20 Ağustos 2021

AKP'nin dezenformasyon düzenlemesi ve dünyada dezenformasyonun durumu (1)

Yabancı ülkeler dezenformasyon yapıları oluşturmuş ve bunlar üzerinden çeşitli ülkelerde operasyon çekiyor durumundalar...

AKP, 'Dezenformasyonla Mücadele' adı altında yeniden bir yasa teklifi hazırlığında. Önce Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan sosyal medyada 'yalan terörü' olduğunu ifade ederek uluslararası alanda yapılan çalışmaları incelediklerini ve ekim ayından itibaren Meclis'te bununla ilgili çalışma yürüteceklerini söyledi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ise 'yabancı devletlerin veya kuruluşların fonlarıyla Türkiye'nin faaliyet gösteren medya kuruluşlarına yönelik bir düzenleme' hazırlığında olduklarını duyurdu. Anayasa Komisyonu Başkan Vekili Ali Özkaya, Almanya, Fransa gibi ülkelerde de benzer yasalar bulunduğunu öne sürerek "Sosyal medyada dezenformasyon yapanlara bir yıldan beş yıla kadar hapis ve sosyal medyayı bir süre kullanamama gibi cezalar getirilmeli" dedi[1].

Bu arada hazırlıklara dair gelişmelere baktığımızda, "Yalan terörü" adıyla sunulan dezenformasyon konusunda, bugün ne işe yaradıklarını, daha doğrusu halk için çalışıp, çalışmadıklarını bir türlü anlayamadığımız BTK, RTÜK benzeri, onların içlerinde oluşturulabilecek "Sosyal Medya Başkanlığı" adlı bir yapılanmadan bahsediliyor.

Peki bunlar ne anlama geliyor?

Konuya 2 pencereden bakacağız.

  • Birinci pencerede "Dezenformasyon" konusunda genel ve dünyada olan gelişmeler. Bu çok önemli, hepimizin dışarıdan gelen dezenformasyonun önümüzdeki dönemde hayatlarımızı etkileyeceğini görmemiz lazım.
  • İkinci pencerede ise, sosyal medyayı bir türlü istediği düzene sokamayan AKP'nin bu sefer ne yapmak istediğine ve ne kadar yapabileceğine bakacağız.

Sun Tzu ve strategemler

Dezenformasyon yeni bir şey değil. Antik Çin'de milattan önce 1.yüzyılın ortalarında duyurulduğu kaydedilen Strategemler metinlerinin 36 savaş stratejisi arasında dezenformasyon büyük bir yer kaplar.

Metinleri kimin yazdığı bilinmiyor ama Sun Tzu'nun ünlü "Savaş Sanatı"ndan alındığı kaydediliyor. Tzu, düşmana karşı askeri yolu en son seçenek olarak veriyor. Önce diplomatik yoldan ve ondan önce de yani en başta da strateji ve hile ile kazanılacak bir zaferi öneriyor[].

Yani ilk çağlardan bu yana insanoğlu, dezenformasyonun savaşı kazanmak için önemli bir yol olduğunu görmüş ve raporlamış.

Neden dezenformasyon?

Açık değil mi? Bilmem kaç kişilik bir orduyu harekete geçirmek, insan kaybı ve maliyet demek. Bunu daha basit bir yoldan yapmak mümkün olabiliyor. Yani düşmanın moralini bozarak, belki yanlış noktaya yönlendirerek, karmaşa yaratarak yönetmek daha maliyetsiz ve kolay değil mi?

Şimdi ortaya çıkan —ki çıkmayan çok daha fazlası var— bazı global dezenformasyon ya da dezenformasyon yaratma araç örneklerine bakalım.

Amerika'nın 60 bin kişilik gizli ordusu, sosyal medya manipülasyonu da yapıyor

ABD'nin 21.yüzyılın başına kadar her ülke gibi 3 ordusu vardı; kara-deniz-hava. 2010'larda buna "Siber Ordu"su eklendi. Çin'in uzayda enteresan hareketler yapması üzerine 5-6 yıl önce de "Uzay Komutanlığı" kurulduğu görülüyor. Ama asıl ilginç ordusu geçenlerde Newsweek tarafından yayınlandı [2].

"İmza Azaltma" (yani imza yani onay alınması gereken operasyonları azaltıp, çaktırmadan gizli operasyonlar yapmak) programı altında 60 bin kişilik gizli bir ordunun çalıştığı ve bu kişilerin dünya üzerinde sahte kimliklerle günlük hayatımızın içindeki insanlar olduğu kaydediliyor.

