11 Mart 2021

Beklenmeyen beklenen deprem

Kamaishi'den tsunami dalgaları geri çekildiğinde çok çarpıcı bir detay daha fark edilecekti. İnsan yapımı şeylerin çoğu yerinde değildi artık ama 100 yıl önce sahile dikilmiş, palmiyeler ve sakura ağaçları hâlâ ayaktaydı

Okyanus jeolojisinde dünyanın en önde gelen uzmanlarından biri olan Oregon Üniversitesi Profesörü Chris Goldfinger, 11 Mart 2011 Cuma günü, Tokyo metropol bölgesinin kuzey banliyö kenti Chiba'da bir deprem konferansını dinlerken salon sarsılmaya başladı. 

"10-15 saniye kadar sonra, 6-7 şiddetinde bir deprem olduğunu tahmin edebiliyordunuz ki Japonya için sık ve normal bir sarsıntıydı. Birkaç saniye içinde durur diye düşündüm bir şekilde. Ama durmadı." şeklinde hatırlıyor Profesör Goldfinger, o geçmek bilmeyen anları: 

"Sarsıntı birinci dakikasını bitirip ikinci dakikasına başladığında daha da büyüdü. O anda artık sismik bir paradigma değişikliğinin içinde olduğumuzu anlamaya başladık. Çünkü, kuzeydoğu Japonya için bütün bilim dünyasının beklediği en büyük depremin büyüklüğünü fazlasıyla geçmiştik artık. Devam eden sarsıntılar üçüncü dakikaya girdiğinde artık 9 büyüklüğünde deprem yelpazesindeydik. Salondaki bütün uzmanlar, gerçek zamanlı olarak bu büyük paradigma değişikliğini farkında olarak yaşıyorduk." 

11 Mart 2011 Cuma günü öğleden sonra 14.46'da başlayan Tohoku Depremi, tam 6 dakika sonra nihayet durduğunda 9.1 büyüklüğüyle Japonya tarihinin kayıtlı en büyük depremi, dünya tarihinin kayıtlı en büyük dördüncü depremiydi artık. Sadece ilk yarım saat içinde 7.4, 7.9 ve 7.7 büyüklüğünde üç büyük artçısı da gerçekleşecek kadar muazzam bir deprem...

Tohoku Depremi ve tsunami 

Dünyanın ekseninde 15-25 santimetrelik bir değişime neden olan bu dev depremle, 100 milyondan fazla insanın yaşadığı Japonya'nın ana adası (Honşu), 2,5 metre doğuya (Kuzey Amerika yönüne) kaymıştı. 400 kilometrelik kuzey doğu sahili 0.6 metre aşağı doğu eğim kazanmıştı. 

Bu dehşet verici sismik harekete rağmen, ilk etapta görünen maddi yıkım, çok küçüktü. Ama depreme hazırlıklı bölge insanı, bu büyüklükte bir depremden sonra neyin geleceğini de çok iyi biliyordu. Onlarca şehirdeki milyonlarca kişi, yıllardır süren eğitim, tatbikat ve bilgilendirmenin sağladığı refleksle sadece dakikalar içinde yüksek kesimlere, dayanıklı yüksek binalara tırmanmaya başladı. 

Deprem ile birlikte "major tsunami' alarmı verilmişti. Yani, "en az 3 metre yüksekliğinde okyanus akıntısının karadan içeri girebileceği" alarmı… 

Tsunami, doğanın en durdurulamaz güçlerinden biri. Kyoto Üniversitesi Afet Önleme Enstitüsü Profesörü Nobuhito Mori'nin deyimi ile, "Tsunaminin hızı açık denizde jet uçak hızına, karada ise Usain Bolt'un hızına denk". 

Tahmini süre 10-30 dakika arasıydı. 11'inci dakikada yani tam 14.55'te ilk tsunami dalgaları, büyük Sendai ovasındaki kıyı şehirlerinden içeri, durdurulamaz bir güç olarak girmeye başladı. Bütün sahil ovasının okyanusa doğru yarım metre eğim kazanması, Tsunaminin çok daha içerilere çok daha büyük bir güçle girmesine imkan veriyordu. Bu da, çok sayıda kişinin, güvenli yamaçlara ulaşamadan sulara kapılmasına neden oldu.

