06 Haziran 2020

Fransız nükleer santralların ABD’nin eline geçme hikâyesi

Pierucci, 2008'den sonraki 10 yıllık sürede, Amerika'nın dev Avrupalı firmaların dengesini bozmayı başardığını ve Amerikan Adalet Bakanlığı'nın, bu şirketlerin üst düzey yöneticilerine yönelik hareketler ettiğini, bazılarını hapise attığını, suçlamaları kabul etmeleri için zorlayarak, milyarlarca dolarlık cezalar ödemek zorunda bırakıldıklarını anlatıyor

İki sene önce, aralık 2018 başında Huawei CFO ve kurucunun kızı olan Meng Wanzhou tutuklandığında "Huawei CFO Tutuklamasının Tercümesi" başlıklı analizimizi yayınlamıştık. Hikâyenin arka planı o gün Türkiye ve ekonomistler için pek bilindik değildi. Ancak telekomünikasyon sektöründekilerin anlayabildiği bir olaydı. O nedenle "tercümesi" demiştik. Şimdilerde bu konudaki son gelişmeleri -teknolojinin tedariki penceresinden bakarak- yeniden yazmayı hedefliyoruz. Geçen hafta ifade etmiştik, araya giren Korona salgını ve zoom çılgınlığı, yazı yazmayı bir hayli geriye itti. Ama bu yazıyı yayımlamadan önce, benzer başka bir konuya bakalım.

2004'de yayımlanan Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları kitabı, 1980'lerden başlayarak "danışmanlık firmaları" kisvesi altında geri kalmış ya da gelişmekte olan ülkelere WorldBank ve USAID kaynakları aktarılarak büyük inşaat ve mühendislik projeleri pazarlanmasını anlatır. Bu yolla borçlandırılan ülkelerin doğal kaynaklarının ve ekonomilerinin nasıl ABD etkisi altına girdiği kitabın ana konusudur.

Bu yazıda ise kasım 2019'da İngilizce olarak yayımlanan ve yeni bitirdiğim başka bir kitaptan bahsedeceğim. Fransız Alstom şirketinin eski CEO'su Frederic Pierucci'nin 2013 nisan ayında ABD'de tutuklanma ve hapishane deneyimini anlatan kitap, Fransız enerji sektörünün, ABD yönetimine nasıl geçtiğini gösteriyor.

Deniz Gülan tarafından İngilizceye tercüme edilen Pierucci'nin kitabı, ABD'nin 1980'lerdeki "ekonomik tetikçi kullanma" stratejisinin, 2000'lerden sonra doğrudan belli firmaları hedeflediğini gösteriyor. Pierucci, 2008'den sonraki 10 yıllık sürede, Amerika'nın dev Avrupalı firmaların dengesini bozmayı başardığını ve Amerikan Adalet Bakanlığı'nın (DOJ), bu şirketlerin üst düzey yöneticilerine yönelik hareketler ettiğini, bazılarını hapise attığını, suçlamaları kabul etmeleri için zorlayarak, milyarlarca dolarlık cezalar ödemek zorunda bırakıldıklarını anlatıyor. Pierucci bu kitap ile, ABD'nin dünyanın geri kalanına karşı yürüttüğü uzun ve sessiz bir ticaret savaşının hikâyesini ortaya koymak istediğini söylüyor ve kitabın yazılış amacını şöyle belirtiyor:

"Ben 5'i Fransız, 3'ü Alman ve 2'si İngiliz firmalarından ABD tarafından tutuklanan 6 Fransız üst yöneticiden birisiydim. Artık sessiz kalmayacağım ve hikâye anlatacağım"

Bugün 52 yaşında olan Fransız Frederic Pierucci, 2013 yılında Fransız enerji ve taşımacılık firması Alstom'un satıştan sorumlu üst düzey yöneticisiydi. ABD'ye yaptığı rutin bir iş gezisi sırasında, kısaca FCPA (Foreign Corrupt Practices Act) olarak tanımlanan yabancı yolsuzluk yasası kapsamında Amerikalılar tarafından tutuklandı. Onunla birlikte Alstom'dan David Rothschild ve Endonezya'da 2007'de bitirilen Tarahan kömür santralı projesini Alstom ile birlikte gerçekleştiren Japon Marubeni Corporation suçlandı.

