11 Kasım 2010

Yanılıyorsunuz, Ağca cezasını çekmedi...

Abdi İpekçi cinayeti, Türkiye tarihinin en karanlık ve en utanç verici sayfalarından biridir. İpekçi'nin hesabını, Mumcu'dan başka kimse sormadı.

Abdi İpekçi cinayeti, Türkiye tarihinin en karanlık ve en utanç verici sayfalarından biridir.  Abdi İpekçi'nin hesabını, Uğur Mumcu'dan başka kimse sormadı. Ne devlet, ne yargı, ne basın! İpekçi'den tam 14 yıl sonra kendisi de katledilen Uğur Mumcu, bu süreye meslektaşının katillerinin izini sürdüğü iki kitap sığdırmıştı; Ağca Dosyası ve Papa Mafya Ağca...

Ağca'nın TRT'de (söyleşi vermesine değil) ağırlanmasına şaşırdınız mı? Ben şaşırmadım, Devletten sonra televizyonu da sahip çıkıyor katile, o kadar.

Rıdvan Memi'nin gazetecilik standartları açısından ciddi sorunlar içeren TRT'deki söyleşisi ile yapılan tartışmalar, Ağca hakkında çok düşülen bir yanlışı tekrar düzeltmeyi gerektiriyor. İddia edilenin aksine Ağca cezasını çekmedi, cezası ona çektirilmedi.

Cumhuriyet tarihinden sonra basın tarihi için de yüz karası olmaya aday olan bu katilin ocak ayında da yazdığımız hikâyesini hatırlayalım...

 

İpekçi'yi öldürdü, yakalandı, kaçırıldı!

 

- Abdi İpekçi, 1 Şubat 1979'da Nişantaşı'ndaki evine 300 metre kala, o sırada 20 yaşında bir ülkücü olan Mehmet Ali Ağca tarafından kendi kullandığı otomobilin içinde kurşunlanarak öldürüldü.


- Ağca cinayetten yaklaşık 5 ay sonra, 25 Haziran 1979'da yakalandı. Polisin sorgu için istediği ek süreyi Sıkıyönetim Komutanlığı vermedi ve Ağca yakalandıktan 128 gün sonra, 25 Kasım 1979'da, Türkiye'nin en iyi korunan yerlerinden olan Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçırıldı.
- Hakkında yapılan yargılamadan sonra Ağca idam cezasına çarptırıldı. İdam cezası daha sonra ağırlaştırılmış müebbete çevrildi, gasp suçları da cinayet suçuyla içtima edilerek bu sürenin içine kondu.
- Rahşan affıyla “müebbet hapis” cezaları 10 yıla indirildi. Böylece Ağca'nın cinayet ve gaspları için yatacağı süre 10 yıla düşürüldü.


İtalya'daki cezası Türkiye'dekinden düşüldü!

- İtalya'da 19 yıl 1 ay cezaevinde kaldıktan sonra 14 Haziran 2000'de Türkiye'ye iade edildi. Ancak Ağca'nın İtalya'da yattığı süre, Türkiye'de zaten 10 yıla indirilmiş bulunan cezasından düşüldü ve bütün dünyayı şaşırtan bir kararla 12 Ocak 2006'da tahliye edildi. Yapılan itirazın ardından “yanlışlık” yapıldığı kararına varılarak 8 gün sonra döndüğü cezaevinde 18 Ocak 2010'a kadar kalmasına karar verildi.
- Bu arada Ankara Bahçelievler'de 7 TİP'li genci “Çatlı'nın emriyle” katlettiğini söyleyen, Ağca'nın arkadaşlarından Haluk Kırcı'nın da, bir ara yanlışlıkla tahliye edildiğini hatırlatalım. Yanlış tahliyenin ardından “aranırken” Erzurum'da evlenen Kırcı'nın nikâh şahidinin de, o sırada Erzurum Valiliği koltuğunda oturan Mehmet Ağar olduğunu ekleyelim.


Polis şefiyle göbek atan Çatlı'nın evinde saklandı


- Cezaevinden kaçırıldıktan sonra Ağca'nın evinde saklandığı isim, ülkücülerin “reis”i ve devletin bazı operasyonlarda kullandığı Abdullah Çatlı'ydı. Çatlı, Ağca'yı yurtdışına çıkardıktan sonra da koruduğunu açıkladı. Özel Harekât Daire Başkan Vekili İbrahim Şahin'in, kırmızı bültenle aranırken Abdullah Çatlı'yla birlikte göbek attığını ortaya çıkaran fotoğrafı unutmayın.
- Cinayetteki ülkücü ekibin diğer isimleri suikasti yönlendirmekle suçlanan Oral Çelik, Ağca'nın bir ara “asıl suikastçı” olduğunu belirttiği Yalçın Özbey ve İpekçi'yi öldürmeye azmettirmekle suçlanan Mehmet Şener'di. Şener, Ağca'nın cinayetten sonra MHP Aksaray İl Başkanlığı'nda silahı teslim ettiğini söylediği kişiydi.
- Mehmet Ali Ağca, Abdullah Çatlı, Oral Çelik, Yalçın Özbey ve Mehmet Şener'in adı, devlet-siyasetçi-mafya ilişkilerini ortaya çıkaran Susurluk skandalında da yan yana gelecekti.

