30 Nisan 2012

Toplumsal değerler, her zaman değerli midir?

Bülent Arınç, diyerek iki noktayı üst üste koyduğunuzda birinciliği “açık sözlülük” alır...

 

Bülent Arınç, diyerek iki noktayı üst üste koyduğunuzda birinciliği “açık sözlülük” alır.

Başka?

Temsilcisi olduğu muhafazakâr bilinçaltının zaman zaman pervasızlık derecesinde ifadesidir Arınç. Siyasal vesayete karşı mücadele etmiş bir iktidarın toplumsal vesayet hayalini de esirgemeyen bir dolayımsızlık... “Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü” olarak da kitabın ortasından konuşan bir üsluptur.

“Şeyini şey ettiğimin şeyi”nden söz etmiyorum.

İnternet sınırlamalarını eleştiren TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner'e “Sayın Boyner ya da öyle düşünenler iktidara gelirlerse porno sitelerini serbest bırakabilirler” gafından da söz etmiyorum. Evet gaf, zira, internet filtresi üzerine çıkan o tartışmanın, zaten yıllar önce yasayla yasaklanmış pornografiyle hiçbir ilgisi yoktu. Fakat Arınç, kendisine en çok cinselliğin ifadesini yasaklamış, ahlakı en çok cinsellik üzerine inşa etmeyi ummuş bir toplumun siyasetteki tezahürü olarak geçmeyi tercih etti o tartışmadan.

Ancak konumuz bu değil. Konumuz, malum, televizyon dizileri. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nun (RTÜK) 18. kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen “Türkiye’de Görsel - İşitsel Medya ve Geleceği’’ konulu toplantıda Arınç, “medyadan da sorumlu hükümet üyesi” olarak şunları söyleyebildi:

“Dizilerde ele alınan marjinal konular, karşı cinsler arasındaki ilişkiler, aile içi ensest ilişkiler, işlenen temalar toplumun tahammül sınırlarını zorlamakta ve ciddi eleştirilere neden olmaktadır. Dizilerle ilgili şikâyetler ciddiye alınmalı. Dizilerde ele alınan temalar gözden geçirilmeli. Türk halkının önemli bir bölümü cinsellik içeren yayınlardan rahatsız oluyor. (...) Bu yayınlar bu ilkeler çerçevesinde değerlendirilmeli, ailenin ve toplumun değer yargıları zedelenmeden medya yoluna devam etmeli.”

Toplumsal tepkiyi tek hareket noktası olarak önümüze koyan Arınç’ın sözleri Henry Ford’u düşündürdü bana. Ford’un, “İnsanlara ne istediklerini sorsaydım, daha hızlı giden at üretirdim” sözlerini…

Evet, durağanlıktır bazen toplum, farklı olmaya karşı süreğen bir tehdittir. O tehdidi tabu olarak onaylarsanız, toplumun çektiği vasata devrile devrile geleceğe doğru ilerleyemezsiniz.

Kimi zaman farklı olana direnen toplumsal oburluğa sürekli itaat, birey olmanın farkına yabancılaşmış bir yalana çevirir bizi. Farklılık, başkalık, aykırılık “toplumsal değerler”le yanlışlanabilir, mahkûm edilebilir, vazgeçilebilir yanlışlar değil, insan olmanın hakikatidir.

 

Kürtler, Yahudiler, eşcinseller istenmiyor!

 

Gerçekten, “toplumsal değerler” her zaman değerli olabilir mi?

Misal; KONDA araştırması ortaya çıkardı ki, Türklerin yüzde 57,6’sı gelin veya eş olarak, yüzde 53,5'i iş ortağı olarak Kürtler'i istemiyor. Toplumun yaklaşık yarısı, yüzde 47,4'ü, komşu olarak bile Kürtler'le yakın olmayı reddediyor.

Prof. Yılmaz Esmer'in yönettiği “Radikalizm ve Aşırıcılık” araştırması ortaya koydu ki; katılımcıların yüzde 87'si “eşcinsel”, yüzde 72'si “içki içen”, yüzde 66'sı “hiçbir dine inanmayan”, yüzde 64'ü “Yahudi”, yüzde 52'si “Hristiyan”, yüzde 36'sı “kızları şort giyen”, yüzde 26'sı “başka bir ırk veya renkten” insanlarla komşu olmak istemiyor!