900 milyon dolar bütçesi olduğu kaydedilen bu gizli ordunun önemli bir parçası ise küçük ama büyüyen siber kanadı. Kamuya açık alandaki bilgileri kullanarak yüksek değerli hedefleri avlıyorlar. Sosyal medya manipülasyonu yapıyorlar. Yukarıda bahsettiğimiz siber ordunun dışındaki bir kanat bu[2].

İngilizler'in "Integrity Initiative" kuruluşu

Tabii ki, dezenformasyon konusunda çalışanlar sadece Çin, ABD değil. Anonymous isimli Hacktivist grubu 2018 kasım ayında [3] belgelerini ortaya döktüğü ve daha sonra ilave belgelerini yayınladığı [4] İngiliz "Integrity Initiative (Dürüstlük İnsiyatifi)" [5] isimli sivil toplum kuruluşunun Statecraft Enstitüsü [6] tarafından kurulduğunu açıkladı.

Bu enstitü NATO HQ Kamu Diplomasi Bölümü ve İngiliz İçişleri Bakanlığı tarafından finanse edilen ‘Önleme' programına bağlı [1]. Integrity Initiative buna rağmen devlet kuruluşu olmadıklarını iddia etti ama o dönemde ABD'den 250 bin ve Nato'dan 168 bin sterlin aldıkları kaydedildi.

Bütçesinin 1.9 milyon £ (2,4 milyon dolar) olduğu kaydedilen Integrity Initiative, yerel politikacılar, gazeteciler, askeri personel, bilim adamları ve akademisyenlerden "kümeler" oluşturuyor. Kümelerin Almanya, Hollanda, İspanya, İtalya, Litvanya, Montenegro, Norveç, Sırbistan, Yunanistan gibi pek çok ülkede alt grupları olduğu kaydediliyor. Sızan belgeye göre, kümeler, bu ülkelerdeki İngiliz Konsoloslukları ile bağlantılı çalışıyor. Kümelerin görevi ise, Avrupa çapında Rus müdahalelerinin "kanıtını" araştırmak ve yayınlamak.

Grubun faaliyetleriyle ilgili bir vaka çalışması olarak verilen özel bir örnekte, dokümanlar stratejinin ne kadar etkili olabileceğini gösteriyor. Belgelere göre,  İspanya İç Güvenlik Bakanlığı'nın yöneticisi olarak Albay Pedro Banos'un atanmasını önlemek için düzenlenen "Moncloa Kampanyası", grubun İspanyol kümesi tarafından gerçekleştirildi. Moncloa Kampanyası, gizli bir gruba bağlı olduğu belirtilen çok sayıda ünlü İspanyol gazeteci tarafından başlatılan yedi buçuk saatlik bir kampanyaydı.  Albay Banos, Suriye ve Ukrayna ihtilaflarda oynadığı rol ile Rus ve Putin yanlısı olarak tanımlanıyordu.

AB, dezenformasyona karşı sosyal medya platformlarını izliyor

Avrupa Birliği uzun süredir Ruslara karşı korunma için çalışıyor. Özellikle Trump'ın seçildiği Amerikan seçimleri bütün alarmları çaldırdı. Nitekim Almanya ve Fransa seçimleri için bir takım önlemler aldılar. Ayrıca AB de kendi çalışmalarını yürütüyor. Bu çalışmalarda en çok üzerinde durdukları konu ise sosyal medya. Google, Facebook ve Twitter ocak 2019'da Avrupa Komisyonunun "Code of Practice (Uygulama Kodu)" isimli dezenformasyonla mücadele belgesine imza attılar. AB, bu imzadan sonra düzenli olarak bu platformların dezenformasyona karşı yaklaşımlarını raporluyor[7][8].

Rusya'nın güçlü siber altyapısı nedeniyle --özellikle Trump'ın seçilmesinden sonra-- hem ABD, hem AB'de korku büyük. Öyle ki, NATO görevi çerçevesinde Rus sınırına (Litvanya) giden Danimarka askerlerine Rus yanıltmalarına karşı özel eğitim verildiği görülüyor [9].

Ya Ruslar?

Eh Ruslar da tabii ki bu kadar korkuyu hakediyorlar. Ne yaptıkları çok ortaya çıkmıyor. Bir araştırmaya göre, özellikle bırakılan bir açıktan İranlılar 5 saat 9 dakikada, Çinliler 4 saatte, Kuzey Koreliler 2 saat 20 dakikada sızarken, Rusların aynı açığı geçmeleri sadece 18 dakika 49 sn olmuş[10].

Son dönemin büyük fidye saldırılarının çoğunda Rus izi bulunuyor (bulanların yalancısıyız). Eh dezenformasyon da aslında bir çeşit siber saldırı. Buralarda neler yaptıklarını bilemiyoruz ama Ukrayna savaşı öncesi bir hareketlilik raporlanıyordu.