 

Malatya ve Nevşehir kardeşliği

 

- Cinayetten 15 gün önce Ziraat Bankası Malatya Şubesi'ne Ağca adına 100 bin lira yatırıldı. Mehmet Ali Ağca, Oral Çelik ve Mehmet Şener'in Malatyalı olduğunu, Yalçın Özbey'in de liseyi Ağca'nın Malatya'daki okulunda bitirdiğini belirtelim.
- Ağca, askeri cezaevi'nden kaçırıldıktan bir süre sonra, Oral Çelik tarafından Abdullah Çatlı ve Haluk Kırcı'nın memleketi Nevşehir'e götürüldü. Uğur Mumcu ortaya çıkardı ki; Abdullah Çatlı, Mehmet Ali Ağca, Mehmet Şener ve arkadaşları Ömer Ay Nevşehir Emniyet Müdürlüğü'nden aldıkları sahte pasaportlarla yurtdışına çıkmışlardı. Rastlantıya bakın ki, yıllar sonra Abdullah Çatlı ile göbek attığı fotoğrafları medyaya yansıyan Özel Harekât Daire Başkan Vekili İbrahim Şahin de, o yıllarda Nevşehir Emniyeti'nde çalışıyordu!

 

- Haziran 1980'de CHP Nevşehir İl Başkanı avukat Zeki Tekinel ile bir arkadaşı 3 ülkücü tarafından öldürüldü. Nevşehir'de cenazeye katılan Bülent Ecevit ve CHP'lilere yaylım ateşi açıldı, 7 kişi yaralandı. Cinayetten dolayı ömür boyu hapse mahkûm edilen ülkücü, Papa'ya suikast girişiminde Ağca'nın yanında olduğu iddia edilen Ömer Ay'dı. Nevşehir Emniyeti'nden Ağca'ya verilen pasaportun numarası “136635”, Ay'a verilen pasaportun numarası da “136636” idi! Yine sadece bir rastlantı; yıllar sonra Nevşehir Emniyeti'nin pasaport bölümünde çıkan yangın bütün evrakı yok edecekti!


Doğan Öz'den Ağca'ya uzanan yol


- “Kontrgerilla”ya dava açma hazırlığı yapan Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz 24 Mart 1978'de öldürüldü. Cinayetle suçlanan İbrahim Çiftçi askeri mahkemede idam cezasına çarptırıldı. Ancak Askeri Yargıtay cezayı bozunca beraat etti. Çiftçi daha sonra MHP Genel Başkanlığı'na aday olacak, avukatı Can Özbay da İpekçi'nin katili Ağca'nın avukatlığını üstlenecekti.

 

Yaralama için 19 yıl, cinayet için 10 yıl yattı


Hülasa, Papa II. Jean Paul'ü yaraladığı gerekçesiyle 19 yıl 1 ay hapsedilen Mehmet Ali Ağca'nın Türkiye'de İpekçi cinayeti ve gasp suçları için toplam 10 yıl cezaevinde yatması yeterli görüldü.

Devlet korudu, kolladı, kaçırdı, affetti ve sonunda, evet, Ağca'ya bir ceza bile verildi. Ama Ağca'nın bir insan öldürmenin cezasını çektiğini, ona Abdi İpekçi'yi katletmenin cezasının çektirildiğini düşünüyorsanız bırakın gazeteci olmayı, insan bile değilsiniz!

 

Yazarın Diğer Yazıları

Talat Hoca'nın vapuru...

Sürekli hayatla ölüm arasında kararlar vermek ve o kararların ardından her hayata müjde gibi beklenmek! Talat Kırış'ı okurken anlıyorsunuz ki; umut, ancak hünerli, çıkarsız hekimler söz konusu olduğunda çaresizliğin yalanı olamaz

T24 özür dileyince aklandığını sananlar ve Fahrettin Altun'a birkaç söz

Baskıyla, çarpık finansal ilişkilerle, emir alan medya elitleriyle, ideolojik takıntılarla, yağmalanan kamu kaynaklarıyla, yalan rüzgârlarıyla berbat ettiğiniz gazeteciliği temizlemek için, ellerimizde kovalarla buradayız…

Teyit.org ne yapıyor, Mehmet Atakan Foça ne söylüyor?

İktidara yakın medyalarda temel hakları saldırı altında bulunan insanlar ve gruplar hakkında sistematik inceleme yapılmaması, Türkiye’de ‘haber doğrulama’ işinin boş bıraktığı en hayati, en acil alan…