18 Şubat 2024

Doktor Simin ve ruh öküzü

Bu inceliksiz, büyüsüz, güzellik ve zekânın uğursuz sayıldığı coğrafyada ancak sevimli bir "ruh öküzü"ne rast gelmiş olmakla avunabiliriz diye düşünüyorum

"Aşk sahip olmadığınız bir şeyi var olmayan birine vermektir."

Jacques Marie Émile Lacan

Her sevgililer gününde üzerime yağan arsız mesajlar, ağır kederleri kaderlerine, kaderleri kederlerine karışan bu coğrafyada sinir uçlarımda dolaşır.

Sevgililer Günü, doğuda yaşanılacak bir aşk bırakmayan, aşkı doğuya yakıştıramayan batının icadıdır.

Oysa, Durrell'ın İskenderiye Dörtlüsü, bir batılı gözüyle doğuda savaşın gölgesindeki benzersiz, büyülü aşkları anlatır.

Kendini "zihinsel bir mülteci" olarak tanımlayan bir batılı yazar, İskenderiye'de insanların aşk yoluyla kendilerini aradıkları gizemli, mistik, büyülü yolculuğu anlatır.

Zihinsel birer mülteci olmadan, batılı Alain De Botton'un "aşk bir duygu değil, bir yetenektir" dediği rasyonellikle, aşkın yitirilen büyüsüne tekrar kavuşamayacağını düşünürüm.

Aşk hem büyülü bir şey olmalı hem gerçek yaşamla bağdaşmalı, derseniz aşkı feda edersiniz.

Ben de yaşamla bağdaşan, emekle sürdürülen, yan yana yürünülebilir evcilleştirilmiş aşktan yana durmuş, aşkın büyüsünü edebiyatta, filmlerde duyumsayan bir kişiyim.

Tarihin en etkileyici kadınlarından olduğu, dönemdaşı Nietzsche, Rilke, Freud, Tolstoy gibi hayran olduğum birçok erkeğin hayran ya da aşık olmasından anlaşılan Salome peşini hiç bırakmayan aşka ilişkin çelişkilerini sözcüklere şöyle dökmüş:

"Aşkın sorunu bencillik ve fedakârlıktır. İnsanlık aşk adına kaç yaşamı yok etti?
Sevginin hayatta kalması için sevilen kişinin yarattığı neşe devam etmelidir." (Arayışlar, Lou Salome)

Bağımsızlık arzusu ve eşsiz zekâsı bedeni aşan bir büyünün etkisine girmesine mani olmuş belli ki.

Oysa "Tüm aşk hikâyeleri hüsran hikâyeleridir" diyen Adam Phillips'e katılıyorum ben. (Yaşanmamış Hayata Övgü)

Hüsranı göze almayan, büyülü bir aşka uğrayamaz gibi gelir bana.

İnsanın tüm kimliklerinin üzerine bir beyaz önlük geçiren hekimlik de zihnin hükmünde bir meslektir.

Bir yandan salt insan bedeniyle haşır neşirsinizdir, bir yandan da zihniniz mutlak belirlilik ararken sürüklendiğiniz belirsizlikleri sürekli bir denklem çözer gibi formüle eder.

İşte bünyenize nüfuz eden bu hâl nedeniyle aşk gibi yoğun duygu ve zihni puslandıran tutkuları insanın doğasındaki zaaflardan biri saymaktan başkası pek gelmez elinizden.

Her gün geçiciliği duyumsayıp kalıcı kılmaya çalıştığınız maceralarda zihninize sığmayanlar için ise büyü değil de mucizelere dönersiniz yüzünüzü.

Aşk nasıl modern toplumlara mâl edilmişse ben de büyülü aşkı bağımlılığa yatkın, kırılgan kadınların doğasına, tutkulu ve boyundurukçu erkeklere mâl ettiğimi fark ediyorum.

Mesela bu "ruh ikizi" ya da "ideal aşkı bulmak" gibi kavramlar da bana sığ hatta absürt geliyor.

Füruzan'ın Sevda Dolu Bir Yaz kitabını okuduğum yaz mevsiminde tıp fakültesinde öğrenciydim.

Her zaman kitaplardan ya da aklıma düşen notlardan oluşan defterime bu kitaptan şunu alıntılamışım:

"Başıbozuk duygular, arzular sevda değildir, asla unutma."

Zaten okul, yoğunluk, insan bedenini adım adım keşfediş heyecanı ve bir boyuta sıkıştırılmış yaşam ne romantizme ne melankoliye fırsat vermiyordu.

Edebi okumalarımda dahi siyaset, felsefe, psikoloji ağır basmaya başlamıştı.

Ama heves ediyordum.

Öyle sarsakça denemeler yapıyordum ki yine defterime "öptüğü prensler kurbağaya dönüşen bir kadınım" yazmışım.

Hemcinslerim benimle aşk dedikodusu bile yapmaktan imtina ediyorlardı.

Yakın bir arkadaşım "Sen hiç aşk romanı okumamışsın ki" diye omuz silkelediğinde bir çırpıda pek çok klasik romanı sıralayıvermiştim.

Kıkırdayarak "onları mı diyoruz kızım, Barbara Cartland filan gibi" deyivermişti.

Murathan Mungan "O kadar çok şey aşk sanılır ki hayatta sırf bu nedenle bile aşkın tanımlanamaz hale gelişine şaşmamamak gerekir" diyor.

Şimdi ben ruh ikizimi bulmuş olsam dahi bu da zaten aşka değil de güçlü, köklü bir sevgiye benzeyebilirdi.