40 bin nüfuslu Kamaishi kentinin, 63 metre derinliğiyle dünyanın en büyüğü olan su duvarı bile, hem de su yüzeyinden 18 metre yukarı kadar da çıkmasına rağmen tsunaminin altında kaldı. Tsunaminin kenti vurma şiddetini önemli oranda kırmıştı ama tamamı ile durduramamıştı. 

Yaklaşık 50 milyondan fazla insanın 7.5'dan fazla bir büyüklükte, 15 milyondan fazla insanın ise 8'den fazla büyüklükte yaşadığı Tohuku Depremi ve Tsunamisi geride 16 bin ölü, akıbeti bugün bile bilinmeyen 2500'den fazla kayıp bıraktı. Altı binden fazla kişi de yaralandı. Dünya Bankası raporuna göre 235 milyar dolarlık maddi hasarla, insanlık tarihinin en maliyetli doğal afeti oldu. Tsunaminin etkilediği Fukuşima Nükleer Santralindeki radyasyon sızıntısı, ülkeyi, tarihin en büyük nükleer felaketinin eşiğine getirdi. 

Peki Japonya bu felaketten nasıl dersler çıkardı? 

En büyük ders, "deprem"i, ülkenin sadece belli birkaç önemli merkezi için "beklenen bir afet" sanmanın vahim bir hata olduğunun görülmesi oldu. 

11 Mart 2011 Cuma sabahı, Japonya'da "deprem" bahsi açılsaydı herkesin aklına sadece iki ihtimal gelirdi. Japonya hükümeti ve medyasının sürekli gündemde tuttuğu iki olasılık… 

Beklenen birinci deprem, "Büyük Nankai Çukuru Depremi". Şizuoka ve Nagoya açıklarında Pasifik içinde Japonya'ya paralel bu fay hattında yüzde 70 olasılıkla 30 yıl içinde beklenen sismik hareketlenmenin 8-9 arası büyüklükte bir depreme neden olacağı tahmin ediliyor. Ülkenin en kalabalık üç şehri, Tokyo, Osaka ve Nagoya'yı geniş çaplı etkileyebilecek bu depremin ve yol açacağı dev tsunaminin ilk etapta 250 bin kişiye kadar insan ölümüne neden olabileceği hesaplanıyor. Japonya'nın en büyük ekonomik faaliyet hattını vuracak depremin ilk etapta maddi maliyeti de en az 1,5 trilyon dolar olacak. Sonraki bir yılda ekonomik zarar ise 500 milyar dolar civarında olacak.

Beklenen ikinci deprem ise yine yüzde 70 olasılıkla 30 yıl içinde Tokyo'da gerçekleşeceği öngörülen 7 küsur büyüklüğünde kırılma. 30 milyonu aşkın nüfusuyla dünyanın en kalabalık metropol bölgesinin hemen yakınındaki fay hattı son kez kırıldığı 1 Eylül 1923 günü, 7.9 büyüklüğündeki deprem ve sonrasındaki tsunami ile 100 binden fazla kişinin ölümüne neden olmuştu. Japon hükümeti ve uzmanlarının öngörülerine göre beklenen Tokyo depremi, ilk etapta 10 bine yakın insanın ölümüne yol açacak, 150 bin kişinin yaralanmasına… 300 bin civarında ev ve binanın yıkılacağı veya hasar göreceği öngörülen "en kötü senaryoya" göre, sadece 24 saat içinde 3.5 milyon insanın tahliye edilmesi gerekecek. Buna ek olarak 5 milyon insanın da barınma sorunu yaşayacağı düşünülüyor. 

Japon medyasının ve televizyonlarının merkezinin Tokyo olması da, "beklenen Tokyo depremi"ni, son 20 yıldır, ülkenin en önemli doğal afet endişesi konumuna yükseltiyor. Bütün bu "medyatik" beklentiler nedeniyle, 2000'lerin başından beri, Sendai havzasında mega tsunami yaratacak büyüklükte bir depremin önümüzdeki 30 yılda gerçekleşeceği uyarıları yapan bilim insanlarının sesi başkentte ve medyada pek duyulmadı bile. 

