21 Şubat 2021

Ay'a seyahat

Daha 1 yıl önce, 2020'de, 2,5 milyon insanımızın ismini NASA aracılığıyla Mars'a gönderdiğini hatırlarsak, Mars yerine Ay tercihi sanki siyasi açıdan stratejik bir hata gibi duruyor

Türkiye uzay programını açıkladı; 2023'te Ay'a sert iniş, 2028'de yumuşak iniş planlanıyor. Bazı boşluklar olsa da Türkiye, en azından uzayda olma niyetini ortaya koymuş oldu.

Biraz daha fazla hayal gücüne ihtiyacımız var.

Hayalgücü demişken Jules Verne'in "Aya Yolculuk" öyküsü nü hatırlamamak elde değil.

Amerikan iç savaşı bitmiş Baltimore şehrinin zengin aileleri bir araya gelerek Ay'a gitme planı yapıyorlar. Bunun için bir uzay gemisi inşa etmeleri gerekecek ve onunla Ay'a gidecekler.

Ay'a Seyahat, Jules Verne'in 1865 yılında yazmış olduğu bir bilim kurgu öyküsü. Bundan yaklaşık 100 yıl sonra, 1969 yılında bu kurgu gerçeğe dönüşecek ve ilk "insan ayak izi" Ay yüzeyinde görüntülenecektir.

Verne'in öyküsünde teknolojik olarak gerçekleştirilmesi olanaksız olan kurgu yolculuk ile gerçek Ay yolculuğu arasında ilginç benzerlikler de yok değil. Her ikisinde de kalkış Florida'dan yapılıyor ve geri dönüşte iniş okyanus üzerinden. Her ikisinde de üç kişiden oluşan bir mürettebat var. Verne'in diğer öyküleri de olağanüstü hayal gücü barındırıyor.

Hayal gücü böyle bir şey olmalı; Jules Verne bu alanda tartışmasız öncü lider, bu arada Wells ve George Orwell'i de unutmayalım!

Ay'ın oluşumu

Dünya'nın tek uydusu olan Ay, her dönem insanın ilgi odağında oldu. Şimdilerde NASA "Artemis" adlı bir program çerçevesinde 2024'te Ay'a bir erkek ve bir kadın astronot gönderme planları bulunduğunu bildiriyor.

NASA'nın Ay ile ilintili projelerinde Apollo ve Artemis isimlerinin seçilmesi bir tesadüf değil.

Antik Yunan'da Ay Tanrıcası Selene olarak geçiyor olmakla birlikte Artemis de Yunan mitolojisinde Ay ile ilişkilendirilir. Artemis, Zeus ve Leto'nun kızı ve Apollo'nun ikiz kız kardeşidir.

Uzun süre Ay'ın Dünya'dan arta kalan kalıntılardan oluştuğu düşünülüyordu. 1969 Apollo uzay yolculuğunda alınan taş örneklerinin Dünya kabuğundakiler ile aynı içeriğe sahip olduğu görüldü.

Ancak kabul gören bir teoriye göre Ay bir çarpışma sonrası oluştu.

Genç Güneş Sistemi içinde Dünya, Güneş etrafında dönen çok sayıda gezegenden biriydi. Theia da Güneş etrafında dönmekte olan Mars büyüklüğünde bir gök cismiydi. Theia ve Dünya çarpıştılar. Theia Dünya tarafından yutuldu, kopan parçalardan Ay oluştu.

Bu çarpışma kafa-kafaya bir çarpışma değildi, simülasyonlar kafa-kafaya çarpışmada iki gezegenin de yok olacağını gösteriyor. Çarpışmanın Dünya lehine eğimli bir çarpışma olduğu öngörülüyor.

Çarpışma kalıntılarından oluşan Ay, daha sonra Dünya'nın çekim alanında kalarak evrende henüz benzerine rastlayamadığımız canlı yaşamın oluşmasında önemli bir rol üstleniyor.

Ay zamanla Dünya'yı yavaşlatıyor.

Dünya, önceleri kendi etrafında 6 saatte dönerken sonraları Ay'ın çekim gücü ile bu dönüş süresi 24 saate çıkıyor; okyanusları harekete geçmesiyle Dünya üzerinde yaşam da başlamış oluyor.

Ay olmasa Dünya üzerinde yaşam olmayabilirdi, deniyor.

Ay: Uzay savaşlarının merkez üssü

2. Dünya Savaşı sonrası süper güç olma adına ABD ve Sovyetler arasında uzay yarışları başlamıştı. Bu yarışlarda ilkleri başarma anlamında Sovyetler açık ara önde idi; nitekim 12 Nisan 1961 yılında Yuri Gagarin ilk uzaya giden insan ünvanını alarak Sovyet üstünlüğünü garantilemişti. Amerikalılar çok tedirgin oldular, uzay yarışında galip gelebilmek uğruna bütçelerinin neredeyse yüzde 4,5'ini uzay harcamalarına ayırdılar. Nihayet 1969 yılında Apollo astronotları aya ayak bastığında, Ay yüzeyinde ilk insan ayak izinin görüntülenmesiyle ABD uzay yarışında galibiyetini ilan etti. 

Başarmışlardı, ama Ay’a gitmek artık çok pahalı olmaya başlamıştı. Soğuk savaş da bitmişti. Dünya yörüngesinde bir uzay istasyonu kurmak ve uzay araştırmalarında bu üssü kullanmak daha ucuz bir seçenek olarak cazip bulundu ve zamanla Ay'a ilgi azaldı.

