22 Şubat 2024

18,5 dakikada deprem adaleti

Binlerce binanın yıkıldığı, binbir soru işaretinin olduğu bir depremin bütün yükü neden tek bir yere yükleniyor? Şaşırtıcı raporlar hangi ekip tarafından, nasıl hazırlanıyor? Hiçbir kamu görevlisinin "asli sorumlu" çıkmaması sürpriz mi?

6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin yıldönümü geride kaldı.

Herkes evine döndü.

Adalet arayanları, yakınlarını bulmaya çalışanları, başını sokacak bir ev derdine düşenleri, konteynerden kurtulmak isteyenleri amansız bir mücadele süreci bekliyor.

Kendi mecrasında işler yürüyecek, kimi zaman içimizden birilerinin aklına orada olan bitenler düşecek, birkaç dakikalığına yaşananları anımsayıp, kapıyı üzerlerine kapatacağız.

* * *

Geçen bir yılda depremin yıktığı kentlerde yaşayanlar, büyük hayal kırıklıkları yaşadı.

Kimi aylar sonra cenazesine ulaşabildi. Kimi aylardır dua ettiği mezardaki kişinin bir başkasının yakını olduğunu öğrendi.

Kayıp yakınları, küçücük bir izin peşine düştü.

İnsanların hayatları kayboldu.

Bütün yaşamları boyunca biriktirdikleri…

* * *

Mahkeme salonlarında da hayal kırıklığı vardı. 1999 Marmara Depremi'nden sonra yaşanan yargı skandallarının tekrar etmeyeceğini umanlar, Türkiye'de işlerin nasıl yürüdüğünü acı bir biçimde tecrübe etmek zorunda kaldılar.

Görece "şanslı" olanların davalarında sorumlu müteahhitler bulundu, "olası kast" gibi ağır ceza maddeleri uyarınca yargılandılar.

Daha az şanslı olanların davalarında, sorumlu müteahhitler, yapı denetim uzmanları kısa süreliğine tutuklandı.

Bazı binaların müteahhitleri nasılsa kaçmayı "başardı."

Ama hiçbir davada, kamu görevlileri, siyasiler yargılanmadı.

Çöken kamu binalarıyla ilgili soruşturmalarda bile sorumlu bürokratların ifadelerine başvurulmadı. 99'da ne olduysa yine aynısı oldu. Birkaç müteahhit, birkaç yapı denetim uzmanı, düşük ceza talepleri…

* * *

Depremzedelerin ve davalarına giren avukatların uzun süredir dillendirdikleri bir soru da yanıtsız.

Depremden sonra az sayıda dosya Konya Teknik Üniversitesi başta olmak üzere farklı üniversitelere gönderildi.

Davaların büyük bölümü ise Karadeniz Teknik Üniversitesi'ne gitti.

Bu üniversitenin öğretim üyeleri, aylarca fedakârca dosyalar üzerinde çalıştı.

Bazı bilirkişi raporları, depremdeki simge binaların neden ve nasıl yıkıldığını açıkça ortaya koydu.

Bazı bilirkişi raporları ise şaşırtıcıydı.

85 kişinin yaşamını yitirdiği Ilgım Apartmanı ile ilgili bilirkişi raporu gibi.

Raporda asli ve tali kusurlu yoktu, binada herhangi bir eksiklik bulunamamıştı ancak bina insanların üzerine çökmüştü.

Benzer çok sayıda dosya var. Bu dosyaların da ortak özelliği KTÜ'den gelmiş olmaları.

Üniversite bünyesinde bir deprem merkezi ve burada canla başla çalışan hocalar var.

Kimi zaman bilirkişi raporlarının hazırlanması için farklı uzmanlar da çalışmalara katılıyor.

Ancak neden bu kadar çok sayıda dosyanın tek bir merkeze gönderildiği belirsiz. Çok sayıda üniversitede deprem uzmanları ve merkezleri var ve onlar da KTÜ ile ortak alan çalışmaları yapıyor. Buna rağmen bu üniversitelere ya bir elin parmağı kadar dosya gönderildi ya da hiç gönderilmedi.

Dosyaların tek bir merkezden alınması konusunda bir karar da söz konusu olamaz. Zira farklı kentlerde farklı dosyalar müstakil olarak yürütülüyor. Savcıların, mahkemelerin farklı üniversitelerden görüş istemek için elini kolunu bağlayan bir kanun maddesi yok.

* * *

KTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü Yapı Anabilim Dalı, bu süreçte özellikle cansiparane çalıştı. Uykusuz geceler boyunca deprem bölgesini araştırdılar. Bu araştırmaların bir bölümünü Anabilim Dalı Başkanı Ahmet Can Altunışık kamuoyuna açıkladı.

300 binadan alınan analizlerde, beton kalitesinin düşük çıktığına yönelik tespitler böyle yapıldı.

Ebrar Sitesi, Rönesans Rezidans gibi simge binalardaki inşaat kalitesinin yetersiz olduğu da onlar sayesinde anlaşıldı.

Ancak burada tek bir ekip çalışmıyor ve bazen de çok şaşırtıcı raporlar çıkıyor.

* * *

Altunışık'ın geçtiğimiz Kasım ayında yaptığı bir açıklama daha var. "7 aydan bu yana 4 bin dava dosyasıyla uğraştık" diyor Altunışık. O güne kadar 500'e yakın binayla ilgili hazırlanan bilirkişi raporlarıyla ilgili bilgileri kamuoyuna aktarıyor bu açıklamasında.

"4 bin dosya" bilgisi çarpıcı.