İşte 11 Mart gecesi Japon televizyonlarında konuşan çoğu devlet yetkilisi ve uzmanın en çok kullandığı kelimenin "sotei gai (hiç beklenmeyen)" olması bundandı. Japonya, insan yaşamına ve ekonomisine en büyük tehdit olarak değerlendirdiği "beklenen depremlerle" değil, "hiç beklemediği" bir depremle korkunç bir insani ve ekonomik trajedi yaşadı. Dünyanın üçüncü büyük ekonomisi, 10 yıl sonra hâlâ yaralarını sarabilmiş değil.  

Kaldı ki, 11 Mart Tohuku Depremi'nden sonra en büyük deprem olan, 14 Nisan 2016 akşamı Kumamoto şehrinin hemen altında başlayan ve iki gün süren, en büyüğü 7.3 olan deprem fırtınası da "hiç beklenmeyen" bir depremdi. 272 kişi yaşamını yitirecekti. Yine, 6 Eylül 2018'de meydana gelen ve neden olduğu toprak kayması ile 42 kişinin yaşamına mâl olan Hokkaido Depremi de "hiç beklenmeyen" bir depremdi. 

Elbette ki, Nankai hattındaki kentlerin ve Tokyo'nun depreme hazırlıklı olması çok hayati. Ancak, bütün ülkenin ve medyanın, sadece ülkenin birkaç kentinde "beklenen depreme" odaklanması, tamamı deprem riski altında olan ülkenin geri kalanında bir rehavete neden olmasıyla çok büyük bir kumardı. 2016'da iki gün boyunca en büyüğü 7.3 büyüklüğünde bir deprem fırtınası yaşayan Kumamoto bunun çok çarpıcı bir örneği oldu. Depremden önce Kumamoto'nun resmi web sitesi, şehri, ülkenin deprem açısından en güvenli yerlerinden biri olarak gösteriyordu. 

Tokyo Üniversitesi Sismoloji Profesörü Robert Geller, depremlerle ilgili olası öngörü takvimlerinin, bir yerdeki depremlerin aşağı yukarı belli zaman aralıklarında meydana geldiği varsayımına dayandığına dikkat çekiyor:

"Bu, sismolojinin bir bilimsel disiplin olarak yeni başladığı 100 yıl önce çok popülerdi. 50 yıl önce de hâlâ yaygın bir bakış açısıydı. Ancak, bunun doğru olmadığını artık biliyoruz." 

Ona göre, ülkenin her yerinde her an çok büyük bir deprem olabileceğini bekleyip her yerde yaşayan insanları psikolojik, altyapı, afet sonrası kurtarma, toparlanma süreçleri konusunda hazırlamak çok önemli. 

Arzın en büyük tektonik plakalarından birkaçının buluştuğu kavşakta olan Japonya, dünyada sismik hareketliliği en yoğun yaşayan ülkelerin başında geliyor. Dünyadaki her 5 büyük depremden biri Japonya havzasında meydana geliyor. Buna ek olarak, 100 civarındaki aktif yanardağ, sonbahar sonuna kadar 6 ay boyunca vurabilen tayfunların neden olduğu acı deneyimler, ülkenin "doğal afet"lere, psikolojik ve altyapı olarak en hazır ülkelerden biri olmasını sağlamış.

Geçtiğimiz 13 Şubat Cumartesi gecesi saat 23.08'de, yani, soğuk hava, saat ve pandemi yasakları nedeniyle hemen herkesin kapalı mekanlarda olduğu bir zamanda, Tokyo'nun hemen kuzeyindeki Fukuşima bölgesinde meydana gelen deprem bunun çok çarpıcı bir göstergesi oldu. 15 milyon nüfuslu bir bölgeyi 1 dakika boyunca 7.3 büyüklüğünde sarsan deprem, 11 Mart 2011 günü meydana gelen mega depremin tam 10 yıl sonra meydana gelen artçısıydı. Hemen güneyindeki 30 milyonluk Tokyo metropol bölgesini de 30 saniye boyunca 6 üzeri büyüklükte sarsan bu şiddetli deprem, 14 Şubat günü dünya gündeminde çok az yer bulabildi. 

