16 Mart 2024

Avrupa ikiyüzlülüğü, Kavala, Demirtaş ve cezaevleri

Vicdanı rahatlatmak için göz yummuyor gibi yapıp göz yummaktan daha kötüsü yoktur

Suriye iç savaşının başladığı günden bu yana daha da alışığız Avrupa'dan gelen mesajlara:

"Kaygılandık, kaygı doluyuz, kaygıdan ölüyoruz."

Hakikat bu değil elbette.

Çıplak bir hakikat var önümüzde.

Avrupa'nın temel hak ve özgürlüklerle ilgili duruşu siyasal İslamcılar'dan çok da farklı değil.

Sadece kendileri için demokrasi, sadece kendileri için ifade özgürlüğü, sadece kendileri için yaşam hakkı, sadece kendileri için refah…

Bedel ödeye ödeye bu ülke insanının biraz olsun nefes alabilmesi için çaba harcayan bu ülke insanlarının buradan gelecek bir hayra da ihtiyacı yok elbette.

Ancak durumları ve duruşları dramatik.

* * *

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, konsey üyesi ülkelerin AİHM kararlarını yerine getirip getirmediğini denetlemekle yükümlü.

Yerine getirmeyenlerle ilgili yaptırım sürecini de komite yürütüyor.

Türkiye, iki dosya nedeniyle yaptırım sürecinde. Avrupa Konseyi üyesi ülkeler arasında ilk kez hakkında yaptırım süreci başlatılan ülke de Türkiye.

* * *

AİHM, hem Gezi hem de Kobani davasında Türkiye aleyhine kritik kararlara imza attı. Gezi davasında yargılanan Osman Kavala'nın sivil alanı etkisiz hale getirmek, Kobani davasında yargılanan Selahattin Demirtaş'ın susturulmak amacıyla cezaevine konulduğunu, tutukluluklarının haklı olmadığını karar altına aldı.

Üstelik dava dosyalarındaki kanıtların da haklı olmadığını vurguladı.

Türkiye'nin her iki davada iki ismi tahliye etmek dışında seçeneği yoktu. Hatta haklarındaki davaların da ortadan kaldırılması gerekiyordu karara göre.

Ancak bu yapılmadı. Hem Kavala, hem Demirtaş hakkında, hukuk tarihine geçecek dolambaçlı yollar izlendi.

Haklarındaki eski dosyalar tekrar açıldı, suç vasıfları değiştirildi, dosyalar birleştirildi, ayrıştırıldı ve AİHM'ye, kararların yerine getirildiği açıklaması yapıldı.

AİHM, elbette bunu kabul etmedi. Nasıl yöntemlerin uygulandığının farkındaydı.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye hakkında yaptırım sürecini başlattı. Önce Kavala, ardından Demirtaş dosyaları ile ilgili ayrı ayrı süreçler işletildi.

* * *

Yaptırım süreçlerinin başlatılmasının üzerinden de yıllar geçti. O kadar uzun zaman geçti ki Türkiye'de iklim daha da değişti. Artık sadece AİHM kararları değil Anayasa Mahkemesi kararları da uygulanmıyor.

Geçen sürede Kavala hakkındaki dava kesin karara bağlandı. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası onandı. Onama kararını veren daire, aynı davanın sanığı Can Atalay'ın dokunulmazlığını tartışırken, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımayacağını açık açık söyledi. Meclis de Yargıtay'ın bu görüşüne uydu.

Demirtaş'ın yargılandığı dava da karara bağlanmak üzere. Demirtaş hâlâ tutuklu.

Ancak Avrupa hâlâ sadece kaygılı…

* * *

2023'te yapılan son toplantıda, Kavala'nın tahliye edilmemesi halinde uygulanacak ilk yaptırımlar açıklanmış, Türkiye'ye Ocak 2024'e kadar süre verilmişti.

Demirtaş için de benzer bir sürecin yolda olduğu uyarısı yapılarak.

Türkiye'nin Avrupa Konseyi'ndeki oy hakkının askıya alınması dahil birçok yaptırım gündeme geldi.

Ve sonuç alarak, 15 Mart'ta bu yaptırımların karara bağlanacağı söylendi.

* * *

Bakanlar Komitesi, 12-14 Mart'ta bu dosyaları görüşmeye başladı. Ve dün, kimilerince "sert uyarı" anlamına gelen bir dizi karar alındı.

Komite, Anayasa Mahkemesi'nden hızlı bir biçimde Demirtaş'ın yaptığı başvuruyu karara bağlamasını ve AİHM kararları doğrultusunda karar vermesini istedi. Anayasa Mahkemesi kararlarına uyuluyormuş gibi. Bir de karar verilene kadar beklenmeden tahliye edilmesi gerektiğini de eklemiş.

Gezi davası ile ilgili yorumlar daha keskin.

Hakkındaki kararın kesinleşmesinin AİHM'nin kararını ortadan kaldırmadığına, Kavala'nın derhal tahliye edilmesi gerektiğine dikkati çekmiş.