Bilirkişi raporu, 4-5 öğretim üyesinin katılımı ile hazırlanıyor.

KTÜ'nün bu sayıda dosyayı ilk yedi ayda karara bağlaması için uzman bir ekibin, yemeden, içmeden, uyumadan, tatil yapmadan yedi gün yirmi dört saat çalışması halinde bile, dosya başına sadece 1 saat 15 dakikalık inceleme süresi düşüyor.

Yedi ay boyunca hiç tatil yapmadan, sadece mesai saatlerinde çalışmaları halinde de dosya başına 25 dakika kalıyor.

Cumartesi ve pazar çalışmamaları, günde 8 saat mesai yapmaları halinde ise bir dosyanın incelenme süresi 18,5 dakikaya kadar iniyor.

Elbette tek ekip çalışmıyor dosyalar üzerinde.

Ama tabloyu göstermesi açısından bu veriler çarpıcı.

Zaten 4 bin dosyanın tamamının bugüne kadar bitirilememiş olması da bunun kanıtı…

* * *

Binlerce binanın yıkıldığı, binbir soru işaretinin olduğu bir depremin bütün yükü neden tek bir yere yükleniyor?

Şaşırtıcı raporlar hangi ekip tarafından, nasıl hazırlanıyor?

Hiçbir kamu görevlisinin "asli sorumlu" çıkmaması sürpriz mi?

Birçok soru var bilirkişi raporları ile ilgili.

Ve tek bir merkeze bu kadar sorumluluk yüklenmesi, o merkezde canla başla çalışan insanların da haksızlığa uğramasına yol açıyor.

Bilirkişi sürecinin şeffaf ve gerçekçi olması şart.

* * *

CHP'li sorunsalı

Hemen her yerden bir CHP'linin sesi yükseliyor.

İstifa dilekçesi, ne kadar kaba davranıldığını anlatan bir mektup, düne kadar "havuz medyası" dediği medyaya yapılan bir açıklama.

Milletvekilliği, belediye başkanlığı yapmış, hatta defalarca yapmış insanlar, CHP'nin kendilerine borçlu olduğunu savunuyor. Mutlaka onlar oyunda olmalı, mutlaka onlar masada bulunmalı.

İki dönem Çankaya Belediye Başkanlığı yapan ve yeniden aday gösterilmeyen Alper Taşdelen ve bir avuç insanı dışarıda bırakacak olursak, aday gösterilmese de partisi için çalışacağını söyleyen CHP'liye rastlamak güç.

Her seçim dönemi farklı partiye gitmiş, gittiği hiçbir parti başarılı olamamış, yeniden CHP'ye dönünce umduğu ile karşılaşamamış, ne yaptığı belirsiz insanlar bile her gün CHP yönetimine hakaretler yağdırıyor.

Türkiye siyasetinde yer alan her partide benzer gariplikler var. Yer değiştirmeler, rakibini yüceltmeler, alan pazarlıkları… Ama CHP bambaşka.

CHP yönetiminin elbette büyük hataları var. Hatay örneği bile yeter…

Ancak cümleye, "kaç yıldır partideyim" diye başlayan CHP'lilerin yaptıkları, CHP yönetimini de aşıp geçiyor.

CHP'nin seçim mücadelesine girmesine gerek yok aslında, ne kadar enerjisi varsa seçim öncesi tüketmiş oluyor.

Gökçer Tahincioğlu kimdir?

Gökçer Tahincioğlu, 1997'den 2018'e kadar Milliyet Gazetesi'nde yargı muhabirliği, Ankara Haber Müdürlüğü, köşe yazarlığı yaptı.

Haber, yazı ve fotoğraflarıyla Musa Anter, Metin Göktepe, Abdi İpekçi gibi isimlerin adını taşıyan gazetecilik ödüllerini aldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü ödüllerine layık görüldü.

Bu Öğrencilere Bu İşi mi Öğrettiler?: Öğrenci Muhalefeti ve Baskılar (2013, Kemal Göktaş'la birlikte), Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri (2013) ve Devlet Dersi: Çocuk Hak ve İhlallerinde Cezasızlık Öyküleri (2016), Çünkü Umurumuzda adlı mesleki kitaplara imza attı. Yaralı Hafıza ve Kayıp Adalet adlı derleme kitapların editörlüğünü üstlendi. 

İlk romanı Mühür, 2018'de yayımlandı. 2020'de yayımlanan ikinci romanı Kiraz Ağacı ile Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı. Üçüncü romanı Sabahattin Ali'yi Ben Öldürdüm, Eylül 2023'te yayımlandı. 2018'den bu yana T24 Ankara Temsilcisi olarak çalışıyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Cezaevi, dava ve yasaklar ülkesinde seçim sonrası "kulisleri": Erdoğan AKP'yi, Çukurambar Erdoğan'ı bırakır mı?

AKP'nin hikâyesi çok uzun bir zaman önce gecekondu mahallelerinden Çukurambar'a taşındı

Deprem skandalı: Her şeyden sorumlu Cumhurbaşkanlığı, İsias Otel'de, yıkılan tüm binalarda sorumsuz

Kentler yıkıldı, binlerce insan öldü ancak uçan kuştan bile sorumlu Cumhurbaşkanlığı'nın hizmet kusuru olduğunu iddia etmek bile mümkün değil

Devlet, ağzındaki baklayı çıkardı: "Ölmeniz, tedaviden daha ucuzsa…"

Devlet, ölüm durumunda ödeyeceği tazminat yüksek değilse, ilaç bedelini ödemek yerine ölmemizi tercih ediyor