Normalde birçok ülkede, 1 dakika boyunca 7.3 büyüklüğünde sarsan bir deprem, yaratacağı manzara ile ertesi gün dünyanın ilk gündemi haline gelirdi. Ama 13 Şubat 2021 Fukuşima depreminde tek bir bina bile yıkılmadı. Yetkililer sadece 150 kişinin yaralandığını açıkladı. Bunların yüzde 90'ı cam kesiği, bilek burkulması türünden basit yaralanmalardı. Sadece 12 kişi yatarak tedavi görecek ölçüde yaralandı.  

Çünkü insan psikolojisi, bina stoğu ve kentsel altyapı, böylesi bir depremi hasarsız atlatacak düzeydeydi. Ulusal mimari yasasına göre, her bina, orta şiddette (7 büyüklüğe kadar) depremleri çok küçük hasarla, 7'den büyük depremleri ise, duvarları bile patlasa herhangi bir çökme yaşamadan atlatacak standartlara sahip olmak zorunda. 60 metreden büyük binalar ise, her aşamasında çok daha sıkı bir denetim altında inşa edilebiliyor. Tokyo metropolünde, deprem dalgalarını emen ve binayı esnek bir şekilde sağa sola kaydırarak yıkılmasını engelleyen sisteme sahip olmayan tek bir yüksek bina bile yok.

Japonya'da ülke genelinde binaların yüzde 90'ına yakını depreme dayanıklılık standartlarına sahip. Müstafi Abe Şinzo hükümetinin bu oranı 2020 içinde yüzde 95'e çıkarma çabası başarısız oldu. Bu yavaşlık da medyada yoğun eleştirilere neden oldu. Bu özellikle Japon taşrasında bir sorun. Örneğin Japon deneyim ve standartlarına göre kayıpsız atlatılabilecek 7.3 büyüklüğündeki Kumamoto depreminde ölenlerin çoğunun, henüz depreme dayanıklılık standardını yerine getirmemiş binalarda olduğu anlaşılacaktı.

Tokyo metropolü, depreme altyapı hazırlığı konusunda dünyaya örnek olacak merkezlerden biri. Tokyo metropol hükümetinin resmi hedefi, yıkıcı büyüklükte bir depremden sonra kente 1 hafta içinde yeniden elektrik verip, 1 ay içinde içme suyu sistemini ve iki ay içinde de doğal gaz sistemini eksiksiz olarak yeniden faaliyete geçirmek. 

Gece yarısından önce ve sabah beşten sonra meydana gelecek bir depremin milyonlarca Tokyoluyu, yerin altında dünyanın en büyük metro hattının ve trenlerin içinde yakalayacağı öngörülüyor. Tokyo Belediyesi, yıllar içinde bütün metro tünellerini depreme çok dayanıklı hale getirdi. Sarsıntı başladığı anda bütün trenler olduğu yerde fren yapıp duracağı için, metro trenleri anonslarında ve istasyon ekranlarında sürekli yolculara böylesi ani frenlere ve sarsıntılara karşı alacakları tedbirler hatırlatılıyor. 

En büyük endişelerden biri, ahşap malzemeli binalar. 1923'te tam öğle yemeği saatinde gerçekleşen Büyük Kanto Depremi'nde ölümlerin çoğu, devrilen ocaklar nedeniyle bütün şehrin alev alev yanmasıyla gerçekleşmişti. Yine, 17 Ocak 1995 günü Kobe ve Osaka'yı vuran Büyük Hanşin Depremi'nde de yangınlar, afetin boyutunu en çok yükselten şey olmuştu. Tokyo yönetimi, dünyanın en büyük itfaiye teşkilatına sahip olmanın böylesi kitlesel yangın tehdidine karşı yeterli olmayacağının farkında. Kobe Depremi'nden sonra alınan birçok önlem, yangın riski ve etkisini en aza indirme üzerine. Örneğin, Japon evlerinde, gereğinden fazla açık kalınca, üstünde tencere olmayınca veya en ufak sarsıntıda kendisini otomatik olarak kapatan ocakların kullanılması zorunlu. 