En son Facebook, geçen aralık ayında yapılan Orta Afrika Cumhuriyeti (CAR) seçimleri öncesinde Fransız ve Rus dezenformasyon kampanyalarının, ülkedeki internet kullanıcılarını rakip adaylar lehine aldatmaya ve etkilemeye çalıştığını açıkladı[11]. Bu konuyla ilgili olarak yaklaşık 500 hesap ve sayfa ile toplam üç ağ askıya alındığı belirtildi.

Askıya alınan bir ağ, "Fransız ordusuyla ilişkili kişilerle" bağlantılıyken, diğer ikisinin "Rus İnternet Araştırma Ajansı'nın geçmiş faaliyetleriyle ilişkili kişilerle" ve Rus işadamı Evgeny Prigozhin ile bağlantıları olduğu kaydedildi. Fransa ve Rusya, Afrika'da kendilerine yakın politikacıların yönetime geçmesi için çabalıyorlar. Paris'in, şiddetli İslamlaşmanın yayılmasını önlemek için hayati gördüğü, Fransızca konuşulan birçok Afrika ülkesiyle bağları var. Moskova ise Afrika'yı potansiyel pazar olarak değerlendirmek istiyor.

Bunların anlamı ne?

Bunların anlamı, hepimizin dikkatli olması gerekliliği. Yabancı ülkeler dezenformasyon yapıları oluşturmuş ve bunlar üzerinden çeşitli ülkelerde operasyon çekiyor durumundalar. Bunlar için "Sosyal Medya", "Araştırma Firmaları", Fact Checking denilen "Doğrulama Kuruluşları", özel oluşturulmuş "Medya Kuruluşları", insanlar ya da vatandaşlar lehinde çalıştığı iddia edilen "Sivil Toplum Örgütleri" üzerinden bu dezenformasyonlar yayılıyor. Bu kuruluşlar önce doğru işler yapıyor ama araya yapılması gereken dezenformasyonu ekleyebiliyor.

O nedenle FARKINDA olmak lazım.

AKP'nin yeni yasa tasarısını ve Türkiye'deki durumu yarın aktaralım…


[1] AKP Sosyal Medyayı Düzenlemekten Bıkmadı, Yeni Düzenleme Yolda

[2] Pentagon'un "İmza Azaltma" Adlı Programının, 60.000 Kişilik Gizli Casus Ordusu Bulunduğu Konuşuluyor

[3] Anonymous ABD ve İngiltere Tarafından Finanse Edilen Bir Psikolojik Kampanyanın Belgelerini Yayınladı

[4] İngilizlerin Ruslara Karşı Dezenformasyon Birimi Kurduğu İddia Ediliyor

[5] Integrity Initiative

[6] StateCraft.org.uk

[7] A Europe that Protects: The EU steps up action against disinformation

[8] Factsheet: Action Plan against Disinformation

[9] Danimarka Askerleri Rus Siber Yanıltmalarına Karşı Eğitildi

[10] Rus Hackerlar, Çinlilerden 13, İranlılardan 16, Kuzey Korelilerden 6 Kat Hızlı

[11] Facebook, Afrika Seçimlerinde Fransız Ordu Mensuplarının Dezenformasyon Yaptığı Hesapları Kaldırdı

Yazarın Diğer Yazıları

Göstermelik "Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Şûrası"nın ardından…

Devletin ne kadar liyakatsız insanlarla dolu olduğunu gösteren, "Şûra olmayan" daha çok "show" denilebilecek bir etkinlik gerçekleşti. 7 yıl sonra yapılan etkinliğe, malum zevat, arkalarından ceketlerini ilikleyerek koşanlar ve devlete satış yapan özel firmalar dışında katılan var mıydı?

İTÜ Rektörü’nün, yılların vakıfları, gelenekleri, girişimci gençler ile iş insanlarıyla derdi ne?

Yeni Rektör İsmail Koyuncu, İTÜ'nün geleneklerini koruyan ve bugünkü hale gelmesini sağlayan vakıfları yok etmeye uğraşıyor. Böyle bir duruma İTÜ paydaşları tepki verip engel olabilir mi? Boğaziçililer kadar çaba gösterilir mi? Sarı öküzü korurlar mı?

Hacker ve gazetecilerin, vergiden kaçanlarla savaşı

Birileri (etik hackerlar ve gazeteciler) bize bu verileri gösteriyor. Buna karşılık yapılması gereken, okuyup, geçmek midir? Kamuoyunun bu konuyu yüksek sesle konuşması ve sorması gerekmiyor mu?