Ancak bu insanlığın Ay’a gitmekten vazgeçtiği anlamına gelmiyordu. Son olarak NASA, Ay’ın yüzeyinde su molekülü saptandığını açıkladı. Ay’da bulunan su, Sahra Çölü’ndeki su miktarının 100’de 1’i oranında, oldukça az olmasına rağmen bulunan su molekülleri uzay araştırmaları için oldukça önemliydi. NASA bu amaçla Ay'da araştırma yapmayı planlıyor.

Ay'da su varlığı uzay çalışmalarını daha da ilgi çekici kılıyor, ama asıl amaç Mars'a ulaşmak.

"Artemis" adlı program çerçevesinde Ay çalışmaları da gündeminde olan NASA 2030’larda Mars yörüngesine insan göndermeyi planlıyor. Mars'ın Dünya'dan 55 milyon km uzakta olduğu düşünülürse 390 bin km uzakta olan Ay'ı uzay çalışmalarında bir ara istasyon olarak kullanması oldukça akılcı.

Ay'a insan gönderme projesi Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Rusya, Çin ve Japonya'nın da gündeminde. Onlar da 2030'lu yıllarda Ay'da bulunmayı amaçlıyorlar ve bu amaçla büyük bütçeler ayırıyorlar.

Türkiye Uzay Ajansı

Şimdi sıra bizde görünüyor.

Türkiye Uzay Ajansı çok yeni; Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Aralık 2018'de kurulmuş. TUA Başkanının 12 Şubat 2021'de BBC'ye verdiği bilgiler oldukça detaylı. Anlıyoruz ki uzay aracı üretimi, yerli motorun adaptasyonu ve fırlatma için yapılacak uluslararası işbirliği gibi konular henüz çalışma aşamasında. Verilen tarihler ise kendi deyimiyle "çok agresif".

Açıklamaya göre 2023 sonu itibarı ile üretilen motor, dış yardımla yörüngeye taşınacak ve oradan Ay'a serbest düşüş, yani sert iniş yapacak. Yumuşak iniş ile verilen tarih 2028. Maliyet konusunda net bir rakam henüz yok.

Bu tarihlere bakıldığında henüz tasarım aşamasında olan uzay aracının tamamlanarak "2023'te Ay'a gönderilmesi ne kadar gerçekçi ve Türkiye ne kazanacak?" sorusu akla takılıyor.

Yanıtı yine TUA Başkanı veriyor: "Ay'a gitmek biraz da sembolik bir hedef. Başka ülkelerin keşfedemediği yeni bir şey bulacağız diye bir hedefimiz yok. Ay'ın haritası da çıkarıldı, birçok şey biliniyor. Biz kendi uzay faaliyetlerimizi geliştirmek, teknoloji transferi, entegrasyon ve tecrübeyi kazanmak için bunu önemsiyoruz"

Evet, yanıtlar kısaca böyle. 2021 yılındayız ve Ay'a gidiş için verilen tarih 2023.

Satır araları gerçekleşme beklentisi olmadığını ima ediyor olsa da, en azından niyet ortaya kondu, diyelim!

Daha 1 yıl önce, 2020'de, 2,5 milyon insanımızın ismini NASA aracılığıyla Mars'a gönderdiğini hatırlarsak, Mars yerine Ay tercihi sanki siyasi açıdan stratejik bir hata gibi duruyor.

Bir hayal edin: 7.5 milyar Dünya nüfusundan Türkler dahil 11 milyonu; 80 milyonluk Türkiye'den 2,5 milyonu adını Mars için NASA'ya gönderiyor; Mars hayali Türk insanı için daha öncelikli görünmüyor mu?


Kaynakça

Prof. Dr. Güneç Kıyak; İstanbul Üniversitesi fizik lisans ve İstanbul Teknik Üniversitesi Nükleer Enerji Enstitüsü yüksek lisans mezunu. Çalışma hayatına Türkiye Atom Enerjisi Kurumu- Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde başladı. Burada reaktör radyasyon güvenliği sorumlusu olarak görev yaptı. Doktora sonrası Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) bursu ile Almanya-GSF'de nükleer santraller, çevre analizleri ve radyasyon dozimetrisi alanında çalıştı. Yurda dönüşte nükleer tekniklerle jeolojik oluşumların ve arkeolojik  malzemelerin yaşlarını belirlemek üzere arkeometri araştırma laboratuvarını kurdu.

Araştırma alanı dahil çok sayıda bilimsel yayına sahip olup modern fizik konularında ve bilim sosyolojisi alanında lisans ve yüksek lisans dersleri verdi. 1996 yılında kurulan IŞIK Üniversitesi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı. Çeşitli kademelerde akademik ve idari görevlerde bulundu.

2010-2015 yılları arasında Işık Üniversitesi Rektörlüğü yaptı. Ardından 2015-2017 yılları arasında FMV IŞIK Okulları CEO'su olarak görev aldı. Prof. Kıyak evli ve iki çocuk sahibidir.

Yazarın Diğer Yazıları

Kuantum ve zihinsel süreçler

Beyin atomlardan oluşur ve atomlar da atomaltı parçacıklardan; ve tümü kuantum fiziğinin yasalarına göre hareket ediyorlar

Kuantum bilgi

Başlangıçta yalnızca enerji vardı; sonra temel parçacıklar oluştu ve hepsi bir araya gelerek bize bir gerçeklik yarattılar. Yani makro yapı, sonuçta mikro yapının bir ürünü. Belki de bilim insanları haklıdır; bu hayal, insanı en büyük sorusunun yanıtına götürecektir!

Entropi ve uzlaşı

Termodinamik yasalar yalnızca fiziksel sistemler için değil, toplumsal süreçler için de yol gösterici. Ve mutlaka bir sonumuz olduğunu hatırlatıyor