Tokyo'daki bir diğer altyapı tedbiri, bir deprem meydana geldiğinde kentteki bazı ana arterlerin, tamamen yangın, ambulans ve arama kurtarma araçlarının trafiğine açık olacak olması. Bu yolları, üzerlerine belli aralıklarla yerleştirilen "mavi yayın balığı" tabelaları nedeniyle bütün Tokyolular biliyor. Dev bir mavi yayın balığı (namazu), Japon mitolojisinde depremlere neden olan deniz yaratığı olarak tasvir ediliyor. 

Yine, Tokyo'da 3000 okul ve sosyal merkez, tahliye edilenlerin yerleştirileceği merkezler olarak, mevcut halleriyle her an hazır bekliyor. Tedavi ve özel yardım görmesi gereken insanlar içinse 1200 bina daha belirlenmiş durumda. İş saatinde meydana gelecek bir deprem anında milyonlarca kişinin, evlerine gitmeye çalışarak kaosa neden olmaları yerlerine işyerlerinde veya okullarında barınmaları sağlanacak. Bu yüzden belediye yönetmeliğine göre, bugün her iş yeri, bütün personeline en az 3 gün yetecek su ve gıda stokuna sahip olmak zorunda. 

Yine kentteki her evde, Japonya'daki evlerin çok büyük bölümünde olduğu gibi, kutu konserve gibi uzun ömürlü yemek, su, pilli radyo, el feneri, yedek telefon pili gibi malzemelerin olduğu deprem çantaları hazırlanması konusunda yaygın bir eğitim var. 

Japonya'nın çoğu kentleri gibi Tokyo'yu gezenlerin de en çok dikkatini çeken şeylerden biri son derece özgür tasarımlara sahip yer altı rögar kapakları. Aslında bunlar da birer deprem tedbiri. Deprem toplanma alanları, parklar ve geniş caddelerin ortasındaki bu tür kapakların çoğunun altında, deprem afeti sonrası kullanılacak tuvalet çukurları ve su depoları var. Depremden sonra üzerlerine küçük çadırlar kapatılarak anında buralar tuvalete dönüştürülecek. Tokyo genelinde sayısı 50'yi bulan büyük park ise, aslında birer deprem toplanma merkezi. Buralara da çok sayıda yer altı tuvaleti inşa edilmiş durumda. Bu parkların içindeki banklar ise, birer yemek ocağına dönüştürülecek şekilde imal edilmiş. Tokyo metropol yönetimi de deprem sonrası bütün afet yönetimini ve koordinasyonu, Tokyo Körfezi'nin Kuzey Batısı'nda yer alan 13 hektarlık Tokyo Rinkai Afet Önleme Parkı'ndan gerçekleştirecek.

Deprem eğitimi ve mental hazırlık hayat kurtarıyor 

Deprem, dünyanın sonu değil. Deprem kıyamet değil. Deprem tek başına bir tehdit bile değil. Depremler hiç olmasaydı, yer kabuğunda hayat olmazdı. Depremi afet haline getiren şey, bizim ona aykırı şehirleşmemiz. Deprem ve doğa hakkında önceden eğitilmiş bir zihin ile, deprem fenomenine ve doğaya yabancı bir zihnin, deprem anında vereceği reaksiyon aynı olmaz.

1923 Tokyo Depremi'nin yıl dönümü olan 1 Eylül günü, bütün ülkede "Afet Önleme Günü" olarak kutlanıyor. Başbakan da dahil herkes, kreşlerden üniversitelere bütün okullar, yerel deprem tatbikatlarına katılıyor. Her kurum, her mahalle, her işyeri, her okul, her ev, deprem anında ne yapacağını bir daha gözden geçiriyor.

Çoğu, acı deneyimlerden öğrenilmiş sağlıklı deprem bilgisi, deprem öncesinde, anında ve sonrasında panik ve korku yerine, hayatta tutacak kararlar alınmasını sağlar. 

