18 Temmuz 2021

Aklın bilinmeyene yolculuğu

Unutmayalım, her şeyin başı bilim odaklı eğitim

 

İnsanlık tarihi insanın bilinmeyeni arama çabaları ile doludur.

Bilim, insan aklının bu bilinmeyeni arama serüveninde en önemli yol gösterici ışığı.

Dünyada hiçbir ülke yok ki bilimde ileri, ama teknolojide, ekonomik göstergelerde hatta insan temel hak ve hürriyetlerinin vatandaşlarına sunumunda geri olsun.

Ya da şöyle soralım: Siyasette, ekonomide, sosyal adalet ve hürriyetler konusunda ileri konumda olup da bilimde geri olan ülke var mıdır?

Muhtemelen yok!

Üç yıl önce popüler bilim konularında yazı yazmaya başlamamda en önemli etkenlerden birisi ülkemizde bilime bakışın kör olmasıydı. Bu körlük yalnızca bugünün sorunu değil, ama en çok da bugünün sorunu.

Bilim gözlem ve deney odaklıdır, laboratuvar olanakları bilim kültürünün oluşması ve gelişmesinde en önemli etken. Yazılarımızda sıkça sözünü ettiğimiz İngiltere Cavendish Laboratuvarı 20. yüzyıl sonrası bilimin gelişmesi sürecinde hemen her ülkeden öncü bilim insanlarının durağı idi ve günümüz teknolojisini yaratan bir çok buluş da orada gerçekleşti.

Bugün onların yarattığı teknoloji yaşamımızın artık olmazsa olmazları arasında.

Ama unutmayalım, her şeyin başı bilim odaklı eğitim.

Eğitimde nereye?

Koronavirüs'ün Asya, Avrupa, Orta Doğu ve Amerika'da çok hızlı yayılması ile ülkelerin refleks olarak öncelikleri okullarda ve üniversitelerdeki eğitimi durdurma yoluna gitmek oldu. Bunu diğer ülkeler izledi.

Ancak ilerleyen günlerde salgının eğitim üzerinde yarattığı sorunun büyüklüğü ve kısa vadeli önlemlerle çözümlenemeyeceği de çok kısa sürede anlaşıldı.

UNESCO tarafından yayınlanan bilgilere göre dünya üzerinde 1.3 milyar öğrenci Mart 2020 tarihi itibarı ile okula ya da üniversiteye gidemedi. Milyonlarca öğrencinin eğitiminin de farklı biçimlerde etkilendiği belirtiliyor.

Görüldüğü gibi salgın önce küresel eğitimi vurdu.

Koronavirüs sonrası eğitimin yeniden şekillenmesi gerektiği tartışılıyor. Zaten dünya genelinde öğretim şekli kendiliğinden değişti. Görünen o ki salgın sonrası eğitimde geleceğe dönük olarak yeni öğretim modellerinin tartışılması ülkelerin gündeminde en önemli konulardan biri olacak.

Ülkemizde de durum çok farklı değil, 20 milyon öğrencinin yüz yüze eğitimle bağı kopmuş oldu. Gerek temel eğitim ve gerekse yüksek öğretimin yörüngesinin çok derinden etkileneceğini öngörmek çok zor değil. Zaten sorunlu olan sistem nasıl toparlanacak, bekleyip göreceğiz.

Eğitim bir toplumun en öncelikli projesi, dahası en büyük projesi.

Çünkü eğitim, geleceğin toplumunu oluşturan birey profilini belirler. Toplumun en büyük sermayesi olan "entellektüel sermaye"yi yaratır. Ve uzun vadeli bir yatırımdır, sonucunu en erken 10-15 yıl sonra alırsınız.

Toplumun tüm sorunları, başta ekonomi olmak üzere eşitsizlik, istihdam, nitelikli işgücü, teknolojik ilerleme, bilim, toplumsal uzlaşı gibi sorunların da tek çözüm adresidir.

Ve eğitim sorunumuzu çözmeden, toplumsal sorunlarımızı çözemeyeceğimiz de net olarak görünüyor.

Türkiye'nin eğitim'e dönük çabaları içinde en trajik öykü "Köy Enstitüleri" projesi olmalı.

Biliyorsunuz, 27 Ocak 1954’de Köy Enstitüleri kapatılıyor. Marshall Yardımı için kapatılmış olması ise ayrı bir öykü. Komün hayatını teşvik ediyor, komünist eğilimli bireyler yetiştiriyor gibi bir algı yönetimi ile büyük bir proje tarihin karanlığına gömülmüş oldu.

Bilim eğitimi

OECD, 2000 yılından bu yana üye ve katılımcı ülkelerin eğitim sistemlerini PISA (Program for International Student Assesment) programıyla değerlendirmekte.

Türkiye, PISA araştırmasına 2003 yılından bu yana katılıyor ve her defasında OECD ülkeleri içinde son sıralarda yer aldı.

 

PISA sonuçlarının en çarpıcı yanı, "İleri düzey 5-6" ya giren öğrenci sayımızın azlığı, buna karşın "Alt düzey 1-2" deki öğrenci sayısının fazlalığı. Bu yalnızca fen alanında değil, matematik ve okuma-anlama için de geçerli.

"Fen alanı 5-6 düzeyi", ülkenin bilim insanı potansiyelini adresliyor. Nitekim, "fen alanı 5-6.düzey" de çocukları başarılı olan ülkelerin, bilim ve teknolojide de ileride olduklarını görüyoruz.

Özetle, geleceğin itici gücü olan, bilimi ve teknolojiyi yaratacak insan kaynağını yetiştirmede zorlanıyoruz. Bırakın bilim insanı yetiştirmeyi, temel becerileri kazandırmada bile başarımız tartışılır.

"Aklın bilinmeyene yolculuğu"

Değerli okuyucular,

Yaklaşık 2.5 yıldır her hafta bilim yazılarımı sizlerle paylaşmaktayım.

Zaman zaman görüşlerini benimle paylaşan ve kitap soran okurlarıma nihayet olumlu bir yanıt verebiliyorum. Bu yılın başında hazır olmasını planladığımız "kozmoz" nihayet kitapçılarda yerini aldı. Çok yakın bir zamanda, ikinci kitap "kuantum" ve üçüncü olarak "çoklu evrenler" konularını kapsayan iki kitap daha sizlerin ilgisine sunulmuş olacak.

Sizlere pandemi kabusundan uzak, huzur ve mutluluk dolu bir bayram geçirmenizi diliyorum.


Kaynakça:

https://www.oecd.org/pisa/publications/PISA2018_CN_QCI.pdf

Yazarın Diğer Yazıları

"Nobel Matematik Ödülü" niye yok?

Matematikçiler, matematiğin doğası gereği, başka alanlarda Nobel ödülüne ulaşabiliyorlar olsa da matematik alanındaki gelişmeleri izlemek adına bu prestijli ödülün matematik için konulmamış olması bizler için bir şanssızlık değil mi?

Lise Meitner ve ayrımcılığın üç türlüsü

O, dinsel ve ırksal ayrımcılığın en şiddetlisini yaşadı; cinsiyetçi tavrın en ağırlarına katlandı. Şimdi ona "atom bombasının annesi" diyorlar.

Büyük sıçrama ve döngüsel evren

Paul Steinhardt ve Neil Turok gözlemlediğimiz evrenin özellikleri üzerinden giderek döngüsel evren modelinin bir bilgisayar simülasyonunu yaptılar ve model üzerinden giderek günümüz evreninin özelliklerinin oluşturabileceğini gösterdiler