1928'de kurulan Fransız Alstom, enerji bölümünü 2014'de başlayan pazarlık ve tartışmalar sonrasında, 2015 sonunda Amerikan General Electric firmasına 12,4 milyar Euro karşılığında sattı. Alstom Türkiye'de halen 18 Mart Çan Termik Santralı'nı işletiyor. Gebze'de bir fabrikası var. Marmaray projesinin de ilk yüklenicisiymiş (nisan 2010'da sözleşmeyi karşılıklı feshetmişler).

Şimdi kitaba dönelim; tanıtımdan sonraki ilk sayfası şöyle başlıyor:

"Bir hayvana dönüştüm. Turuncu tulum içinde, göğsümün etrafında sarılı zincirler, el ve ayak bileklerimde kelepçeler. Zorla yürüyor ve nefes alıyorum. Bağlanmış bir durumdayım. Tuzağa düşmüş bir yaratık.

Dün gece beni çok kötü kokulu bir hücreye fırlattılar. Kendimi sersemlemiş hissediyorum. Cam yok, sadece arkasındaki avluya baktığını düşündüğüm küçük bir yarık var. Ama sesler duyuyorum. Çekişme, kavga, bağırışlar, durmayan çığlıklar. Bu bir kabus. Açım ve susuzum, çok susuz. Hayatımı altüst eden o anonsu duyduğumdan bu yana, 8 saattir dudaklarıma su değmedi.

Cathay Pasifik hostesi mükemmel bir ingilizce ile, önemsiz bir kibar mesaj okumuştu. Kulağa hoş gelen ses tonu felaketin işaretiydi; 'Mr Pierucci lütfen inişte kendinizi uçuş personeline tanıtınız'."

Frederic Pierucci

Pierucci'nin özgürlüğüne karşı enerji bölümünün satışı

2013'ün başlarında Pierucci, Singapur'daki Marina Bay Sands otelinin 57. katında, Alstom'un o dönemki CEO'su Patrick Kron tarafından akşam yemeğine davet edildi. Davetli yöneticiler arasında grubun genel danışmanı Keith Carr da vardı.

Carr ve Pierucci kısaca "Tarahan davası"nı tartıştılar. Konu, Endonezya hükümet üyelerini elektrik santrallerinde Alstom ekipmanı satın almaya ikna eden danışmanlarla ilgili soruşturmaydı. Enerji işinde çalışanların çoğu bu "danışmanların" yetkililere rüşvet vermek için kullanıldığını biliyordu. Ancak Alstom'daki dahili bir soruşturma Pierucci'nin konuya dahil olmadığını gösteriyordu. Singapur'da Carr, Pierucci'ye "Korkacak hiçbir şeyin yok" dedi.

Birkaç hafta sonra, Pierucci rutin bir iş gezisi için New York'a uçtu. Uçaktan indiğinde FBI ajanları tarafından tutuklandı. Sonra bir hücreye atıldı ve sorguya çekildi. Cinayet ve cinsel şiddet mahkûmlarının olduğu kalabalık, penceresiz bir blokta kaldı. Kendisine 125 yıla kadar hapis cezası alabileceği söylendi.

Pierucci, Amerikan Adalet Bakanlığı (DOJ) tarafından, yabancı uyrukluları kendi yargı yetkisi dışında işlenen suçlar -özellikle rüşvet- için kovuşturmasına izin veren "Yabancı Yolsuzluk Yasası (FCPA) kapsamında suçlandı. Pierucci, bir şirket ABD'de eleman çalıştırırsa, hisseleri ABD’de alınıp satılıyorsa ve hatta e-postalarını (neredeyse herkesin yaptığı gibi) ABD'de depoluyorsa, Amerikan Adalet Bakanlığı'nın eline, soruşturmak, büyük para cezaları vermek, hapse atmak ve ihraç etmek için gerekçeler verdiğini ikaz ediyor (özellikle Amerikan bulut şirketlerini kullananların bu noktayı dikkate alması lazım). Bunu bize Edward Snowden de göstermişti.

Amerikalılar, Pierucci'nin Alstom'un yolsuzluk işlemlerinde etken olmadığını biliyorlardı. Diğer Alstom yöneticileri yakalandıkça ve şirket sıkıştırıldıkça, Pierucci'nin özgürlüğünün bir anlaşma için araç olduğu ortaya çıktı. Nisan 2014'te, bir yıldan biraz daha fazla hapis yattıktan sonra (mahkûm edilmemiş ve kefalet istenmeden), Pierucci anlaşmanın ne olduğunu farketti. Cezaevinin ortak salonundaki televizyondan Alstom'un tüm enerji bölümünü General Electric'e (GE) satmayı kabul ettiğini öğrendi.