Tarihte, 2011 Tohuku Depremi'nden daha büyük üç depremden biri olan 1960 Büyük Şili Depremi'nin neden olduğu tsunami, 24 saat sonra Tohuku Depremi bölgesindeki sahil kentlerinden biri olan Minamisanriku'yu 5 metre yüksekliğinde su akıntısıyla vuracak ve 41 kişiyi öldürecekti. O yıldan sonra Minamisanriku ve bütün çevre şehirlerdeki okullar her yıl tsunami tatbikatı yapmaya başladı. Şehrin bütün okulları bu nedenle yüksek yamaçlara yapılacaktı. Şehrin genç nüfusunun çoğunun yaşamını kurtaran şey oldu bu. Tohuku depremin üzerinden birkaç dakika geçmeden, zihinsel olarak tsunamiye hazırlıklı 17 bin nüfuslu kasabanın büyük bölümü, 9 şiddetindeki muazzam depremin kaos ve paniğinde kaybolmak yerine, yamaçlara ve yüksek binalara koşturacaktı. 

Tsunaminin bütünüyle yuttuğu şehirde sadece 820 kişi yaşamını yitirecekti. Bu 820 kişinin önemli bir kısmı, 1960 tsunamisinden sonra inşa edilen su seviyesinden 6 metre yüksekliğindeki su duvarına güvenme hatasına düşmüştü. Her yıl okullarda öğrendikleri, "deprem durur durmaz, afet çantanı kap sığınma yerine doğru koş" kuralına uymamışlardı. 

Geçtiğimiz ay, 13 Şubat 2021 gecesi meydana gelen depremden sonra "büyük tsunami riski yok" açıklamasına rağmen, Fukuşima çevresindeki çoğu insan yine de tedbiren bu kuralı yerine getirecekti. Bunlardan biri de 55 yaşındaki Yoshimasa Imada'ydı. Japon gazetesi Asahi Şimbun'a konuşan Yoshimasa, deprem durur durmaz 42 yaşındaki karısı, 12 ve 3 yaşındaki çocuklarını alarak hemen sığınma merkezine koşturduğunu anlatıyor. 2011'de tsunaminin vurduğu Minami-Soma'da yaşayan Yoshimasa, o günkü ihmali nedeniyle, anne babası, o zamanki karısı, 20 ve 16 yaşındaki iki çocuğunu tsunamiye kaptırmıştı. "Tsunaminin sahilden 1 kilometre içeride bulunan evimize kadar ulaşabileceğine ihtimal vermedim. Ailemi koruyamadım o gün" diye hayıflanıyor. Eviyle sahil arası bina ve ağaç doluydu. Sahil evlerinden görünmüyordu bile. Bunun verdiği yanıltıcı hisle, hep eğitildikleri kurala uymakta geç kaldı. O gün sahile onun ailesinden daha yakın olup da kurala uyanlar hayatta kaldı. Tıpkı 68 yaşındaki Mitsuo Kamata gibi… O da Asahi muhabirine konuşurken, "Sadece 1-2 dakikalık fark yaşayanları ve ölenleri belirledi. Eğer tereddüt etseydim bugün hayatta değildim. Çok büyük acılar bana öğretti ki en önemli şey, mental olarak afete hazır olmak" diye konuşuyor. 68 yaşındaki bir başka Minami-Soma sakini kadın da, 2011 depreminde, "denizde hareket var mı" diye bakmaya giden kardeşini kaybettiğini anlatıyor ve ekliyor: "Depreme karşı mutlak güvenlik içinde olmak diye bir şey yok. Rutin bir şekilde hazırlanmayı sürdürmek hayat kurtaran şey." 

Kyoto Afet Önleme Enstitüsü profesörü Katsuya Yamori de, 13 Şubat gecesi "tsunami tehlikesi yok" açıklamasına rağmen, yine de tedbiren sığınma bölgelerine çıkanları, "Bu yine de çok yanlış bir tutum değil" diye alkışlıyor. Ona göre, bu sahil şeridinde yaşayanlar için tek kural, "Sarsıntı durur durmaz tsunamiye karşı güvenli bölgelere kaç" kuralı. "Çünkü Tsunami konusundaki enformasyon her an değişebilir."

