18 Nisan 2021

Kuralına uygun ama vicdanımıza ters

Zengin ülkeler ile birer kahraman olarak taltif edilen -ki elbette kahramandılar- ilaç sektörü temsilcilerinin kanuna uygun ama yine de vicdanlarımızı yaralayan bu düzene dair yüksek sesli bir özeleştirisine ya da değerlendirmesine ne yazık ki henüz tanık olmadık

Fırında 3 ekmek var. Kapının önünde bekleyen de 4 mahalleli… İçeriye ilk giren mahallelinin ekmeklerin ikisini alıp çıkması halinde ne hissederdiniz? Sonuçta ücretini ödedikten sonra isteyenin istediği kadar ekmek almasına kim engel olabilir? Ama o sırada bekleyenlerin kalbine dokunan his var ya; aynısı aşılara adeta el koyan ülkeler için duyuluyor. Bunun "bir ahlakî çöküntü işareti" olduğunu da sadece ben düşünmüyorum, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterleri de aynen böyle söylüyor.

COVID-19 pandemisine çare olacak aşılar bulunmaya yaklaşıldığında, DSÖ bütün dünyanın tedarik ve uygulamada aşı milliyetçiliğinden uzak durması konusunda uyarıda bulunmuştu. Hatta DSÖ Genel Sekreteri Tedros Adhanom Ghebreyesus, "Herkes güvende olana kadar kimse güvende değil." demişti. Bugün geldiğimiz noktada ise dünyadaki Covid aşılarının yüzde 40'ı küresel nüfusun yüzde 11'ini temsil eden 27 zengin ülkeye gitmişken, gelir düzeyi en düşük ülkelerden oluşan yüzde 11'lik kesime düşen pay, yüzde 1,6 ile sınırlı kaldı.

Bu arada bazı girişimler de olmadı değil. DSÖ, Avrupa Komisyonu ve Fransa devreye girerek ACT (Access to COVID-19 Tools) ortaklığını devreye soktular. ACT; devletleri, aşı üreticilerini, bilim insanlarını, özel sektörü ve sivil toplum örgütlerini bir araya getirerek pandeminin en kısa sürede sona ermesi için bir çözüm üretmeyi amaçlıyor. Bu ortaklığın aşı üretimine odaklanan ayağı olan COVAX (Covid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı), Afrika ülkelerine aşı temin edilmesinde kısmen öncü rol oynamaya başladı. Gana, Fildişi Sahilleri ve Nijerya, COVAX üzerinden aşı alan ülkeler oldu. DSÖ, aşıların yoksul ülkelere dağıtımı için kurulan COVAX girişimi aracılığıyla yıl sonuna kadar gelişmekte olan ülkelerdeki nüfusun yüzde 25'inin aşılanmasının mümkün olabileceğini düşünüyor. Ancak bu hedefin gerçekleştirilebilmesi için 38 milyar dolarlık bir kaynak ihtiyacı açıklanmıştı ve henüz sadece 11 milyar dolar toplanabildiği ifade ediliyor.

Geçtiğimiz Şubat'ta gerçekleştirilen G7 Zirvesi'nde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, zengin ülkelerin sahip oldukları aşıların yüzde 4 ila yüzde 5 kadarını hemen yoksul ülkelere bağışlamalarını önerdi. Hatta bu konuya Angela Merkel'in de sıcak baktığını ifade etti. Henüz bu konuda bir aksiyon alınmadı ama fırına ilk giren mahallelinin elindeki ekmeğin köşesini sıradakilerle paylaşmak isteyip istemediğinden emin olamıyoruz.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres 7 Nisan Dünya Sağlık Günü vesilesiyle yayımladığı mesajında, yoksulluk ile karşı karşıya olan kesimlerde hastalık ve COVID-19 nedenli ölüm oranlarının daha yüksek görüldüğünü belirtti. Aşıların büyük çoğunluğunun birkaç zengin ya da aşı üreten ülkede yapıldığını belirten Guterres, COVAX girişimi sayesinde aşıya daha fazla ülkenin ulaşmasına rağmen, düşük ve orta gelire sahip ülkelerde çoğunluğun gelişmeleri sadece seyrettiğini ve sırasını beklediğini ifade etti ve aynen şöyle söyledi: "Böylesine eşitsizlikler gayri ahlâki ve sağlığımız, ekonomimiz ve diğer toplumlar için tehlikelidir."

