13 Haziran 2020

Devreden KDV mükellefin devletten alacağıdır, mutlaka iade edilmelidir

KDV uygulanan tüm ülkelerde 'devreden KDV' belli bir süre sonra mükellefe nakden iade edilirken bizde maalesef iade edilmiyor, yani KDV işletmeler üzerinde finansman yükü oluşturmaya devam ediyor

Katma değer vergisi (KDV), nihai tüketiciyi vergilemeyi amaçlayan yayılı bir işlem vergisi. Sadece nihai tüketiciye satış aşamasında değil, tüm üretim ve dağıtım aşamalarında yaratılan katma değer üzerinden tahsil ediliyor. Bir mal veya hizmet, nihai tüketiciye ulaşıncaya kadar devlet aşamalar halinde KDV tahsilatını gerçekleştiriyor. İthalatçı, imalatçı, toptancı, perakendeci durumundaki mükelleflerin ödediği KDV, zaman (dolayısıyla finansman) faktörünü bir kenara bırakırsak, bu mükelleflerin mal varlığında bir azalmaya neden olmuyor. Her mükellef kendi müşterisinden, satış bedeli ile birlikte tahsil ettiği KDV’den, alımları nedeniyle ödediği KDV’yi indirip aradaki farkı vergi dairesine ödüyor.

Hesaplanan KDV’den ödenen KDV indirildikten sonra kalan pozitif fark, satıcının Hazine adına tahsil ettiği ve Hazineye ödemesi gereken bir borç mahiyetinde. Yani ara aşamadaki mükellefler vergi tahsil dairesi gibi bir işlev üstleniyorlar. İşte bu nedenle indirim mekanizması KDV’nin en temel unsuru. Sistemin iyi işlemesi için indirim mekanizmasında bir aksama olmaması gerekiyor. (Başka bir yazıda indirim mekanizmasını bozan indirim yasaklarına geniş bir şekilde değineceğim).

Normal şartlarda hesaplanan KDV’nin, ödenen (yüklenilen) KDV’den fazla olması beklenir. Ancak yatırım, üretim sürecinin uzunluğu veya stok devir hızının düşük olması ya da zararına satış gibi durumlarda hesaplanan KDV, yüklenilen KDV’den düşük olabiliyor. İstisna ve oran indirimleri nedeniyle KDV tahsilatından mahrum kalınan hallerde de yüklenilen KDV’ler hesaplanan KDV’lerden fazla olabiliyor. Bu durumda indirilemeyen KDV sonraki dönemlerde indirim konusu yapılmak üzere devrediyor.

Devreden KDV sorunu işte böyle çıkıyor. İndirimli oran veya istisna uygulamasından kaynaklanan devreden KDV’nin iadesi mümkün olmakla beraber iade süreci çok uzun, zahmetli ve masraflı… Üstelik iade sürecinde çeşitli nedenlerle –çoğu halde alt firmalardan kaynaklanan olumsuzluklar yüzünden- iade tutarında vergi dairesi tarafından kesintiler yapılabiliyor. Neticede iade hakkı olanlarda bile devreden KDV sorunu devam ediyor. İade hakkı olmayan mükelleflerde ise devreden KDV süre sınırı olmaksızın ilelebet devrediyor. Hatta tasfiye olan şirkete bile geri verilmiyor. Mülkiyet hakkı açısından bunu çok ciddi bir sorun olarak görüyorum.

Yukarıda, hesaplanan KDV’den yüklenilen KDV indirildikten sonra kalan pozitif farkın, Hazine’ye ödenmesi gereken bir borç mahiyetinde olduğunu ifade etmiştim. Bu borç ödenmeyince gecikme zammı uygulanıyor. Oysa negatif fark çıktığında, Hazine bunu mükellefe bir borç olarak görmüyor. Yani kendi alacağını tahsil ediyor, ancak borcunu ödemiyor, hatta borcun varlığını bile kabul etmiyor. Yani "silahların eşitliği ilkesi" burada da uygulanmıyor.

KDV uygulanan tüm ülkelerde devreden KDV belli bir süre sonra mükellefe nakden iade edilirken bizde maalesef iade edilmiyor. Yani KDV işletmeler üzerinde finansman yükü oluşturmaya devam ediyor. Böyle olduğu için de istisna ve indirimli oran taleplerinin ardı arkası kesilmiyor. Bu da sistemi iyice karışıklaştırıyor ve bozuyor.

Sayın Naci Ağbal 2018 yılında Maliye Bakanı iken devreden KDV sorununun çözüleceğine bizi inandırmıştı. Ancak "devreden KDV’nin 12 ay içinde indirim yoluyla giderilememesi halinde mükellefe iadesini" de öngören kanun tasarısı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçmesine rağmen Meclis Genel Kurulu’nda son anda verilen bir önerge ile bu hüküm çıkarılarak kanunlaştı. Artık büyük çoğunluk bu konuda umutsuz…

Ancak beklentisini koruyanlar da var. Sayın Emrah Akın Bloomberg HT’de Covid - 19 salgınının derinleştirdiği finansman krizi için devreden KDV’nin iadesinin panzehir olacağını, devreden KDV’nin -sebebine bakılmaksızın- iade edilmesinin, ülkemiz için ve özellikle de bu dönemde anahtar önemde bir reform olacağını yazdı. ASO Yönetim Kurulu Başkanı Nurettin Özdebir de "KDV alacaklarına karşılık devlet bize bozdurmamak şartıyla çok düşük faizle hazine bonosu versin, bunları işaret edilen bankalarda teminat olarak kullanalım istiyoruz" diyerek konuyu gündemde tutmaya devam etti.

200 milyar TL’nin üzerinde olduğu tahmin edilen devreden KDV sorununu çözmek kolay değil. Hele bu günlerde… Ancak sorunun en çok da bugünlerde çözülmesine ihtiyaç var. İnanırsak ve gündemde tutmaya devam edersek olur!

 

Yazarın Diğer Yazıları

Yeni bir matrah artırımını düzenlerken nelere dikkat edilmeli?

KDV'de artırım uygulamasının matematiği tamamen vergili satış yapan mükelleflerin aleyhinedir. Bu uygulamanın çok karışık olduğunu ve haksız sonuçlara yol açtığını düşünüyorum

Gayrimenkul alımında tapu harcını eksik ödeyen yüzde 25 ceza öder!

Tapu harcı, yapılan tescil işlemi karşılığında alınıyor. Alınan hizmet ve sağlanan güvenceye nazaran oranı çok yüksek. Bu durum alıcı ve satıcıyı düşük bedelden göstermeye itiyor. Bunu önlemek için oranın düşürülmesi gerekir

İş akdinin sona ermesiyle çalışanlara ödenen kıdem, ihbar, işe başlatmama ve ikale tazminatlarının vergisel durumu

Arabuluculuk faaliyetinin iş uyuşmazlıklarında dava şartı olarak getirilmesi isabetli olmuştur. Yargının yükünü azaltmıştır. Ancak yargı kararı veya arabulucu anlaşmasına göre ödenen tazminatlar 8 aylık ücrete kadar vergiden istisna edilmiş iken ikale yoluyla ödenen tazminatlara çok düşük bir istisna tanınmış olması, ikale yolunun cazibesini azaltmıştır