Afet eğitimi, sadece deprem anı bilgisinden ibaret değil. Her ne kadar canlı yayınlar profesyonel kurtarma ekiplerinin kurtarmalarına odaklansa da büyük depremlerde enkazlardan kurtarılan insanların yüzde 90'ından fazlasını, akrabaları veya komşuları kurtarıyor. Hemen herkesin asgari enkaz bilgisine, alet edevat kullanma becerisine ve temel ilk yardım bilgisine sahip olması hayat kurtaran bir şey. Yine sivil inisiyatifler, mahalle dayanışması, komşuluk da afetlerde hayatta kalma açısından çok önemli. İstatistikler, sivillik, komşuluk ve mahalle kültürü güçlü toplumların afetlerden çok daha az etkilendiğini gösteriyor. 

Tsunamiye 1064 kurban veren 40 bin nüfuslu Kamaishi kentinde yaşananlar gibi. Kamaishi'nin istatistiklerindeki en çarpıcı yön, genç nüfusunun çok büyük bölümünün hayatta kalması oldu. Çocuklarda bu oran yüzde 99.8 oldu. Bunun en önemli nedeni kentteki okullarda, 2000'lerin hemen başında uygulanmaya başlanan sıkı deprem ve afet hazırlık eğitimleri oldu. Bu eğitimin sağladığı zihinsel hazırlık etkisiyle, ilk ve orta dereceli okulların bütün öğrencileri, depreme ve tsunami olasılığına, yetişkinlerden çok erken tepki verdi. "Hayatını en yakın tehlikeden kurtar ve tehlike geçince hemen, aile üyelerinle çok önceden kararlaştırdığınız buluşma yerine giderek toplan" kuralını çoğu çocuk, profesyonel bir soğukkanlılıkla uyguladı. 

Kamaishi

Depremin vurduğu saat 14.46'da çoğu okulda ders ona ermiş ve çocuklar evlerine gitmek üzere yollardaydı. Unosumai İlkokulu'nun öğrencileri ise henüz okuldan çıkmamıştı. Altı dakika süren şiddetli deprem durunca, hiçbir özel çağrı olmadan topluca dışarı çıktılar. Yolun karşısındaki Kamaishi Higashi Lisesi'nin öğrencileriyle buluştular. Ve onların da yönlendirmesiyle hemen 500 metre ilerideki resmi sığınma merkezine doğru ilerlediler. Saat 15.05'te buraya vardıklarında binanın yanındaki toprak kaymasından çökme tehlikesi olabileceğini gördüler. Kurala rağmen resmi sığınma merkezine girmek yerine, kendi inisiyatifleriyle yakındaki daha sağlam göründüğünde müttefik oldukları Huzur Evine girdiler. Öğrencilerin son anda içeri girmekten vazgeçtiği resmi sığınma binası, 15.20'de tsunaminin vurmasıyla hemen çöktü. Yaşlılarla birlikte bütün bu çocuklar hemen üçüncü kata çıktılar. Huzurevinin alt katlarını içine alan tsunamiden böylece kurtuldular. Yaklaşık 600 lise, ortaokul ve ilkokul öğrencisiyle bir grup yaşlı, dakikalar içindeki bu soğukkanlı, anlık sivil koordinasyon ve gruplaşmayla hayatta kaldılar. 

Uzmanları bu bir grup ilkokul ve lise öğrencisinin davranışında en çok etkileyen şeylerden biri de, okul binaları sağlam olmasına ve daha henüz gözle görünür bir tehdit olmamasına rağmen, deprem durur durmaz yine de kurallara uyarak, derhal binalarını tahliye edip, önceden belirlenmiş resmi sığınma merkezlerine doğru gitmeleriydi. 

Kamaishi'deki deneyim ülke çapında birçok yeni yasal düzenlemeye temel oldu. Ülke genelinde bütün okullarda deprem eğitimi sıkılaştırıldı. Kamanishi Lisesi de, daha sonra şehrin en yüksek yerine taşındı ve müstakbel afet anında kentin ana sığınma binası haline getirildi.