Zaten bu inceliksiz, büyüsüz, güzellik ve zekânın uğursuz sayıldığı coğrafyada ancak sevimli bir "ruh öküzü"ne rast gelmiş olmakla avunabiliriz diye düşünüyorum.

"Aşkı keşfetmenin şiiri keşfetmekten daha üstün olduğuna emin değilim" diyen Hadrianus'a katılıyorum. (Hadrianus'un Anıları, Marguerite Yourcenar)

Ama, Türk filmlerindeki hüsranlı, kırılgan aşkları, devrimin hem yaşamını hem mutedil sevgiye olan sadakatini fırtınaya kattığı Dr. Jivago'nun aşkını, Rüzgar Gibi Geçti filminde aşkı kırıp döken Scarlet O'Hara'nın hırçınlığını ve o büyüyü duyumsuyorum.

Kolera Günlerinde Aşkı okurken büyüleniyor ama kadın kahraman mutedil sevgiyi seçtiği için içten içe seviniyorum.

Doğadan başka bir kalıcılık olmadığına, ruhların buluşup kavuşmadığına inanan Gülriz Sururi, Engin Cezzar'a aşkını şöyle anlatıyordu: "Ben konuşamayan bir adamla telefonda konuşuyor, ne dediğini anlayabiliyordum."

Bu röportajı orta yaşımda okumuştum.

"Aşk nasıl da yalnızca aşık olan kadar derin ve anlamlı" diye not almışım.

Zannederim aşk yaşamdaki en büyük yaratıcılığımız.

"Aşık olmak varlığından haberdar olmadığımız bir hüsranın hatırlatılmasıdır." (Adam Phillips)

Doktor Simin'in ve tüm özgürlükçü, kimlikli kadınların en büyük ve anımsamak istemedikleri hüsranları ise büyülü bir aşktan vazgeçtikleri bir coğrafyada yaşamaları değil midir?

Esin Şenol kimdir?

Esin Şenol, lise eğitimini TED Ankara Koleji'nde tamamladıktan sonra, tıp eğitimini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 1987 yılında tamamlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'nda Araştırma Görevlisi olarak uzmanlık eğitimine başlamıştır. 

Aynı anabilim dalında 1992 yılında ihtisasını tamamladıktan sonra uzman olarak göreve başlamış, 1995 yılında yardımcı doçent, 1996 yılında doçent, 2003 yılında da profesör unvanlarını almış ve 2009-2013 yılları arasında anabilim dalı başkanlığı yapmıştır. 

1999 yılında Tufts University, New England Medical Center, Boston/MA'da "Kemik İliği Transplantasyon Ünitesi"nde Research Fellow (Araştırma Asistanı) olarak çalışmıştır. Halen kanser hastalarının infeksiyon izleminde konsultan olarak görev yapmakta ve bu konuda araştırmalarını sürdürmektedir.

Prof. Dr. Esin Şenol, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları Ve Klinik Mikrobiyoloji Anablim Dalı Öğretim Üyesidir.

Ayrıca bağışıklama ve özellikle erişkin aşılması ile ilgili çalışmalar yürütmekte olup,

Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı bünyesinde Türkiye'deki ilk "Erişkin Aşı Merkezi" kurmuştur. 

2013 yılında KLİMİK (Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları) Derneği alt grubu olarak, Erişkin Bağışıklama Çalışma Grubu (EBÇG) kurmuş ve halen başkanlığını yürütmektedir. 

Ayrıca; Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Komite (2005-2007), Gazi Üniversitesi Akademik Değerlendirme ve Akreditasyon Ofisi (GÜADEK) –Kurucusudur (2005-2007).

Gazi Üniversitesi - Avrupa Üniversiteler Birliği ve Bolonya Süreci Kurucusu (2005-2007) ve 

Febril Nötropeni Derneği Genel Sekreterliği (2005-2011) yürütmüş olduğu diğer görevlerdir.

TTB_Pandemi Çalışma Grubu üyesidir.

ATO Onur Kurulu Üyesi olarak çalışmıştır (2020-2022).

ATO-Yönetim Kurulu Üyesi (2006-2008) olarak çalışmıştır.

Halen T24 ve Birgün Gazetesinde köşe yazıları yazmaktadır.

Yabancı dili İngilizce olup evli, 1 çocuk annesidir.

Dünya Kitle İletişim Vakfı tarafından gerçekleştirilen 31. Ankara Uluslararası Film Festivali (3-11 Eylül 2020) ve 32. Ankara Film Festivalı (4-12 Kasım 2021) Düzenleme Kurulunda yer almıştır.

33. Ankara Film Festivalı (3-11 Kasım 2022) Düzenleme Kurulundadır.

İlgi alanları, sinema, yelken ve edebiyattır.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Hekimlerin odası, sekterlik ve ideolojik körlük

Adanmak üzere yola çıktığınız hastalarınızın sağlığı ile aranıza girmekle kalmayıp sizi yıldıran, dövdüren, sürükleyen bu sisteme karşı direnişimizi, inadımızı sürdürebilmek öyle önemli ki...

Hekimliğe övgü

Ölümlülüğümüzle aramızdaki mesafede, yaşamla ölüm arasındaki köprülerde, dost düşman ayırmayan, kimlik, millet gözetmeyen, bence yerküredeki en kutsal, yaşamsal olan o yemini etmiş hekimler var hep

Üç kadın

Ninem kadar açık sözlü, annem kadar dirençli ve inatçıyım. Tam bir asır boyunca zamanı aralarında yuvarlayan üç kadın