31 Temmuz 2022

Parlak aklın ve kusursuz sadeliğin dayanılmaz çekiciliği: Angela Merkel

Angela Merkel'in kariyeri ve liderliği, "siyasette neden daha fazla bilim insanı yok" sorularını gündeme taşıdı. Bu anlamda, küresel siyasette ve liderlikte bir boşluk bırakacağı yadsınamaz.  Dünya ve özellikle ülkesi Almanya onun siyasette yokluğunu çok hissedecek!

1999 sonlarında bir finans skandalı patlayıp Helmut Kohl istifasını verdiğinde Angela Merkel'i belki Alman medyası tanıyordu ama dünya pek tanımıyordu.

Peki, ne olmuştu?

Alman Demokrat Partisi (CDU) ve onun lideri Kohl, yasadışı kampanya katkılarını kabul etmiş ve kullanılmasına izin vermişti.

Kohl'un çırağı Angela Merkel, 22 Aralık'ta yayımladığı bir açık mektupla, partiyi Kohl olmadan yeni bir başlangıç ​​yapmaya çağırdı ve birden dikkatler Doğu Almanya kökenli bir siyasetçi olan Angela Merkel üzerine döndü.

Merkel, 10 Nisan 2000'de CDU başkanlığına seçildi ve partiyi yöneten ilk kadın ve Katolik olmayan ilk kişi oldu.

2002 seçimlerinde şansını denedi, seçimleri kıl payı kaybettikten sonra, muhalefet lideri oldu; 2005'te de Şansölye. Tam 16 yıl başbakan olarak yalnızca Almanya'da değil, tüm dünyada görünürlüğünü ve popülaritesini sürdürdü.

Ancak hayat o kadar da kolay değildi; krizler sıraya girmiş tek tek onun önünden geçiyordu. Önce tüm Avrupa Birliğini kıskaca almış finans krizi, ardından mülteci ve son olarak da pandemi karşısında dünya bilimsel kanıtlara dayalı karar üreten ve bu tutumuyla halkının güvenini kazanan bir Merkel tanıyacaktı.

Pandemi ve bilim aklının rehberliği

18 Mart 2020'de Merkel, nadir olarak yaptığı televizyon konuşmalarından birini yapıyordu.

Hem Alman hem de Avrupa Birliği bayrakları yanında kameraya bakarken, alışılmadık bir tarzda başladığı konuşmasında demokrasinin ve şeffaf siyasi kararlar almanın önemini vurguluyor ve pandemi hakkında paylaşmakta olduğu bilgilerin kapsamlı araştırmalara dayandığını belirtiyordu. 

Almanya'nın ilk Koronavirüs vakası 2020 Ocak ayı sonunda doğrulanmıştı. Bunu izleyen birkaç ay Almanların günlük yaşamlarında önemli bir farklılık göze çarpmadı. Bu arada Alman yöneticiler aşamalı tedbirlerle ilerlerken virüsün etkisi tüm ülkede arttı ve giderek daha yıkıcı olmaya başladı. 

Bunun üzerine diğer ülkelerde olduğu gibi insanlar sokaktan evlere çekildiler; büyük toplantılar iptal edilirken restoranlar, tiyatrolar ve konser salonları kapanmaya başladı. Merkel ulusa sesleniş konuşmasını yaptığı 18 Mart'ta başkentin sosyal ve kültürel yaşamı kararmıştı. 

İkinci Dünya Savaşı'nı yaşamış ve ardından bölünmüş halde yaşamak zorunda kalmış, özellikle Berlin'in Doğu yakası sakinleri, özgürlüğün ne kadar çabuk kaybedilebileceğini hatırladılar. Bu kez savaşlar değil, bir virüs insanların özgürlüğünü ellerinden alıyordu.

İşte o karanlık atmosfer içinde Merkel, liderliğini pekiştirecek olan nadir televizyon konuşmalarından birini yapıyordu.

Fizikçi Merkel

Bu süreçte Merkel'in bilinen ama hatırlanmayan bir yönü ön plana çıktı. O bir bilim insanıydı; bir fizikçiydi.

Kuantum kimyası alanında doktora derecesine sahip olması, yapay zeka (AI) ve kuantum hesaplama gibi yenilikçi fikirlerin Alman ekonomisi ve daha ötesinde dünyanın geleceği için önemini kavramasını sağladı. Yenilikçi teknolojilere yönelik 2 milyar Euro'luk bir program devreye sokarak bilimsel araştırmaların önünü açtı. 