Kamaishi'den tsunami dalgaları geri çekildiğinde çok çarpıcı bir detay daha fark edilecekti. İnsan yapımı şeylerin çoğu yerinde değildi artık ama 100 yıl önce sahile dikilmiş, palmiyeler ve sakura ağaçları hâlâ ayaktaydı. Bu manzara, doğaya itaat ile doğaya meydana okuma arasındaki farkın bir sembolüne dönüştü. 11 Mart 2011 felaketi, bir kez daha, insanın, doğal afetlere karşı sadece teknoloji ile hayatta kalamayacağını gösterdi. Francis Bacon'un da dediği gibi, "Doğayı kontrol etmek istiyorsan ona itaat edeceksin". Doğal afetlere karşı en etkin tedbir, doğanın kurallarına ve gücüne saygı duymak. Gençleri eğitmek, doğayı tanıtmak, doğa içinde çözümler bulacak yöntemler geliştirmek de teknik ve altyapı hazırlıkları kadar hayati görülüyor artık.

Tokyo Belediyesi 7 milyon adet bastırdığı ve bütün evlere dağıttığı, "Tokyo'nun X Günü' adlı deprem kılavuzunun girişinde, "Bu bir deprem olursa ne yapılır hikâyesi değil. Bu yakın bir gelecekte yaşayacağımız gerçeğin duyurusudur" yazıyor. Depremi hatırlatmak, bir uğursuzluk değil. Sağlıklı bir farkındalık. Japonlar, hayatın bu realitesi ile yaşama sevincini barıştırmada çoğu toplumdan daha başarılı. 

14 Şubat sabahı Tokyo'da, daha 12 saat önce 7.3 büyüklüğünde bir deprem yaşandığına dair en ufak bir emare bile yoktu. Şehir baş döndüren dinamizmiyle hayata sarılmaya devam ediyordu.

Tıpkı, sadece acı tsunami öyküsüyle değil, balıkçılık ve rugby ile de ünlü Kamaishi kenti gibi. Kentin rugby takımı Kamaishi Deniz Dalgaları, Japon rugby liginin şampiyonluğuna adeta ipotek koymuş durumda. Tsunamiden sonra, ilk yaptıkları şeylerden biri de rugby stadyumunu inşa etmek oldu. Japonya 2019'da Dünya Rugby Kupası'na ev sahipliği yaptığında, 16 bin kişilik küçük stadyumla ev sahipliğine aday oldular ve iki maçın ev sahipliğini kazandılar. Bugüne kadar Dünya Rugby Kupası maçı oynanan en küçük ama en anlamlı stadyum oldu. Kamaishi sakinlerinin bütün dünyaya, "Biz buradayız ve hayat devam ediyor" mesajıydı bu. 

Stadyumun hemen yakınındaki yamaca kondurdukları Tsunami Anıtı'nın kaidesine ise coğrafyalarının realitesini kazıdılar:

"Sadece koş. Tepeye doğru koş… Ve gelecek kuşaklara haber ver ki, tsunami bu noktaya kadar ulaştı."

Yazarın Diğer Yazıları

"Kırık kalple sevilen ülke"

New York Times gazetesindeki köşesinde, Alman Cumhurbaşkanı'nın ses getiren konuşmasına da atıfta bulunacak gazeteci Roger Cohen, "Dünyanın tehlikeli zamanlardan geçtiğini Almanlardan daha iyi kim görebilir ki… Otoriterlik, korku, hınç ve yalanlardan beslenir. 1930'da böyle büyüdü, günümüzde böyle büyüyor" diye yazacak ve ekleyecekti: "Ülkeni kırık kalple sevmek, körü körüne sevmekten her zaman daha iyidir"

Cumhuriyetçiler neden kuralları ve etiği kolayca çiğneyebiliyor?

Neden muhafazakar belediye başkanları, valiler, Kongre üyeleri ve başkanlar yasadışılıkları, yolsuzlukları, nepotizmleri, usulsüzlükleri, hatta taciz ve tecavüzleri konusunda aynı endişe ve korkuya sahip değil?

Demokraside "seçimi" korumak

"Seçim", sandık gününden ibaret değil. Sandıktan çok önce başlayan ve sonrasını da kapsayan bir süreçtir. Eğer bütün süreci güvenlik altına almazsanız, dünyanın en eski ve en güçlü demokrasisi de olsanız, uçurumun kıyısına kadar gelirsiniz