06 Kasım 2015

1 Kasım’dan sonra ne mi yapılacak? Yaşanacak be! Az şey mi?..

Yılmaz Odabaşı ülkeyi terk etmiş, Cüneyt Ülsever köşesini kapatmış, Uğur Dündar programını bitirmiş...

Hay Allah, tam da iktidarın defterini dürmek üzereydik ki...

Küüüt diye düşüverdik.

Hayal kırıklığı büyük, çok büyük.

O kadar büyük ki...

Yani “bu kadar da olmaz!”...

Ve hayallerimiz ile gerçekler arasındaki karaltıya biraz yakından bakınca...

O da nesi?

Tam da orada duran şey...

Halkımız...

Millet...

“Millet değil illet”...

Biz hayatımızı harcarız onun için, o gider AKP’yi destekler...

Yok yok, bunlarla olmayacak!

Beter olsunlar, e mi!

Yoksa kaçıp bir yerlere gitmeli mi?

(“Patagonya’da oturma izni alması kolaymış diyorlar; doğru mu acaba?”)

Ya da ne bileyim...

Gitmeyelim de...

Başka bir şey yapalım:

Kırılalım, mesela...

Ya da küselim...

Veya küfredelim...

Şiddetle protesto edelim...

Olmadı, çaktırmadan kıvıralım; az buçuk yolumuzu değiştirelim; “atölye ayarlarımıza” (fabrika bize fazla gelir) dönelim...

Ya da işte, ne bileyim...

Her zaman akıllı ve haklı olan koskoca “egomuz” ile bu olan bitenler arasında böyle bir çelişki çıktıysa...

Sessiz kalmamız da mümkün değil haliyle!

“Egomuz” her şeyden kıymetli olduğuna göre...

Halkına da...

İktidarına da...

MHP’sine de...

CHP’sine de...

HDP’sine de...

Ooof offf!..

Rahatladık mı biraz ne!..

Yeterince değilse, bir daha:

Gidelim...

Küselim...

Küfredelim...

Halkına da...

İktidarına da...

Muhalefetine de...

Hah, galiba şimdi daha iyiyiz.

*   *   *

 

Biliyorum, çoğunuz hâlâ barut gibisiniz.

Ve bunları böyle yazdığım için bana da anında dümdüz gidebilirsiniz.

Kim tutar! Yolunuz açık olsun, tamam da...

Ne olacak şimdi?

Yani 1 Kasım’la birlikte bambaşka bir hayat mı başladı? Yoksa toptan öldük mü?

Yok, bildiğim kadarıyla boynuna ilmek geçiren yok şimdilik.

Ama epeyce ses çıkaran var.

Yılmaz Odabaşı Türkiye'yi terk ederek Fransa’ya yerleşmiş...

Uğur Dündar Halk TV’deki programına son vermiş...

Cüneyt Ülsever köşe yazarlığını bırakmış...

Cengiz Çandar da galiba bundan sonra iç politika yazmayacakmış...

Bülent Keneş Türkçe tweet atmama kararı almış...

Hilmi Yavuz (ve daha birçok aydın) şaşkınlığını ve hayal kırıklığını dile getirmiş...

Hürriyet’ten mektup varmış yine: “Önümüze bakalım” mesajı vermişler...

Daha küçük harflerle konuşanlar da “galiba artık bir şeyler değişmeli” arayışı içinde...

En çok da şu sıralar sessiz kalanlarda ciddi değişiklikler olacaktır mutlaka...

Peki, buraya kadar saydığım bütün örneklerle ilgili benim olumsuz bir yorumum var mı?

Hayır, asla.

Hepsinin hakkıdır.

İster gider, ister yazmaz, istediğini yazar, istediğini yapar, istediği gibi tepki verir, gerekli görüyorsa kendine çekidüzen verir.

Herkesin seçimi kendine...

Kim ne diyebilir!

İnadına mücadele diyen de olabilir.

Müzmin umutsuzu da, ebedî iyimseri de...

Kimse kimseyi kınamasın, kim ne isterse onu yapsın.

Hiçbir tercih, diğer tercihleri ezmek için silah olarak kullanılmasın.

Her hayat sahibine ait.

Özgürlük diyorsak, önce bunu teslim edelim.

 

*   *   *

 

Şimdi bana sert – ve her an küfre dönüşebilecek – bir vurguyla soruyorsanız eğer:

İyi güzel yazıyorsun da, kardeşim...

Ne yapalım?

1 Kasım’dan sonra nasıl yaşayalım?

Bu sorunun cevabı bende değil.

Sizde.

Ben en fazla size derim ki:

Yaşayın!

Evet, yaşayın!

Az şey mi?

Nefes alın, güç alın, zevk alın...

Hayatınızdaki sevgi bilançosunu bir dökün önünüze; eksikleri tamamlayın...

Şiir okuyun, şarkı söyleyin, dans edin...

Âşık olun; varsa biraz solan ama umudu tükenmemiş duygunuz, yeniden su verin...

Çiçek koklayın, resim yapın, fotoğraf çekin, doğayı keşfedin...

Hayvanlarla dost olun (çok keyiflidir, inanın)...

İnsanlarla da mümkünse (biliyorum, daha zordur ve ince emek ister, riski de fazladır, ama olsun)...

Onları anlamaya çalışın...

Onlara tepeden bakmayın...

Düşmanlık yapmak kolay, şifreleri çözmek zordur.

Ha bir de kendinizi anlamaya çalışın.

Kimsiniz kardeşim siz?

Niye bu kadar akıllı ve bu kadar önemlisiniz?

Nerede büyüttünüz bu egoyu, nasıl becerdiniz?

Bunları hiç olmazsa ara sıra düşünün...

Ve kendinizi daha iyi, daha özgür, daha mutlu hissettiren şeyleri eskisinden daha sık yapmaya çalışın...

Kısacası:

Yaşayın!

Az mı?

 

*   *   *

Ha, pardon, bu yazının siyasi mesajı eksik kaldı galiba biraz.

Kusura bakmayın.

Onu beceremedim.

Ve işin kolayına kaçmaya karar verdim.

Geçen gün Moskovalı yazar arkadaşım M. Hakkı Yazıcı’nın Facebook sayfasında bir Rus sanatçının (Aleksey Merinov’un) karikatürünü gördüm.

Ve onu bu yazıya koydum.

Karikatürde bir parça size (ve evet, kesinlikle haklısınız, bir de bana) benzeyen adamın umutsuzca yumrukladığı kapının üzerinde yazan iki kelimeyi sizin için ücretsiz tercüme edeyim:

“Çıkış yok.”

Sağlıcakla kalın!..

 

Yazarın Diğer Yazıları

Sahi, şu anda kim iktidar kim muhalefet?

En son ne zaman o farklı insanlardan tek bir tanesini kazanmayı başarabildiniz?

Ne şarkılara pranga vurulabilir ne de anılara

Bazen bir müzik, bazen bir koku, bazen bir söz, bazen de bir görüntü aniden insanın içini sızlatır, canını yakar

Bahsedilen sayı değil insandır

Gerçekleri örten sayıların ruhunu tanımaktaki isteksizliğiniz yüzünden savaşlar, çatışmalar, trafik kazaları sürüp gidecek...Ve siz hep kaygısız dinleyeceksiniz o kanlı sayıları...