* * *

Kararlar gösteriyor ki Türkiye ile 15 Şubat'ta bir toplantı yapılmış. Kamuoyuna yapılan açıklamaların aksine, bu toplantıda, Bakanlar Komitesi bürokratlarına, Kavala'nın serbest kalmasını sağlayabilecek hukuki yolların halen açık olduğu belirtilmiş.

Bakanlar Komitesi'nden yargının bağımsızlığının sağlanması, Hakimler Savcılar Kurulu'nun bağımsızlaştırılması uyarıları yapılmış.

* * *

Bütün bunları vurgulayan Bakanlar Komitesi, resmi olarak "üçlü prosedür" adı verilen, yaptırım sürecinin sonuç bölümü olarak nitelendirilebilecek süreci ise nedense başlatmamış.

Yıllardır yaptığı uyarıları tekrarlayıp susmuş.

Türkiye'nin rahatça yargı kararlarına uymamasının, uymamakla kalmayıp, sloganlarla bunu "bağımsızlık meselesi" olarak gösterebilmesinin elbette bir nedeni var.

Avrupa'nın bu ikiyüzlü suskunluğunun bir nedeni olduğu gibi…

İnsan hayatı üzerinden yapılan anlaşmalar, iki tarafı bir müşterekte buluşturuyor günün sonunda.

Mülteci meselesi, sözleşmelerden, uluslararası hukuktan, evrensel insan hakları değerlerinden daha önemli Avrupa ülkeleri için.

Ve Türkiye'nin bu "misafirperverliğinin" nedeni de ortada.

* * *

Tüm bunlar olurken, gerçekten bir iş yapılıyormuş gibi cezaevindeki Demirtaş'a üst araması, ayakkabı çıkartılması gibi bin yıllık uygulamalar dayatılıyor.

Sebebinin güvenlik olmadığı belli.

Kavala ömrünü cezaevinde tüketirken, Demirtaş cezaevinde bu muamelelere maruz kalırken, kaygılanmak insanın vicdanını rahatlatıyor olmalı.

Ancak en kötüsü de budur.

Akşam biraz olsun nefes alabilmek için vicdanını rahatlatabilecek üç beş adım atmak…

Hiç hareket edilmese, hiçbir şey söylenmese daha iyi…

Vicdanı rahatlatmak için göz yummuyor gibi yapıp göz yummaktan daha kötüsü de yoktur.

Gökçer Tahincioğlu kimdir?

Gökçer Tahincioğlu, 1997'den 2018'e kadar Milliyet Gazetesi'nde yargı muhabirliği, Ankara Haber Müdürlüğü, köşe yazarlığı yaptı.

Haber, yazı ve fotoğraflarıyla Musa Anter, Metin Göktepe, Abdi İpekçi gibi isimlerin adını taşıyan gazetecilik ödüllerini aldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü ödüllerine layık görüldü.

Bu Öğrencilere Bu İşi mi Öğrettiler?: Öğrenci Muhalefeti ve Baskılar (2013, Kemal Göktaş'la birlikte), Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri (2013) ve Devlet Dersi: Çocuk Hak ve İhlallerinde Cezasızlık Öyküleri (2016), Çünkü Umurumuzda adlı mesleki kitaplara imza attı. Yaralı Hafıza ve Kayıp Adalet adlı derleme kitapların editörlüğünü üstlendi. 

İlk romanı Mühür, 2018'de yayımlandı. 2020'de yayımlanan ikinci romanı Kiraz Ağacı ile Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı. Üçüncü romanı Sabahattin Ali'yi Ben Öldürdüm, Eylül 2023'te yayımlandı. 2018'den bu yana T24 Ankara Temsilcisi olarak çalışıyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Ayhan Bora Kaplan dosyasından “taşanlar” ve yalanlar

Bu dosya belki de sil baştan yeniden ele alınmalı ve eksiksiz konuyla ilgili bütün taraflar dinlenmeli. Belli ki birileri savaşıyor. Belli ki soruşturma, bağımsız ve güçlü bir dosya olarak ele alınmamış…

Bir zulüm ve Türkiye hikâyesi: "O terörist buraya gelmeyecek" dedi, "hassasiyetin" nedeni torpilli kadro çıktı

"O terörist buraya dönmeyecek" diyen hocanın kadroyu almasını istediği kişiyle birlikte sadece iki kişi sınava girebildi. Başvuran 16 kişi ise bu şartı karşılayamadıkları için elendi. Zaten kazanacak kişinin kim olacağını herkes biliyordu, öyle de oldu

İnce ayarlı Kobani kararı: AİHM yok, JİTEM yok, çözüm süreci yok, Kürt sorunu yok

DEP Milletvekilleri Leyla Zana, Ahmet Türk, Orhan Doğan gibi isimlerin Meclis’ten cezaevine götürülmelerine ilişkin görüntüler uzun yıllar hafızalardan çıkmadı. Kararın açıklandığı sırada TBMM’yi yöneten Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder’in tüm suçlamalardan beraat etmesi, Meclis’ten cezaevine götürüleceği bir görüntünün oluşturulmaması bile yapılan ince ayarı gösteriyordu