06 Mayıs 2018

Bu sefer Erdoğan yenilgiye uğratılabilir

Ege kıyısında bir kasabada, şenlik havasındaki bir meydandayım. İçimden kalabalığa yaklaşıp bağırmak geliyor: 'Dikkaaaat! Göktaşıııı! Bombaaaa! Diktatörlüüüük!..'

Duygularım karışık.

Birbirine çok uzak şeyler aklımda dans ediyor: Seçimler ve gelincikler gibi...

Ege kıyısında bir kasabadayım. Meydanda bir şenlik havası var.

Şarkı söyleyenler, dans edenler, kenardan gülümseyerek dedikodu yapanlar, çocuk oyunları ve bağrışmaları, kimisi aşka kimisi sekse benzeyen sarılmalar...

Hava da güzel, doğa da...

Neden beni rahatsız ediyor bu mutluluk tablosu?

İçimden bağırmak geliyor:

“Dikkaaaat! Göktaşıııı! Göktaşı düşecek kafamızaaaa!..”

Ne olur böyle bağırsam? Hiiiç! Şöyle bir bakıp devam ederler az önce yaptıkları her neyse.

Ya başka türlü bağırsam:

“Dikkaaaat! Bombaaaa! Yere yatıııın!..”

Sanırım bu işe yarayabilir.

Demek ki insanlar göktaşından fazla bombadan, doğa olaylarından ziyade terörizmden korkuyor.

Peki ya içimdekini dışarı vursam:

 “Dikkaaaat! Diktatörlüüüük!  Çok yakında uzun süreliğine yerleşebiliiiir!”

Ne yaparlar?

Emin değilim. Daha çok göktaşı tepkisine benzeyebilir.                

*             *             *

Meydana kurulan küçük sahnede adını bilmediğim bir grup şarkı söylemeye başlıyor:

“Boş vermişim dünyaya. Ağlamak istemiyorsan sen de boş ver dünyaya.

Hayat inan çok kısa. Belki çıkmayız yaza...”

Yok, o kadar da değil. Yani hayat kısa da... Şu yazı çıkarırız, çıkarmalıyız.

Meydana doluşan, gülen, eğlenen, konuşan, bağıran insanlar 24 Haziran’la ilgili ne düşünüyor acaba?

Çay bahçesi masalarının bir bölümünde Sözcü gazetesi...

Herhalde AKP’yi pek sevmiyorlar. Ve Kürtleri de. Muhtemelen dindar-muhafazakâr insanları da.

Dün burada birkaç kişiyle konuştum. Erdoğan’a ateş püskürüyorlardı. Kimisi İnce’nin “kesinlikle kazanacağını” söylüyordu. Kimisi de “ne yaparsan yap iktidarın hile-hurda yoluna devam edeceğini”. Bazıları ise kendi seslerine ve cümlelerine hayran bir edayla oy kullanmaya bile gitmeyecek kadar yükseklere yerleşmişti.

İçlerinden bazıları “HDP’nin her an AKP ile anlaşabileceğini” kanıtlamaya çalışıyordu. Sanırım bunların bir kısmı CHP’li, bir kısmı da eskiden CHP’ye oy vermiş, şimdi ise Meral Hanım’a güvenmiş kişilerdi.

Bir diğeri de “İyi Parti’nin ikinci turda Erdoğan’a sığınacağını” iddia ediyordu.

Gül’ün, Akşener’in, İnce’nin adaylığı konusunda aralarında gürültülü tartışmalar çıkıyordu.

İlginç, diye düşündüm. Hepsi Erdoğan’a karşı. Ve hepsi kendi arasında kavgalı gibi...

Onlarla biraz konuştum. Ama sesleri yükselmeye başlayınca sustum. Söylemem halinde bana çok kızacakları şu cümle içimde kıpırdandı:

“Bir bilseniz, Erdoğan sizin gibi paramparça muhalifleri ne kadar seviyor...”

*             *             *

İnsanlar siyaseti ve siyasi dengeleri iyi bilmiyor olabilir.

Ama durmadan siyasi söylemlerle oyalananların siyaset olmasa da en azından aritmetik bilmeleri, vicdanları sükûnet içindeyse bile akıllarıyla çözüme yaklaşmaları gerekmez mi?

Kimse Erdoğan’ı tek başına yenemiyor. Nokta.

Erdoğan da tek başına kazanamıyor. Onun için yanına MHP’yi, BBP’yi aldı. SP’nin epeyce peşinde koştu.

Çünkü toplama çıkarma biliyor.

Muhaliflerin önemli bir kısmı ise aritmetik gibi "banal" gerçeklerin çok üstünde, “prensip bulutları” arasında uçuşuyor.

Şunun şurasında 50 gün var; Erdoğan’a karşı olanlar, kendi aralarındaki “ilkesel kavgacılığı” bir kenara bırakamazlar mı bu süre için?