Fransız nükleer altyapısı 2014'te ABD'ye geçti

Fransa'da enerji devletin işiydi. 1973 petrol krizinden sonra, 56 nükleer enerji santralinden oluşturan devasa bir inşaat programı olan Messmer Planı'nı hayata geçirildi. Fransa o kadar ucuz nükleer enerjiye sahip ki onu başka ülkelere satabiliyor. 3 milyon İngiliz'in evine Fransız elektriği güç veriyor. Ancak 2014'te, Fransa'nın nükleer altyapısının çoğu  jeneratörler de dahil olmak üzere- Amerikan malı oldu. Amerikalıların nükleer teknolojinin kendileri dışındaki ellerde olmasını istemedikleri görülüyor (burada düşünmek de lazım, ülkemizde nükleer enerji protestolarının arkasında, acaba bu teknolojinin bize gelmesini engellemek için yapılan dış çalışmalar da var mıdır?)

Pierucci kitabında bu olayın gerçekleşmesini detaylı bir şekilde açıklıyor. Her yerde yolsuzlukların olduğu ve ancak gerekiyorsa cezalandırıldığı gerçeğinin ötesinde, bu kitabın bugün dünya hakkında söylenecek önemli bir şeyi var. Günümüzde Trump sınai tarifeler aracıyla Çin'in endüstriyel egemenliğine meydan okurken, diğer ülkelere karşı da yıllardan beri incelikli ve etkili bir ticaret savaşı yapıldığı anlaşılıyor. ABD'nin hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat yönetimleri, Pierucci'nin açıkladığı gibi, diğer ulusların çok uluslu şirketlerini "istikrarsızlaştırabildi". İngiliz, Fransız, İsveç, Rus ve Alman şirketleri ABD yasal yargı yetkisini dünya çapında genişlettikçe on milyarlarca para cezası ödedi.

Günümüzde, çeşitli ülkelerdeki politikacılar kendilerini serbest pazarın ya da devletin yanında konumlarken, kitap bunun anlamsız olduğunu gösteriyor. Artık ticaret hiçbir yerde özgür değil. Serbest pazar ve devlet kavramları, işe yarar şekle göre birbirinin içine geçmiş durumda. Kitap bunu anlatıyor.

Ren Zheng-Fei kitabı ofisinde tutuyor

Huawei ile başlamıştık. Çünkü bu kitap Huawei'nin kurucusu ve CEO'su Ren Zheng-Fei'nin ofisinde görüşme yapan bir grup gazetecinin, o sırada masanın üzerinde gördükleri kitaptı. Gazeteciler gibi, röportajla ilgili fotoğraflar yayımlandığında, diğer herkesin de ilgisini çekti. Yanda bu fotoğraflardan birisini görüyorsunuz.

İlgi çekti çünkü başta da söyledik, son birkaç yıldan beri Huawei şirketi, ABD ile Çin arasındaki gerilimin odak noktası durumunda. Sürekli yeni yasaklarla şirketin önü kesilmeye uğraşılıyor. Sonraki yazıda daha detaylı anlatacağız.

Ama bunun dışında da kitap Zheng-Fei'nin için çok benzer bir hikâeyi anlatıyor. Kızı Meng Wonzhou şu anda Amerikan Adalet Bakanlığı tarafından benzer bir nedenle suçlanıyor. Aradan geçen 1,5 yılda henüz ABD'ye iade edilmedi ama serbest de kalamadı. Halen 2018'de uçakla transit geçerken gözaltına alındığı Kanada'da ev hapsinde tutuluyor. Günümüzde ABD'ye iade soruşturmaları sürüyor.

Yazarın Diğer Yazıları

WhatsApp konusunda Kişisel Verileri Koruma Kurulu neler yapıyor?

Hepimiz "KVKK'nın soruşturma açmasına" ve "neden açmadığına" odaklandık. KVKK Rekabet Kurumu'ndan 1 gün sonra, soruşturma değil inceleme açtı

Linus Torvalds: Cahilce konuşmayı bırakın, aşı olun

Linus bir an önce aşı olun diyor ve mRNA aşıların güvensiz olmadığını söylüyor. Bize de mesajını iletmek kalıyor

Sağlık Bakanlığı, telekom sektöründe ayrımcılık mı yapıyor?

Aşılamada öncelik listesi sadece 3 mobil operatörü kapsıyor. Diğer haberleşme servisi veren operatörlerin çalışanları ve ekosistemi bu listede yok