkusundan asla vazgeçmeyen o olağanüstü ve seyrek çiçekler...

Kardelenler!

Ne mutlu ki siz varsınız.

Ve yüreklerimizdeki bu kara kışın arasında, bize aydınlık ve sıcak bir umut yolluyorsunuz.

Yazarın Diğer Yazıları

Moskova'dan notlar: Maske yok, aşı çok...

Rus dostlarımın benim maske takmama bıyık altından gülümsemesine, hatta bazılarının "Sen de çıkar artık, bir şey olmaz, merak etme!" diye baskı yapmasına ne demeli?

Hiçbir şeyin 40 yıllık hatırı yok bu topraklarda; ne kahvenin, ne hayatın, ne de ölümün

Berfo Ana'ya verdiği sözü tutmayan Devlet Baba, artık Cemil Kırbayır konusunda başının ağrıtılmasından sıkılarak dava dosyasının kapatılması için düğmeye bastı.

Yine başladınız kafa tokuşturmaya ve şapur şupur öpüşmeye

Acaba ben de boynuma "tokalaşmak, sarılmak ve öpüşmek yasaktır" diye bir yazı yazıp öyle gezsem insanları kırmış mı olurum?