04 Şubat 2024

Bir evrim öyküsü: Kötülük, ahmaklık ve kinci güvercinler

Hepimiz çok kriminal hale gelen bu toplulukta yalnızca sokağa çıkıyor olmamız nedeniyle ölüme çok yakınız, üstelik hayat da gözümüze hiç ilginç görünmüyor

"İnsanın sıra dışı olan yönleri tek bir sözcükle özetlenebilir, 'kültür'..."

Gen Bencildir, Richard Dawkins

Ben çocukken sokakta oynamak diye bir meşgalemiz vardı, hatta tek eğlencemizdi.

Gençlik yıllarım ülkeyi 12 Eylül faşist darbesine götüren ağır basınçlı bir sürece denk geldi.

Sokaklarda ölümcül çatışmalar olduğu için rahatlıkla sokağa çıkamaz olmuştuk.

Yine de mahalledeki bahçe duvarlarında, merdivenlerde oturur akranlarımızla vakit geçirir, zamanı oyalardık.

Buluşmalar başlangıçta koşulsuz, rastgele olur sonra rastgelelelik bir ahenke oturur benzer tondakiler arasında gruplaşmalar başlardı.

Aramıza katılmaya heveslenenleri süzer, ölçer biçer grupta devamlı olup olamayacağına dair sessiz bir anlaşma yapardık.

Zamanın boyunduruğunu gevşetmeye niyetlendiğimiz bu aylaklıkta bile rekabet, kıskançlık ve bir zaman sonra ötekileştirerek egemenlik kurma denemeleri belirirdi.

Topluluk olabilmenin sessiz kurallarını kavrayamayan ahmaklar ile kavrayan ama hoyratça tarumar eden kötüler hemen dışlanırdı.

Bu kez de ahenkli ama sıkıcı bir gruba dönüşürdük ki bir zaman sonra ben de kendi başınalığımı daha eğlenceli bulmaya başlayıp terk ederdim.

Fikrimce insanın doğasında ne iyilik ne de barışçıl olmak var.

Ama "insanların çoğunda ne iyilik ne de kötülük tutarlıdır. Bizim en büyük yanlışımız insanların iyi yanlarını geliştirmek yerine onlarda olmayan dürüstlükleri aramaktır" diyen Hadrianus'a da katılmamak ne mümkün. (Marguerite Yourcenar, Hadrianus'un Anıları)

Bu bilhassa biz hekimler için tanıdık bir durumdur.

Hekimlerini tanımak yerine döven, öldüren ya da intiharlara sürükleyen bir topluluk olmazdan önceki zamanlardaki hekimliğimde en kötünün, en şiddet yanlısının bile minnet dolu sözleriyle ya da gözleriyle tanışmışlığım çoktur.

Şimdilerde birbiriyle hızla yer değiştirip herbiri bir öncekini unutturan felaketler, soykırımlar ya da cinayet haberlerini geçiştirip kayıtsız kalıyoruz.

Hepimiz çok kriminal hale gelen bu toplulukta yalnızca sokağa çıkıyor olmamız nedeniyle ölüme çok yakınız, üstelik hayat da gözümüze hiç ilginç görünmüyor.

Çocukluğum mistik sokaklardan geçmemiş, uğradığım kahve fallı kadın günlerinin tek eğlence olduğu taşra sıkıcılığına uğramamış, oralardan koşar adım uzaklaşmak gerektiğini kavramamış olsam belki ben de soluğu bu distopik büyük sahnede alarak bir inanca, bir topluluğun parçası olmaya savrulabilirdim.

Ama uğruna gençliğimin olası tüm arabesk aşklarından caymış olduğum çocukluğumun mahmur sabahlarında zihnime nüfuz eden klasik müzik eşliğinde, düş gücümü aşan klasikleri okutmuş kaplumbağa terbiyecisi bir babam olduğu için tüm bu olup bitene bilimsel bir kuram çerçevesinden bakıyorum.

"İnsan insanlığın uzak geçmişteki yaşamlarının etkisi altındadır." (Dışa Bakan Rüya Görür, İçe bakan Uyanır, Carl Gustav Jung, Özlem Küskü)

Jung'a göre tıpkı insan bedeninin evrim geçirmesi gibi psişe de evrim geçirmiştir.

"Bedenimiz nasıl memelilerin ortak anatomik modellerine dayanıyorsa, zihin de benzer bir tarihe sahiptir."

Evrimsel biyolog Richard Dawkins "Gen Bencildir" kitabında ahlakın tüm canlılarda evrimsel, yaşamsal, ödüllendirilen ve topluluk ahengini belirleyen bir tutum olduğunu şu kuramsal örnekle anlatıyor.

Güvercin topluluklarında, güvercinleri hastalandıran bitler için yaşamsal bir işbirliği var.

Tüm güvercinler sırayla birbirinin bitlerini ayıklıyor.

Ama bitlerini ayıklatan bazıları hilekâr güvercin ve sıralarını savıyorlar.

Diğerlerinin bitlerini ayıkladığı halde kendi bitleri ayıklanılmayan iyi/özverili güvercinler ise zayıf düşüp ölüyorlar.

Aslında iyi/özverili güvercinler aldatılmış oldukları için ahmak olarak da tanımlanılabilir.

Ama bitlerini ayıklayacak olanlar ölünce ölmek sırası bu kez kötü/hilekâr güvercinlere geliyor.