Bugünkü durumu özetlemek için bir örnek vermek gerekirse, İngiltere her 100 kişide 31 doz aşılama yapabilirken Afrika kıtasında bu rakam her 100 kişide sadece 0,3 doz. Bazı tahminlere göre Afrika kıtasında halkın genelinin aşılanması 2024 yılına kadar ancak tamamlanabilecek. Bloomberg'in analizine göre dünya nüfusunun yüzde 4,3'ünü oluşturan Amerika, dünyadaki aşıların yüzde 24'ünü elinde bulundururken, dünya nüfusunun 2,7'sini temsil eden Pakistan'da bu oran yüzde 0,1. 

Aşı üretim maliyetinin düşürülme şansı var mıydı?

Aşılanamamanın bir başka nedeninin ise aşı fiyatlarının yüksekliği olduğu belirtiliyor. Bu noktada patent tartışmaları da gündeme geliyor. Aşının geliştirilmesi için kamu fonlarından yararlanan ilaç şirketlerinin, aşı geliştirildikten sonra patent haklarından feragat etmemesi üzerine "hukuka uygun ama ahlaka uygun değil" diyenler de az değil. Bir görüşe göre özellikle mRNA türünün üretimi için gereken tesis sayısının dünyada henüz çok az olması, kitlesel üretim için altyapının hazırlıksız olması ve elbette "know-how" eksikliği aşı üretiminin yavaşlığında patent korumasından çok daha etkili. Üstelik aşı üretimi için gereken kaynağın tedariği de epey güç. Burada kısıtlar ne olursa olsun, bulunan çarenin herkese eşit hızda ulaşmaması gerçeğine ek olarak BioNTech'in sahibi Dr. Uğur Şahin'in dünyanın en zenginleri arasına bu yıl girmesi tartışmayı alevlendirmekte epey etkili oldu.

Aynı dönem bir tür fırsatçı grubu doğurdu. Yıldızlı otellerde konaklamalı, rehberli, şehir gezili aşı turları ilanları boy göstermeye başladı. Her ne kadar kamu otoriteleri böyle bir uygulamanın yapılamayacağını yüksek sesle açıklasalar da vatandaşların "adaletsizlik" inancını pekiştirdiğini söyleyebiliriz. "Parası olan ülke üretilen aşıya el koyar; parası olan vatandaş da iki günlük turla gidip orada aşısını olur" fikri epey yaygın. Hatta sokağa çıkıp insanlara rastgele sorsak, "zenginlerin hepsi çoktan aşılanmıştır" diye düşünen kalabalıklar bulabiliriz. Bütün dünyayı tehdit eden salgının çaresini, "o çare bana zaten gelmez" diyerek izleyen kalabalıkların olması bir kez daha inançlarımızı güçlendiriyor: Bazılarımız daha eşit.

Yoksul ülkelere aşı desteği bağış mı, yatırım mı?

Öte yanda aşı dağılımında ihtiyaç duyduğumuz adaletin aslında ekonomik bir temeli olduğunu vurgulayan bir araştırma yayınlandı. Koç Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. Selva Demiralp, Cem Çakmaklı, Sevcan Yeşiltaş, Muhammed Ali Yıldırım ve Maryland Üniversitesi'den Şebnem Kalemli Özcan'ın yaptıkları araştırma, ahlaklı olmayı önemsemese bile gidişatın ekonomik etkilerinden endişe edecek ülkeler için sağlam veriler ortaya koyuyor. Pandemi ve farklı aşılama süreçleri etkisinde alternatif ekonomik senaryolar üretilen bu akademik araştırmada elde edilen bulgu, araştırmacıların kendi ifadesiyle şöyle*:

"Gelişmiş ülkelerin 2021'in ilk yarısında tamamen aşılanıp gelişmekte olan ülkelerin nüfusunun ise sadece yarısının sene sonuna kadar aşılandığını varsayan bir senaryo düşünelim. Buna göre, eğer uluslararası tedarik zincirlerinde hiçbir aksama olmadığını varsayıp sadece ihracat kanalına odaklanırsak zengin ülkelerin ihracat gelirlerinde 400 milyar dolar kadar bir düşüş olabileceğini hesapladık. Şayet tedarik zincirlerinde bir aksama olursa o zaman bu miktarın 1,8 trilyon dolara kadar çıkabileceğini tespit ettik."

