03 Mayıs 2020

Komplo teorilerinin psikolojik yönü

Komplo teorileri muhtemelen insanoğlunun kendine bir düşman yarattığı ilk günden beri vardı ve bundan sonrada var olmaya devam edecek

Son zamanlarda çeşitli sosyal medya gruplarında COVID-19 enfeksiyonuna neden olan SARS-Cov-2 virüsünün laboratuvarda biyolojik silah olarak üretildiği ile ilgili çokça paylaşım dolaşıma girdi. Bu paylaşımların bir kısmı virüsün Çin'deki laboratuvarlarda üretildiği ve başta ABD olmak üzere rakiplerine karşı kullanıldığını ifade ederken bir kısmı Çin'de laboratuvarda üretildiği ancak kasıtlı değil kaza ile dışarı yayıldığını ifade ediyordu. Başka bir dizi paylaşımda ise virüsün Belçika'daki laboratuvarlarda üretildiği iddia ediliyordu. Bazı paylaşımlarda ise virüsün ABD'de laboratuvarlarda rakiplerine karşı üretildiği ve dünyaya yayıldığı belirtiliyordu. Her paylaşım okunduğunda ikna edici yanları olduğu gibi "Yok artık!" dedirten yanları da oluyordu.

Komplo teorisi TDK'da "Bir kimse, kuruluş veya ülkeye karşı gizlice, zarar verici tuzak kurulduğu varsayımına dayanan düşüncelerin tümü" şeklinde tanımlanmış. Oxford sözlüğünde ise, "Bir olayın sorumlusu olarak güçlü ama gizli organizasyonun olduğuna dair inanç" olarak tanımlanmıştır. Komplo teorilerine inanan ve bunu bir şekilde yayan kişilerin de "komplocu zihniyet"e sahip oldukları söylenebilir.

Komplo teorileri ekonomik, politik, psikolojik ve sosyolojik temelleri olan ve birçok bilimsel disiplinin konusu olabilecek ve her disiplinin kendi bakış açıları ile açıklayabileceği bir durumdur. Bu yazıda komplo teorilerinin psikolojik yönü üzerinde durulacaktır.

Öncelikle belirtmek gerekirse bu yazının yazılma nedenleri arasında sosyal medyada, çeşitli iletişim gruplarında COVID-19 salgını ile ilgili bu virüsün laboratuvarlarda üretildiğine ilişkin haberleri görmenin yanında, bazı sağlık çalışanları ve hekimlerinde bu paylaşımlara destek vermesi ve destekleyici paylaşımda bulunmalarıdır. Komplo teorileri her alanda ve her şekilde üretilebilmektedir. Bu teorilerin son yıllarda kabul gördüğü en önemli alanlardan birsi de modern tıptır.

Modern tıbba karşı üretilen komplo teorileri sadece COVID-19 ile sınırlı olmayıp, aşı karşıtlığı gibi kampanyalarda da komplo teorilerini görmek mümkündür. Aşıların "otizme" neden olduğu, bazı ulusları kısırlaştırarak onların sayısını azaltmayı hedeflediği gibi sayısız komplo teorisi gündeme getirilmiş ve bu teorilere inananların sayısındaki artış ile birlikte aşı yaptırmama oranları ülkemiz dahil olmak üzere bazı toplumları tehdit eder noktaya gelmiştir.

Modern tıp ile ilgili sıklıkla üretilen komplo teorilerinin diğer bir konusu da "kanser"dir. Bazı teoriler de kanserin ilacının bulunduğu ancak uluslararası ilaç tekellerinin bu ilaçları kasalarında sakladığı ve sınırlı sayıda kişiye kullanıldığıdır. Diğer bazı teorilerde ise kanser ilaçlarının işe yaramadığı hatta insanları ölüme sürüklediği iddia edilmektedir. Komplocu zihniyette olan kişilere bakıldığında birbiri ile çelişen iki ayrı önermeyi de mantıklı bulabilmektedir.