Nihayet toplulukta işler sarpa sarınca üçüncü tür olan "kinci güvercinler "türüyor

Onlar aldatılmayı bir kereye mahsus göze alıyor, ve aldatan güvercini bir daha ayıklamıyor.

Böylece topluluk içindeki kötü güvercinlerin sayısı da azalarak belirli miktara geriliyor ve kinci güvercinlerin sayısı arttıkça denge yeniden sağlanıyor.

Çoğunlukla kincilerin var olduğu bir toplulukta hilekârlar ve enayiler de yayılamıyor.

Nihayet yalnızca bu dengeyi fark etmeyen hem ahmak hem alçak olan güvercinler bitlenerek ölüyor.

Biz ders ya da sunumların sonunu önemli mesajlar diye bir son sunu ile bitiririz.

Mesaj:

  1. Kincilik evrimsel açıdan kararlı ve yararlı bir stratejidir.
  2. Başlangıçtaki enayilerin varlığı kincilerin varlığını tehlikeye atıyor çünkü hilekârların refahından onlar sorumlu.

Topluluk dengesindeki bu üçüncü tür yani kincilerin seçilim baskısıyla da sinsi hilekârların geliştiği ve yayıldığı düşünülüyor.

Sinsi hilekârlar ise kendilerine verilenin karşılığını veriyormuş gibi yapıp çok daha azını verenler.

Ben kinci güvercin olduğumu varsayarım.

Ama bir hekimin naifliği ve bir bilim insanının doğruculuğuyla defalarca sinsi hilekârlar tarafından kandırılmış olduğumu da itiraf etmeliyim.

Esin Şenol kimdir?

Esin Şenol, lise eğitimini TED Ankara Koleji'nde tamamladıktan sonra, tıp eğitimini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 1987 yılında tamamlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'nda Araştırma Görevlisi olarak uzmanlık eğitimine başlamıştır. 

Aynı anabilim dalında 1992 yılında ihtisasını tamamladıktan sonra uzman olarak göreve başlamış, 1995 yılında yardımcı doçent, 1996 yılında doçent, 2003 yılında da profesör unvanlarını almış ve 2009-2013 yılları arasında anabilim dalı başkanlığı yapmıştır. 

1999 yılında Tufts University, New England Medical Center, Boston/MA'da "Kemik İliği Transplantasyon Ünitesi"nde Research Fellow (Araştırma Asistanı) olarak çalışmıştır. Halen kanser hastalarının infeksiyon izleminde konsultan olarak görev yapmakta ve bu konuda araştırmalarını sürdürmektedir.

Prof. Dr. Esin Şenol, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları Ve Klinik Mikrobiyoloji Anablim Dalı Öğretim Üyesidir.

Ayrıca bağışıklama ve özellikle erişkin aşılması ile ilgili çalışmalar yürütmekte olup,

Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı bünyesinde Türkiye'deki ilk "Erişkin Aşı Merkezi" kurmuştur. 

2013 yılında KLİMİK (Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları) Derneği alt grubu olarak, Erişkin Bağışıklama Çalışma Grubu (EBÇG) kurmuş ve halen başkanlığını yürütmektedir. 

Ayrıca; Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Komite (2005-2007), Gazi Üniversitesi Akademik Değerlendirme ve Akreditasyon Ofisi (GÜADEK) –Kurucusudur (2005-2007).

Gazi Üniversitesi - Avrupa Üniversiteler Birliği ve Bolonya Süreci Kurucusu (2005-2007) ve 

Febril Nötropeni Derneği Genel Sekreterliği (2005-2011) yürütmüş olduğu diğer görevlerdir.

TTB_Pandemi Çalışma Grubu üyesidir.

ATO Onur Kurulu Üyesi olarak çalışmıştır (2020-2022).

ATO-Yönetim Kurulu Üyesi (2006-2008) olarak çalışmıştır.

Halen T24 ve Birgün Gazetesinde köşe yazıları yazmaktadır.

Yabancı dili İngilizce olup evli, 1 çocuk annesidir.

Dünya Kitle İletişim Vakfı tarafından gerçekleştirilen 31. Ankara Uluslararası Film Festivali (3-11 Eylül 2020) ve 32. Ankara Film Festivalı (4-12 Kasım 2021) Düzenleme Kurulunda yer almıştır.

33. Ankara Film Festivalı (3-11 Kasım 2022) Düzenleme Kurulundadır.

İlgi alanları, sinema, yelken ve edebiyattır.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Hekimlerin odası, sekterlik ve ideolojik körlük

Adanmak üzere yola çıktığınız hastalarınızın sağlığı ile aranıza girmekle kalmayıp sizi yıldıran, dövdüren, sürükleyen bu sisteme karşı direnişimizi, inadımızı sürdürebilmek öyle önemli ki...

Hekimliğe övgü

Ölümlülüğümüzle aramızdaki mesafede, yaşamla ölüm arasındaki köprülerde, dost düşman ayırmayan, kimlik, millet gözetmeyen, bence yerküredeki en kutsal, yaşamsal olan o yemini etmiş hekimler var hep

Üç kadın

Ninem kadar açık sözlü, annem kadar dirençli ve inatçıyım. Tam bir asır boyunca zamanı aralarında yuvarlayan üç kadın