Dahası da var: Madem Erdoğan’ın tek adam rejimine karşı çıkıyorlar, o halde tek adamlığa karşı çoğulculuğu, çeşitliliği, farklılık içinde bir arada yaşamayı ve başka gruplara karşı hoşgörüyle yaklaşmayı deneyemezler mi?

Muhafazakârlar da içinde, herkese yönelik bir seçim kampanyası yürütmek gerektiği ortada değil mi? (Bu açıdan İnce’nin kampanyaya CHP rozetini çıkarıp “herkesin cumhurbaşkanı adayı” olma iddiasıyla başlaması iyi bir hamleydi.)

Özellikle Kürtler yokmuş ya da uzak durulması gereken hastalıklı seçmenlermiş gibi davranmaktan vazgeçmek gerek. HDP’yi “şeytanileştirme” stratejisinin mimarı Erdoğan. Madem muhalif adaylar ona karşı cesaretle sahneye çıktılar (evet, cesaretle, çünkü Erdoğan’a yenilirlerse yarın başlarına kötü şeyler gelebilir), o halde neden onun koyduğu oyun kurallarına göre oynuyorlar? Neden işbirliğine HDP’yi (sonuçta önemli rol oynayacak yüzde 10 civarında bir kitleyi) dâhil etmiyorlar? Hâlâ daha korku ayarlı sözüm ona taktik adımlar mı?

Bu arada iktidarın mağdur ettiği ve bazı muhalifler tarafından adaletsiz girişimlerle dışlanmaya çalışılan Kürtler ve sol hareketler arasında, muhalefet içi ayrışmayı derinleştiren ve boykota kapı aralayan açıklamaların da doğru olmadığını düşünüyorum.

En sağdan en sola kadar Erdoğan’ın tek adam rejimine karşı çıkan herkesin her gün değil, her dakika bu amacı hatırlamasını, hatırlamakta zorlanıyorsa kendi kendine durmadan tekrarlamasını, o da olmuyorsa bir kağıda yazıp sürekli olarak gözünün önünde bulundurmasını öneriyorum.

*             *             *

Bugün çoktan beri olmayan bir şans var toplumun önünde: Bu iktidardan kurtulmak mümkün.

16 yıldır iktidarda oldukları yetmiyormuş gibi, kendi egemenliklerini bir kader ve bir müebbet cezası gibi dayatanlara, bir an için bile olsa koltuktan kalkmak istemeyenlere “Artık yeter!” deme zamanı!

Halkın yarısından fazlası bu iktidara karşı. Kendi saflarında bile yoğun bir memnuniyetsizlik var.

CHP’nin 15 milletvekili hamlesinin ve Gül’ün aday olma ihtimalinin, iktidar çevrelerinde nasıl bir paniğe yok açtığını gördük.

Zayıflar ve korkuyorlar.

Korktukları için eskisinden daha sert davranıp korkutmaya çabalıyorlar.

Bütün bunları boşa çıkarmak mümkün.

Hayalden söz etmiyorum.

7 Haziran’ı hatırlayın.

O kadar çaresiz değiliz.

Yeter ki gücümüze inanalım ve kendi aramızdaki tüm farklılıkları hoşgörüyle karşılayalım.

O dincidir, bu Atatürkçüdür, öteki Kürttür, beriki Alevidir, filanca milliyetçidir, falanca solcudur türü bölücülükle uğraşmayalım.

Demin bir kağıda yazdığımız ana amacı hatırlayalım.

*             *             *

Ben bunları yazarken hava karardı. Meydandaki kalabalık büyüdü. Şarkılar daha gür sesle söyleniyor.

Yine manidar sözler çınlatıyor ortalığı:

“Bundan böyle düşünerek atın adımlarınızı.

Elbet bir gün mutluluktan yana alırız payımızı.”

İçime bir kurt düşüyor bir kez daha.

Bu insanlar 24 Haziran’a hazır mı?

Bu güzelim denizden bir adım ötede, dağların ve ovaların birkaç km içinde, harika bir bahar akşamında mutlu mesut şarkılar söylerken yarın kendilerini bekleyen tehlikeyi biliyorlar mı?

Kalabalığa yaklaşıp bağırsam mı acaba:

“Dikkaaaat!

Göktaşıııı!

Bombaaaa!

Diktatörlüüüük!..”

Yazarın Diğer Yazıları

Dondurma bedava, limuzin hediye: Yaşasın Türk-Rus ilişkileri!..

Ne kadar da askerîleşmişti ilişkiler! Füze al, uçak al, helikopter al! Dön dolaş Suriye savaşına gel!

Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat

“Ölümü küçümseme, seve seve karşıla onu, çünkü o da doğanın istediği şeylerden biridir. Öyleyse us yürüten insana özgü olan; ölüm karşısında ne yüzeysel, ne düşman, ne öfkeli olmak, onu yaşamın doğal olgularından biri olarak beklemektir.”

Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi

Moskova’da Nâzım etkinlikleri başladığında başka bir iktidar vardı. Anma geleneği sürüyor. Başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Ölümsüz olan gerçek sanattır, büyük şairlerdir...