Bilim eğitimi ile geliştirdiği araştırma ve kanıta dayalı düşünme yeteneği ile çözüm üretme becerisi, şeffaf yönetim anlayışı, sakin ve güvenilir kişiliği onu zamanla dünya liderleri arasında ayrıcalıklı bir yere oturttu.

Liderlik tarzı analitik, abartıdan uzak, dengeli ve temkinli olarak tanımlanan Merkel, Covid-19'a karşı mücadelede karakteristik akılcılığını ve bilimsel yeteneğini alışılmadık bir şekilde ortaya koydu; halkına klişe tıbbi tavsiyeler değil; bilime, sosyal dayanışmaya ve demokrasiye atıfta bulunarak rehberliğini sürdürdü.

Akılcılığı ve duygusal çekiciliği, artan pandemi paniği anındaki sakin ama şeffaf duruşu Almanlar üzerinde etkili oldu. Almanya onu dinledi; onun dürüst, abartısız ve açık bilgi sunumuna inandı ve virüsle savaşta onun yanında yer aldı.

Bu mücadelede Merkel'in çeşitli avantajları vardı: Almanya geneline dağılmış ciddi, eşgüdüm içinde Ar-Ge odaklı bir sağlık sistemi; halkın zor kazanılmış güveni; 30 yıllık siyasi deneyimi ile bir bilim insanına özgü alçakgönüllü liderlik anlayışı. 

Bilim insanları ile masaya oturdu; bilgi toplama konusundaki titizliği, dürüstlüğü ve soğukkanlılığı ile kanıta dayalı düşünceyi ve karar mekanizmalarını devreye sokması gittikçe artan bir güven ortamı sağladı.

Bu süreçte Merkel, bilim insanları ve araştırma yöneticileriyle düzenli olarak toplantılar yaptı; bilim alanındaki uzmanlığı, bilim insanları ile uzmanlık düzeyinde iletişim kurmasını sağladı. Pandemi dönemindeki toplantılara kendi hazırladığı simülasyonlar ve modellerle katıldığı söylenir. Dolayısıyla Covid-19 için ilk tanı testinin ve m-RNA teknolojisine dayanan ilk aşının Alman patenti ile sunulması da bir rastlantı değildi.

Doğu Almanya'dan gelen lider

1954 doğumlu Merkel, Berlin'in kuzeyinde küçük bir Doğu Alman kasabasında büyüdü. Babası bir Lutheran papazıydı ve Doğu Almanya'nın güvenlik servisi Stasi tarafından gözlem altındaydı. 

Parlak bir öğrencilik geçmişi olan Merkel, 1989'da Berlin Duvarı yıkıldığında bilimsel araştırma projeleri yürütüyordu.

Doğu ve batı birleşmişti ve Merkel, eski bir Doğu Alman olarak, özgürlüğün her şeyden önemli olduğunu çok iyi biliyordu. Bu yeni oluşum sürecinin bir parçası olmayı seçerek, bir siyasi gruba katılmak için işini bıraktı ve böylece siyasi kariyeri de sessizce başlamış oldu.

2005 yılında başbakanlığa yükseldiğinde Merkel, bir kadın ve bir Doğu Alman olarak; üstelik hukuk ya da kamu hizmeti geçmişi olmadan; buna karşın ciddi bir bilim geçmişi ile tüm dikkatlerin üzerinde toplanmasına neden oldu. Süreç gerçekten olağanüstü sıra dışıydı.

Onun rehberliği altında, siyasi karar vermede bilimin rolü öncelikli h^le geldi, hem yerel hem de uluslararası tehditler karşısında akılcı tutumu ile diğer dünya liderleri arasında farklı bir yere sahip oldu.

Alman Kimya Derneği'nin Yönetici Direktörü Wolfram Koch, Merkel'in bilimsel geçmişinin Almanya'nın bilim politikası üzerinde kesinlikle olumlu bir etkisi olduğunu söylüyor. Max Planck Enstitüsü Başkanı Martin Stratmann da Merkel'in bilimsel eğitiminin şansölyeliğinin iki büyük krizine karşı verdiği savaşı kazanmasında etkili olduğuna inanıyor: 2008 mali krizi ve pandemi. Her iki durumda da, diğer alanlarda kesinti yaparken bilim ve teknoloji harcamalarını artırdı. Sonuç olarak, Almanya her iki krizden de oldukça iyi bir performansla çıktı.

