05 Mayıs 2024

Bilim insanları ve sağduyu

9 Temmuz 1955'te yayınlanan Russell-Einstein Manifestosu, nükleer silahların insanlığa yönelik oluşturduğu tehlikeleri değerlendirmek üzere bilimsel bir konferans yapılması çağrısında bulunuyordu

Büyük ve kanlı savaş sona ermişti ama insanlığın geleceği açısından karşı karşıya kalınan sorunlar savaşı gölgede bırakacak boyutta dehşet vericiydi.

Şimdi yeni ve daha büyük bir savaş başlıyordu; bu kez insanlığın ortak düşmanının adı "nükleer tehlike".

24 Ocak 1946, savaş biteli daha altı ay bile olmamış,  BM Genel Kurulu nükleer silahların tamamen ortadan kaldırılması ve nükleer silahlarla ilgilenecek bir komisyon kurulması çağrısında bulunuyor.

Bildiğimiz kadarı ile o ana kadar nükleer silah sahibi tek bir ülke vardı ve o da iki bombasını bir yıl önce kullanmıştı!

Belli ki bazı ülkeler kendini laboratuvarlara kapatmış silah üretmeye çalışmaktaydı.

Yani, nefesi yeten ülkeler nükleer bomba yapma peşine düşmüş; geleceklerini onların gölgesinde koruyabilecekleri inancındalar.

Çok geçmeden uluslararası toplum, ardı ardına nükleer bombaların denenmesine tanıklık edecektir.

Silahlanma yarışı

BM tarafından yapılan nükleer silahların ortadan kaldırılması çağrısının üzerinden dört yıl yıl geçer.

29 Ağustos 1949: Sovyetler Birliği, ilk nükleer bombasını Kazakistan'ın Semipalatinsk kentinde başarıyla test eden ABD'den sonra ikinci ülke oluyor.

3 Ekim 1952: İngiltere Avustralya'da nükleer silah denemesi yapıyor. Birleşik Krallık bu ilk nükleer denemesini Batı Avustralya kıyısı açıklarındaki Montebello Adaları'nda gerçekleştirdi ve daha sonra Güney Avustralya'daki Maralinga ve Emu Sahalarında bir dizi test daha gerçekleştirecek.

ABD'de Edward Teller öncülüğünde çok daha güçlü bir bomba için çalışmalara başlanmış; dahası Hiroşima'yı yok eden bombanın 2500 katı daha güçlü bir bombanın üretilebileceği yönünde bilgiler var.

1 Kasım 1952: ABD ilk hidrojen bombasını deniyor. Marshall Adaları'ndaki Enewetak Mercan Adası'nda patlatılan bu bomba Nagazaki bombasından 500 kat daha güçlü.

1 Mart 1954: Amerika Birleşik Devletleri, Pasifik Okyanusu'ndaki Bikini Mercan Adası'nda 17 megatonluk hidrojen bombasını patlatarak  J Rongelap ve Utirik bölgelerinin radyoaktif kirlenmesine neden oluyor.

Bu çok güçlü bir bomba; hiç kimse bu ölümcül radyoaktif parçacıkların ne kadar geniş bir alana yayılabileceğini kestiremiyor.

Bir atom bombası Hiroşima'yı yok edebilmişti ancak bir hidrojen bombasının Londra, New York, Moskova gibi büyük metropolleri tümüyle yok edebilme gücüne sahip olduğu gerçaği ile yüzleşiliyor.

Bilim insanları hidrojen bombalarıyla yapılacak bir savaşın insan ırkının sonunu getirebileceği konusunda hemfikirdir.

Russell-Einstein Manifestosu

Doğal olarak bu gerçekle ilk yüzleşenler bilim insanlarıydı. Savaşın son yılında kendi aralarında bölünmelerine rağmen yaratıcısı oldukları atom bombasını kullanımına karşı çıkmışlardı.

Ama şimdi çok daha güçlüleri yapılıyordu ve üstelik nükleer silah üretimi artık sır değildi ve bu bilgiyi yok etmenin bir yolu da yoktu.

Ülkelerin nükleer test yapma çılgınlığı olanca hızıyla devam ederken filozof Bertrand Russell ve fizikçi Albert Einstein ve diğer önde gelen bilim insanları, 9 Temmuz 1955' tarihinde Londra'da nükleer savaşın tehlikelerine ilişkin uyarıda bulunan bir manifesto yayınladılar ve tüm hükümetleri anlaşmazlıkları barışçıl yollarla çözmeye çağırdılar.

Albert Einstein kaleme aldığı bu metnin yayınlanmasından birkaç ay önce hayatını kaybetmişti.

9 Temmuz 1955'te yayınlanan Russell-Einstein Manifestosu, nükleer silahların insanlığa yönelik oluşturduğu tehlikeleri değerlendirmek üzere bilimsel bir konferans yapılması çağrısında bulunuyordu.

Pugwash hareketi

Kanadalı bir yatırımcı olan Cyrus Eaton, konferansa doğduğu kasaba olan Pugwash Nova Scotia'da ev sahipliği yapmayı teklif etti. İlk konferans Temmuz 1957'de düzenlendi ve bu konferansa 22 bilim insanı katıldı.