Komplo teorilerini sadece aşı karşıtlığı ve kanserde görmüyoruz, tıbbın birçok alanını ilgilendiren hastalıklar ve kullanılan ilaçlarla ilgili olarak da bu teorileri görmek mümkündür. Bu teorilerin en fazla işlediği tıp disiplinlerinden birisi de psikiyatridir. Psikiyatri biliminin bu teorilerin ortaya çıkmasındaki katkısı geçmiş pratiklere bakıldığında yadsınamazsa da antipsikiyatri akımları bugün oldukça fazla sayıda insanı etkilemektedir. Kuşkusuz eleştiriler dikkate alınmalı ve psikiyatri bu eleştirilerle birlikte daha iyi bir noktaya gelmelidir. Ancak başta antidepresan ilaçlar olmak üzere psikiyatrik tedavilere yönelik eleştiriler zaman zaman komplo boyutuna varmakta ve alıcısı olan komplocu zihniyeti çabucak etkilemektedir. Bu şekilde tedavilerden fayda görebilecek hastalar tedavisiz kalmakta ve sonuçları ağır olabilmektedir.

Bu teorilerle ilgili olarak açılan web sitelerinde oldukça aktif tartışmalar yürütülmekte ve desteklenmekte, üretilen teoriler de hızlıca sosyal medya ve gruplarda yayılmaktadır. Bu teorilere inanan birçok hasta ya olması gereken tedavileri olmamakta ya da tedavi görüyorsa da ilaçları bırakıp "alternatif tıp"a yöneliyor ya da tedavisiz kalıp hastalığın daha da ilerlemesine neden oluyor.

Komplo teorilerinin psikolojik temeli nedir?

Komplo teorilerinin temelinde belirsiz ve anlaşılmaz olanı belirli hale getirmeye çalışmak yatar. Kişiler ya da gruplar etraflarında gelişen olay ya da durumları kavramakta zorlandıklarında, belirsiz ya da görünmez bir takım güçlere atıflar yaparak durumu kendilerince netleştirmeye çalışırlar. Geliştirdikleri düşünüş biçimi ile sorunun kaynağını kendilerinin dışına taşırıp çözümlerini de kendilerinin dışından beklerler. COVID-19 da olduğu gibi "SARS-Cov-2 virüsü dış güçlerce üretilmiştir, yapacak bir şey yoktur. Günü geldiğinde virüsü üretenler çözümünü de bulacaklardır." Bu düşünüş biçimine bakıldığında oldukça basit ve kendi içerisinde tutarlı bir açıklama gibi görünmekte ve böylelikle kişilerin kaygılarını azaltıcı bir işlev görmektedir. Komplo teorileri insan zihnindeki "bilişsel harita" da adeta boşlukları doldurmaktadır. Bilimsel yöntemler gibi karmaşık ve anlaşılmaz değil, oldukça basit ve herkesin anlayabileceği türden tespitler içerir. Basit olması nedeni ile kabul görür. "Ockham'ın Usturası" felsefesi temel bir mantığa dayanır "Her şeyin birbirine eşit olduğu bir ortamda, en basit açıklama doğruya en yatkın olandır". Yani "Ocham'ın Usturası"nın mantığı, sorunun tespit edilmesi ve çözümü için "diğer tüm etmenler aynı ise basit olan doğru olandır" düşüncesi üzerine kuruludur. Komplo teorileri de tıpkı "Ocham'ın Usturası"nda olduğu gibi, diğer tüm karmaşık olası açıklamaların bir kenara itilmesi ve insanların anlayabileceği en basit şekilde ortaya konur. Her ne kadar komplo teorilerine inananlar, sosyoekonomik ve eğitim düzeyi düşük kesimlerce daha fazla benimsense de, anlaşılması bakımından her kesimden alıcı bulabilmektedir.

Çalışmalar, insanların endişeli ve sıkıntılı olduklarında komplo teorilerine yönelebileceklerini ve kendilerini güçsüz hissettiklerinde komplo teorilerini benimsediklerini ifade etmektedir.3,4 Bireylerin sonuçları kontrol edemediğinde komplo inancının arttığını ve kontrol duygusu arttığında ise azaldığını gösterilmiştir. Ayrıca mağdur olduğunu düşünen kişilerin, grupların ve ulusların da güçlü dış gruplar hakkındaki komplo teorilerini destekleme olasılıkları daha yüksektir.

Bazı kişiler kendilerini güçsüz hissettiklerinde ve olayları algılamakta zorlandıklarında belirsizlikleri gidermek için komplo teorilerine yönelerek kendilikleri ile ilgili olumlu bir imaj oluşturmaktadır. Bu şekilde kişiler narsisistik yönlerini de beslemiş olurlar. Böylelikle bu kişiler kendilerini diğer insanlarda olmayan bilgilere sahip olmakla inandırabilir ve kendilerini özel, diğerlerinden farklı hisseder ve özgüvenleri artabilir. Bunu da diğer insanlara "Bakın sizin bilmediğiniz bilgileri biliyorum, büyük resmi görebiliyorum" şeklinde sunarlar.