Merkel'in anketlerde popülaritesini ve güvenilirliğini artıran en büyük hamlesi, birçok liderin aksine, Covid-19 verilerini etkili ve şeffaf bir şekilde değerlendirmesi ve değerlendirilmesine izin vermesidir.

Böbürlenmeler, suçlamalar, hedef şaşırtmacalar, şüpheli iddialar veya imalar olmadan bir liderin yapması gereken her şeyi yaptı: Durumun ciddiyetini açıklarken hükümet yardımının ihtiyacı olan herkese akmasını sağladı; halkına ve özellikle ön saflardaki sağlık çalışanlarına abartısız sadeliği ile ama çok içten teşekkür etti ve sonra, popülaritesinin zirvesinde, kendi isteğiyle siyasete veda etti. 

Angela Merkel'in kariyeri ve liderliği, "siyasette neden daha fazla bilim insanı yok" sorularını gündeme taşıdı. Bu anlamda, küresel siyasette ve liderlikte bir boşluk bırakacağı yadsınamaz. 

Dünya ve özellikle ülkesi Almanya onun siyasette yokluğunu çok hissedecek!



Kaynakça:

Nafiye Güneç Kıyak kimdir?

Nafiye Güneç Kıyak, Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi (İÜ) Fizik Bölümü ve yüksek lisans eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Nükleer Enerji Enstitüsünde tamamladı.

Çalışma hayatına Türkiye Atom Enerjisi Kurumu- Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde araştırma reaktörü radyasyon güvenliği sorumlusu olarak başladı.

Doktora sonrası Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu bursu ile Almanya-GSF (Gesselshaft für Strahlen und Umweltforshung-Munchen)'de "nükleer santraller çevre analizleri, radyasyon dozimetrisi, nükleer teknikler" alanlarında çalışmalarda bulundu.

Yurda dönüşünün hemen ardından doçent ve daha sonrasında da profesör oldu.

1996 yılında kurulan Işık Üniversitesi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve çeşitli kademelerde görev alarak kurucu fizik bölüm başkanlığı, Fen Bilimleri Enstitüsü müdürlüğü görevlerinde bulundu. "Lüminesans Araştırma ve Arkeometri Laboratuvarı"nı kurdu modern fizik konularında lisans ve yüksek lisans dersleri verdi.

2010- 2015 yılları arasında Işık Üniversitesi Rektörü olarak görev yaptı.

Rektörlük süresini tamamlamasının sonrasında Feyziye Mektepleri Vakfı okulları CEO'su görevinde bulundu.

Prof. Kıyak'ın uluslararası bilimsel dergilerde yayımlanmış çok sayıda bilimsel makalesi, yurtiçi ve yurt dışında sunulmuş 200 dolayında bilimsel çalışması bulunmaktadır.

Ayrıca popüler bilim alanında üç kitabın yazarıdır: Aklın bilinmeyene yolculuğu: KOZMOS; Sırlar evrenine açılan kapı: KUANTUM ve Başlangıcın ötesi: ÇOKLU EVRENLER.

2019'dan bu yana T24 Haftalık’ta popüler bilim konularında yazılar yazmaktadır.

Prof. Kıyak evli ve iki çocuk sahibidir.

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Yapay zekâ bilinç kazanır mı?

Yapay bilinç, yapay zekâ ile ilintili bir kavram; canlı organizma olmayan bir varlığın bilinç geliştirmesi olarak tanımlı; henüz modellenebilmiş ve pratiğe dökülebilmiş değil. Ancak yeni dönem bilim- kurgu yazarları için olağanüstü çekici bir alan

Dünya dışı uygarlıklar ile kuantum iletişim

Eğer bizim gibi veya bizden daha uygar bir akıllı yaşam varsa, kuantum iletişimini benimsemiş olmaları kuvvetle olası. Bu yöntemle alınacak mesajlar bizim için iki açıdan çok önemli: Birincisi, kuantum tekniklerin kullanıldığı bir mesaj, bize akıllı bir kaynaktan gönderildiğini gösterir. Bu da en büyük birkaç sorumuzdan birinin yanıtıdır. Yani, uzayda yalnız değiliz!

Bir başbakan kuantum hesaplamayı açıklıyor?

Belli ki kimse kuantum hesaplama açıklamasını bir başbakandan beklemiyor ama keyifli bir an