Özetle COVAX'ın planladığı 38 milyar dolarlık fonu oluşturmak, 400 milyar dolar ya da 1,8 trilyon dolar maliyete katlanmaktan çok daha ucuz. Başka bir deyişle, COVAX için ayrılacak fon bir bağış değil, zengin ülkelerin ihracatta zarar etmemek üzere yapacakları bir yatırım.

Geldiğimiz noktada, içinde bulunduğumuz sistemin yine "para, para, para" naralarını işitmeye devam ediyoruz. Adeta ihsan eder gibi aşı bağışlayan zengin ülkeler ile birer kahraman olarak taltif edilen -ki elbette kahramandılar- ilaç sektörü temsilcilerinin kanuna uygun ama yine de vicdanlarımızı yaralayan bu düzene dair yüksek sesli bir özeleştirisine ya da değerlendirmesine ne yazık ki henüz tanık olmadık. Bütün dünyada aşılama sürecini adaletle yürütecek bir ortak otorite tanınması gereğine işaret eden güçlü bir ses hiç duymadık. Dünya vatandaşları olarak beklentimiz elbette yasalara uygun ama bir o kadar da tüm dünya için adil bir sistemle pandemi mücadelesi görebilmekti. Bunu dünya çapında göremediğimiz gibi ülkemizde de; sağlıkçılar, öğretmenler, aralıksız çalışan kuryeler tam aşılanmadan futbolcuların aşı kapsamına alınması, aşı sırası gelmesine ve randevu almasına rağmen randevusuna gitmeyip zaten nadir olan aşıları ziyan edenler olduğu söylentisi vicdanımızı yaralıyor.

Bu sistemi kendi ellerimizle biz insanlar kurduk, henüz ne aşıya ne de umuda erişenler olarak mağduru da biziz. Üstelik göstermelik adımları, ödül törenlerini, Joe Biden'a patent yasasını değiştirmemesi gerektiğini söyleyen mektupları yazan şirketleri izliyoruz, görüyoruz. Oysa hayatta her şey ama her şey değişir, kurallar, yasalar da her zaman sorgulanabilir. Geçmişin kurallarıyla bugün yaşamak zorunda değiliz. "Kural böyle", "gelenek böyle", "ama bu böyle", "böyle gelmiş, böyle gider" diyen toksik zihniyetten kurtulmadıkça pandemi mücadelesinde her şey "kuralına uygun ama vicdanımıza ters" olacak.

Bu noktada hatırlatmakta fayda var: İnsanın vicdanına ters olan her şey de karşısındakinin itibarını yıkar. İtibar yıkımı da orta vadede -en çok korktuğunuz- paranızı kaybettirir. Bugün bir tüketici, markalar için nasıl sadece bir tüketici değil, aynı zamanda bir oyun kurucu, bir sosyal etki beklentisi olan yönlendiriciyse; dünyanın tüm vatandaşları da bu pandemi belasını yönet(emey)en her kişi ve kurumu da öyle etkileyecektir. Uzmanlar bugün içinde bulunduğumuz pandeminin ne ilk ne de son olduğunu söylüyor. İnsanlar bundan sonraki zorlukları da benzer mağduriyetlerle geçirmeye ne kadar hazır? İlaç şirketleri, aşı mucitleri, zengin devletler, küresel sivil toplum örgütleri, uluslararası kuruluşlar, yerel otoriteler… İtibarınızı kurtarmak isterseniz, bir an önce vicdanımızı rahat ettirmelisiniz. Çünkü bilim ve teknolojinin olanakları imkansızı çoktan yok etti. Geriye sadece sizin istemeniz kaldı.


* Prof. Dr. Demiralp yazdı: Aşının eşitsiz dağılımının ekonomik maliyeti ne olacak?

Yazarın Diğer Yazıları

"Bizde olmaz" denecek bir örnek

Bu yazıda, Oscar'daki büyük çerçevenin içinde görece küçük kalan bir "detaydan" söz edeceğiz

Olimpiyat Oyunları'nın üzerindeki hayalet

Olimpiyat Oyunları'nın tarihindeki lekeler bugüne belki de bir karma olarak dönüyor. Bu karmada bugünün yöneticilerinin de payı yadsınamaz.

Sağlığımızı konuşmadan anlaşmaya borçluyuz

Bayramları, cenazeleri, düğünleri neredeyse yapayalnız yaşayanlar ile sevincini, coşkusunu doyasıya yaşayamayanlar nasıl sağlıklı yaşlanacak? Bizi Koronavirüs öldürmezse, yalnızlık mı öldürecek?