Sonrasında konferanslar devam etti. Pugwash hareketi olarak anılacak olan bu insiyatif, savaşta ve barışta nükleer enerjinin tehlikeleri, nükleer silahların kontrolü ve bilimin topluma karşı sorumluluğunu merkeze alıyor. Hareket, bilimsel ve kanıta dayalı politika yapımına katkıda bulunmayı ve uluslararası diyaloğu teşvik ederek kitle imha silahlarının ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar yapmak üzere bilim insanlarını ve diğer ilgilileri bir araya getirmeyi amacı taşımakta.   

Pugwash hareketi, bilimsel dürüstlük ve önyargısızlık konusunda uluslararası toplumda ses uyandırdı ve saygınlık kazandı. Çabaları karşılık buldu.

Pugwash çalışma grupları Kısmi Test Yasağı Anlaşması'nın (1963), Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'nın (1968) ve Kimyasal Silahlar Sözleşmesinin (1993) hazırlanmasına önemli katkılarda bulundular.

1957 Konferansı

Soğuk Savaş sırasında Doğu bloku ile Batı demokrasileri arasında bir iletişim kanalı görevi gördüler.

Pugwash, kurucularından biri olan Joseph Rotblat 1995 yılında "nükleer silahların uluslararası ilişkilerde oynadığı rolü azaltma ve uzun vadede bu tür nükleer silahları ortadan kaldırma" çabaları nedeniyle Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldü.

9 Temmuz 1955'te yayınlanan Russell-Einstein Manifestosu, bilim insanlarının sorumluluğunu yansıtması açısından çok önemli.

Manifestonun son paragrafı insanlığın karşı karşıya kaldığı tehdit ve tehlikeyi özetliyor:

"İnsan olarak insana sesleniyoruz: İnsanlığınızı hatırlayın, gerisini unutun. Eğer bunu yapabilirseniz, yeni bir cennetin yolu açık olacaktır; eğer bunu yapamazsanız, evrensel ölüm riskiyle karşı karşıyasınız demektir."


Kaynakça

https://britishpugwash.org/what-is-pugwash/

https://www.nobelprize.org/prizes/peace/1995/pugwash/facts/

https://physicsworld.com/a/the-social-conscience-of-scientists/

https://physicsworld.com/a/leo-szilard-the-physicist-who-envisaged-nuclear-weapons-but-later-opposed-their-use/?notification=onesignal

Nafiye Güneç Kıyak kimdir?

Nafiye Güneç Kıyak, lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi (İÜ) Fizik Bölümünde ve yüksek lisans eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Nükleer Enerji Enstitüsünde tamamladı.

Çalışma hayatına Türkiye Atom Enerjisi Kurumu - Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde araştırma reaktörü radyasyon güvenliği sorumlusu olarak başladı. 

Doktora sonrası Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu bursu ile Almanya-GSF (Gesellschaft für Strahlen- und Umweltforschung-München)'de "nükleer santraller çevre analizleri, radyasyon dozimetrisi, nükleer teknikler" alanlarında çalışmalarda bulundu. 

Yurda dönüşünün hemen ardından doçent ve daha sonrasında da profesör oldu.

1996 yılında kurulan Işık Üniversitesi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve çeşitli kademelerde görev alarak kurucu fizik bölüm başkanlığı, Fen Bilimleri Enstitüsü müdürlüğü görevlerinde bulundu. "Lüminesans Araştırma ve Arkeometri Laboratuvarı"nı kurdu modern fizik konularında lisans ve yüksek lisans dersleri verdi.

2010- 2015 yılları arasında Işık Üniversitesi Rektörü olarak görev yaptı. 

Rektörlük süresini tamamlamasının sonrasında Feyziye Mektepleri Vakfı okulları CEO'su görevinde bulundu. 

Prof. Kıyak'ın uluslararası bilimsel dergilerde yayımlanmış çok sayıda bilimsel makalesi, yurtiçi ve yurt dışında sunulmuş 200 dolayında bilimsel çalışması bulunmaktadır.

Ayrıca popüler bilim alanında üç kitabın yazarıdır: Aklın bilinmeyene yolculuğu: KOZMOSSırlar evrenine açılan kapı: KUANTUM ve Başlangıcın ötesi: ÇOKLU EVRENLER. 

2019'dan bu yana T24 Haftalık'ta popüler bilim konularında yazılar yazmaktadır. 

Prof. Kıyak evli ve iki çocuk sahibidir.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Evrenin tuhaf yıldızları

Kendi etrafında yüksek hızlarla dönen nötron yıldızı, düzenli aralıklarla bir elektromanyetik ışıma yayıyorsa bu nötron yıldızı "pulsar" olarak adlandırılıyor

Dünya'nın durduğu gün

Dünya durursa ne olur?

Varoluşun anahtarı: Higgs bozonu

Peter Higgs, 60 yıllık bekleyişinin o tarifsiz duygu seli içinde bir inanılmazı yaşıyordu. Onun kanıtlanması çok zor denilen öngörüleri nihayet doğrulanmıştı...