Boğaziçi Üniversitesi ve Açık Toplum Enstitüsü'nün birlikte yaptığı “Bizlik, Ötekilik ve Ayrımcılık” araştırması ortaya koydu ki; “kimlerin hakları tamamen kısıtlanabilir” sorusuna toplumun yüzde 53'ü “eşcinsellerin”, yüzde 37'si “ateistlerin”, yüzde 27'si “başka bir dine geçenlerin” cevabını veriyor. Toplumun yüzde 27'si de, “kimseye işkence yapılmaması” ilkesinin bile kısıtlanabileceğini düşünüyor!

Aynı araştırma, toplumun yüzde 72'sinin “eşcinseller”, yüzde 59'unun da “ateistler” için “kimliklerini açık edemezler” düşüncesini taşıdığını gösteriyor.

Ne yapalım şimdi? Kürtler'i, Yahudileri, İçişleri Bakanı refakatinde “Hepiniz piçsiniz” diye pankartlara yazılan Ermenileri, ateistleri, eşcinselleri, içki içenleri ne yapalım?

Aşırı milliyetçiliğin, cinsiyet ve inanç ayrımcılığının diğerleri üzerindeki acımasız iktidarını da buyurabiliyor bize toplum, onaylayabilir misiniz? Demokrasiyi, sadece oyları sayan bir hesap makinesi gibi akılsız bir akılın düzeni sayabilir misiniz?

Toplum, kendisini oluşturan insanların farklılıkları ve hayal gücü üzerinde bir karabasan gibi dondurulamaz. Aksine insan, toplumun ütopyasının da ta kendisidir. Toplum, ancak “insan” üzerinden kendisi olmama hayali kurabilir. Hep onaylanarak değil, o hayaller peşinde de ilerler toplum.

Arınç, bir arzuyu değil de bir gerçeği vurguluyorsa, “karşı cinsler arası ilişkilerin bile tahammül sınırını zorladığı bir toplum”un siyasete vereceği ilham TV dizilerine müdahale etmek mi olmalı? Dünyaya leylekler tarafından getirildiğine inanmamızı isteyen bir toplumda, mesela nasıl olup da binlerce çocuğun ensest ilişkilerle bir ömür boyunca yaralandığını bırakıp dizilerle mi uğraşacağız?

Oysa toplum, insan aklıyla gelişirken geleceğe direnen gelenekle de hesaplaşarak ilerler.

“Toplumsal değerler”, kendisi dışında da bir var oluş tecrübesine imkân vermiyorsa, insanları kurguladıkları dünya içinde bile muaf olamadıkları bir parantez içine itiyorsa, insan onuruna yakışan bir “değer”i ifade edemez.

Önce insanız, toplum hayatında kronolojik bir rastlantı değil, insan...

 

Yazarın Diğer Yazıları

T24 12 yaşında; gazetecilik 'havuz'larda boğulurken Dünya'nın ve dünyamızın tarihi…

T24, gazetecilik için ihtiyaç duyulan finansal kaynaklara ilişkin çözümü, henüz yayına başlamadan geliştirmiş Türkiye'de -ve belki de dünyada- ilk yaygın, etkili, sürekli yayın oldu

Talat Hoca'nın vapuru...

Sürekli hayatla ölüm arasında kararlar vermek ve o kararların ardından her hayata müjde gibi beklenmek! Talat Kırış'ı okurken anlıyorsunuz ki; umut, ancak hünerli, çıkarsız hekimler söz konusu olduğunda çaresizliğin yalanı olamaz

T24 özür dileyince aklandığını sananlar ve Fahrettin Altun'a birkaç söz

Baskıyla, çarpık finansal ilişkilerle, emir alan medya elitleriyle, ideolojik takıntılarla, yağmalanan kamu kaynaklarıyla, yalan rüzgârlarıyla berbat ettiğiniz gazeteciliği temizlemek için, ellerimizde kovalarla buradayız…