06 Ekim 2014

Cihat ihracatçısı ülke Almanya

Almanyalı genç cihadistler için artık Pakistan "out", Suriye "in"

Düşünün Hamburg’da yaşayan Hıristiyan bir ailesiniz. Aylardır kendisinden haber alamadığınız oğlunuzun, cihatçılara katıldığına inanmak istemiyorsunuz. Sonra kapınızda tanımadığınız birileri beliriyor ve size; “Kutlarım oğlunuz artık cennete” diyor ve çekip gidiyor. Ya da Konstanz’da oturuyorsunuz, 17 yaşındaki kızınız ortadan kayboluyor, bir süre sonra O’nun Köln’de İslamcı bir gençle evlendiğini, Müslüman olduğunu ve savaşmak üzere Suriye’ye eğitime gittiğini öğreniyorsunuz. Bundan sonra size, kapınıza gelip, O’nun cennete gittiğini müjdeleyecek yabancıları beklemek düşüyor. Son yıllarda Almanya’da artan sayıda aile ister Hıristiyan ister Müslüman olsun bu tür haberlerle sarsılıyor.

Ya dönerlerse?

Almanyalı genç cihadistler için artık Pakistan out, Suriye in. Aile kurmak çocuk sahibi olmak da onları engellemiyor. Son yıllarda çoluk çocuk cihada giden genç ailelerin sayısının 100’ü bulduğu tahmin ediliyor. Seyahat yolları da biliniyor. Ucuz uçak biletiyle İstanbul’a uçup oradan da kara yoluyla Suriye ya da Irak’a geçiyorlar. Elbette pek çoğu IŞİD’e katılıyor. Henüz eğitim almadıkları için idare ve propaganda işlerinde örgüte yardımcı oluyorlar ya da daha kötüsü intihar saldırılarına katılıyorlar. Artık kelimenin tam anlamıyla “cihat ihracatçısı ülke” olan Almanya’nın bugüne kadarki en büyük korkusu bu gençlerin geri dönüp burada yeni cihatçılar devşirmesiydi. Nihayet siyasetçiler uyandı ve en azından gitmelerini engelleyecek önlemler konusunda tartışmaya başladılar.

NSU’da uyuyanlara nasıl güvenelim?

Hafta sonunda Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maizière bir kez daha “Cihat turizmini” önlemenin propagandasını yaptı. De Maizière, olası şiddet yanlısı İslamcıların Alman pasaportu ya da gerekirse nüfus cüzdanlarına el koymanın yollarını arıyor. Çifte vatandaş olanların vatandaşlığını iptal edip uzun vadede sınır dışı etmek de bakanın planları arasında yer alıyor. Siyasetçilerden gelen bir başka öneri ise cihatçı olma tehlikesi taşıyanların kimliklerine bir işaret koymak. Bunun teknik olarak nasıl olabileceği tartışılırken, cihatçıların nasıl tespit edileceği konusunda hemen herkes hemfikir gibi görünüyor. Elbette başta Anayasayı Koruma Daireleri olmak üzere Alman istihbaratı ve güvenlik güçlerinin vereceği bilgiler yetkilileri aydınlatacak. Hani şu sekizi Türk on kişiyi öldüren NSU terör örgütünün 10 yıl boyunca eylem yapmasına adeta göz yuman, suçluyu aşırı sağda değil, öldürülenlerin ailelerinde arayan, delilleri karartan, dosyaları tam da gerektiğinde zaman aşımına uğradı diye ortadan kaldıran istihbarat ve polis yani.

Suç dairesi cihatçıların Almanya’dan çıkışını kolaylaştırmış

Federal içişleri bakanı “Cihat İhracatı” nı engellemeye çalışadursun, Bavyera Eyaleti kamuoyuna, 22 yaşındaki bir Selefi’nin ilk fırsatta sınır dışı edileceğini duyurdu. Bavyera İçişleri Bakanı Joachim Herrmann’a göre, IŞİD’in eylemlerini, örneğin gazetecilerin kafalarının kesilerek öldürülmesini bile caiz gören, hatta İslam’a uygun davranmazsa ailesinin de ölümü hak edeceğini savunan birinin Almanya’da işi yok. Anlaşılan Bavyere Eyaleti Suç Dairesi BKA da, uzun bir süredir aynı görüşte. BKA Başkanı Ludwig Schierghofer, Batı Almanya Radyo TV Kurumu WDR’e verdiği röportajda, son yıllarda şiddet eğilimli olduğuna inandıkları radikal İslamcıların yurtdışına çıkmalarına engel olmadıkları hatta yabancılar hukukunun boşluklarından yararlanarak bu süreci hızlandırdıklarını teslim etti.  “Gerekçemiz de ‘Kendi vatandaşımızı korumak’ ” dedi. Şu anda tehlike arz eden 450 gencin olduğu, bunun yaklaşık 100’ünün de çifte pasaport taşıdığı tahmin ediliyor. 450’si olmasa bile bu gençlerin çok büyük bir kısmı Almanya’da doğmuş, büyümüş ve okula gitmişler. Aslında onların  %100’ü Made in Germany.  