Her türden kişilik özelliklerine sahip bireylerin komplo teorilerine inanması mümkünse de, bazı kişilik özelliklerine sahip bireyler çevrelerine ve dış dünyaya oldukça mesafeli yaklaşır, her an bir kötülük gelecekmiş gibi tetikte beklerler. Bazıları dışarıdan gelecek tehlikelere karşı kendilerini izole eder ve kendi iç dünyalarında dışarıdaki tehlikeleri yorumlamaya çalışır ve tehlikenin olasılığını abartır. Etrafının dış tehditlerle çevrili olduğunu düşünen birey ona göre tedbirler de almaya başlar. Bu tedbirler bazen hem kendisine hem de çevrelerine zarar verme noktasına gelebilir. Bu kişiler arasında paranoid kişilik özelliklerine sahip olanların kuşkucu olmaları nedeni ile komplo teorilerine yatkınlıkları fazladır. "Paranoyak olman takip edilmediğin anlamına gelmez." meşhur sözü de aslında komploculuğun ne kadar yaygın kabul gördüğünü gösterebilir. Şizoid ya da şizotipal kişilik özelliklerine sahip bireylerde de alınma, kendini dış dünyadan soyutlama ve kötülük göreceğine yönelik inançları nedeni ile komplo teorileri bu kişiler için de caziptir.

Komplo teorileri muhtemelen insanoğlunun kendine bir düşman yarattığı ilk günden beri vardı ve bundan sonrada var olmaya devam edecektir. Hepimiz zaman zaman bu teorilerin etki alanına girsek de kendimizi komplo teorilerinden ne kadar koruyabilirsek ruh sağlığımızı da o kadar korumuş oluruz. Bilginin çok hızlı yayıldığı günümüzde teyit edemediğimiz bilgileri yaymamak, bilginin kaynağını sorgulamak ve o bilginin kimin işine yaradığı üzerinde kafa yormak komplo teorilerinin "üretim hızı"nı azaltabilir. Bilimi kutsamasak da olguları açıklamak için şu an en geçerli yöntemin bilim olduğunu kabul ederek, içinden geçtiğimiz günlerde olduğu gibi bilim insanlarının önerilerini dikkate almak hayat kurtarabilir.

Komplo ile değil, bilimle kalın!


Kaynaklar

  • TDK Sözlük
  • Oxford Learners Dictionaries
  • Grzesiak-Feldman, M. (2013). The effect of high-anxiety situationson conspiracy thinking. Current Psychology, 32, 100–118.
  • Abalakina-Paap, M, Stephan, W.G, Craig, T. & Gregory, L. (1999). Beliefs in conspiracies. Political Psychology, 20, 637–647.
  • Van Prooijen, J.-W., & Acker, M. (2015). The influence of controlon belief in conspiracy theories: Conceptual and applied extensions. Applied Cognitive Psychology, 29, 753–761.
  • Bilewicz, M., Winiewski, M., Kofta, M., & Wójcik, A. (2013). Harmful ideas: The structure and consequences of anti-semitic beliefs in Poland. Political Psychology, 34, 821–839.

Yazarın Diğer Yazıları

Psikiyatri penceresinden 'Bir Başkadır'

Dizinin "sıradan" bir Türk filmi tadında olmasına karşın "beğeni fırtınası" yaşanmasının nedenini psikolojiden bir deney ile kısmen de olsa açıklamak mümkündür...

Masumlar Apartmanı, takıntı hastalığı ve gerçek hayat hikâyesi üzerine

Masumlar Apartmanı dizisi ile birçok kişinin takıntı hastalığının ne boyutlara varabileceğini görmesi olumlu

10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü: "Herkes için ruh sağlığı"

Ruhsal hastalıkların nedenlerine bakıldığında biyolojik, psikolojik ve sosyal nedenler üzerinde durulabilir. Ruhsal sorunların oluşumunda çeşitli risk faktörleri bulunmaktadır. Bu risk faktörleri arasında olumsuz yaşam olayları, işsizlik, ekonomik sorunlar, kadın olmak, erken çocukluk çağı travmaları, göç etmek, insan hakları ihlalleri, savaş ortamı, adaletsizlik gibi birçok neden sayılabilir