En dinamik cihatçı çevre Almanya’da

Ne acıdır ki, Almanya hala, tabiri caizse “çürük malları” kapı dışarı ederek ya da sorunu Türkiye gibi başka ülkelere atarak kurtulmaya çalışıyor.  Daha doğrusu sorunun çözümünü, sorunu kemikleştirecek, dışlayıcı, ayrımcı önlemlerle erteliyor. Hadi göçmen kökenlileri anladık. Ya Alman anadan babadan doğanlar ne olacak? Onlar da kapı dışarı edilebilecek mi?  Uzmanlar, gençlerin İslam’ı kendi istedikleri gibi yaşamak arzusunun yanı sıra, maceraperestlik ya da şiddet fantezilerini hayata geçirmek gibi kişisel nedenlerle de cihatçılara katıldıklarını söylüyorlar. Sosyal hayata ayak uyduramama, kendini ihmal edilmiş hissetme ve aidiyet duygusunu yaşayamama gibi nedenler de onları radikalleştiriyormuş. Ayrıca Batı’nın İslam’a karşı açtığı savaş da gençlerin mağdurun yanında olma eğilimlerini arttırıyormuş. Siyaset ve Bilim Vakfı’nın yaptığı araştırmalara göre, Selefilerin sayısı son on yıl içerisinde Almanya’da en az Müslüman ülkelerdekiler kadar artmış. Diğer Avrupa ülkelerine göre daha geç serpilse de Alman cihatçı çevrenin hepsinden daha dinamik olduğu sanılıyor.  Aslında sorun neredeyse on yıldır biliniyor. Ancak sorunla sistematik olarak ilgilenilmeye üç dört sene önce başlandı ve ilk ciddi önlem programı geçen yıl hayata geçirildi.

BM’in haddini aşan kararı vatandaşlık haklarını tehdit ediyor

Bugün Almanya’nın cihat ihraç eden ülkelerin başında gelmesinin en önemli nedeni sadece önlem almak konusunda geç kalmış olması değil. Göç ve entegrasyon politikalarındaki samimiyetsizliği ve cesaretsizliği. Göçmenler hala toplumun en alttakileri gibi görülmeye devam edildikçe, bu alanda getirilen yasalarda, gerektiği zaman “kendi halkını korumak” için boşluklar bırakılmaya çalışıldıkça işler daha da sarpa sarıyor. Şimdi de BM Güvenlik Konseyi’nin geçtiğimiz hafta aldığı, devletler hukuku ile çelişen kararını gerekçe göstererek, sınır kontrollerini sıklaştırma, vatandaşlıktan çıkarma, pasaport ya da nüfus cüzdanını şüphelilerin elinden alma, daha fazla cezalandırma, uçak şirketlerinden bilgi alma gibi yollara başvurmak pekala ileride daha büyük sorunlara neden olabilir.  Çünkü bunun için yapılacak her yasal değişiklik vatandaşlık haklarını gereksiz yere kısıtlarken, insan haklarını da tehdit ediyor. 

Bir kez daha söylemek istiyorum; bu dünyada bazıları terör yüzünden ölürken bazıları terörden yaşıyor. Önemli olan kimin kim olduğunu ayırabilmek ve terör için ölüme gidenlerden önce terörden yaşayanların kökünü kazımak.
 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Hanau saldırısının birinci yıldönümü; "Senin oğlun boşuna ölmedi"

Hanau’daki saldırılar, aşırı sağcı ve ırkçı şiddetin Almanya’da yapısal bir sorun olduğunu, bununla mücadele edilmezse kök salacağını bir kez daha gözler önüne serdi

Almanya'yı 16 yıl sonra yine bir erkek yönetecek

"Laschet döneminde Türkiye konusunda her türlü sürprize hazır olmak gerekir"