16 Mayıs 2022

Yolsuzluk algısı ve büyük kirlenmişlik

Türk toplumunun yüzde 74’ü son iki yılda ülkede yolsuzluğun arttığını düşünüyor, yüzde 67’si de gelecek iki yılda daha da artacağını… Toplumun yüzde 60’ı hükümeti yolsuzlukla mücadelede başarısız buluyor

Uluslararası Şeffaflık Derneği şeffaflık, dürüstlük ve hesap verebilirlik ilkelerini hâkim kılmayı amaçlayan, yolsuzluktan arındırılmış bir toplum vizyonuyla çalışan bir sivil toplum kuruluşu. Çalışma ilkeleri olarak, demokrasiye inanıyor, açık ve şeffaf bir toplum hedefinin demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru olduğunu kabul ediyor, tek tek kişi ve olaylara odaklanmak yerine yolsuzluğun temel ve sistemik nedenleri ile mücadele etmeyi hedefliyor.

Derneğin de dahil olduğu, yolsuzlukla mücadelede dünyanın önde gelen sivil toplum kuruluşlarından olan ve 100’ün üzerinde ülkede faaliyet gösteren Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International), 1995’ten bu yana her yıl yayınladığı Yolsuzluk Algı Endeksi sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. 

Dünya 2021 yılı Yolsuzluk Algı Endeksi’nde Türkiye, 38 puanla 180 ülke arasında 96’ncı sırada yer alıyor. Türkiye, son 10 yılda en çok puan kaybeden ülkelerden biri. 2013 ile kıyaslandığında 12 puan kaybederek 43 sıra gerilemişiz. Türkiye, Avrupa Birliği ülkeleri ile karşılaştırıldığında, 27 üye ülkeden de düşük puan alarak Bulgaristan’ın ardından sonuncu sıraya yerleşmiş. 38 OECD ülkesi arasında 37’nci sırada, G20 ülkeleri arasında ise sondan üçüncü sıradayız. 

Kirlenmişliğin ne kadar farkındayız?

Küresel endekslere ve raporlara bakılınca halimizin nasıl bir kirlenmişlik ifade ettiği ortada. O zaman soru şu; toplum, bu ülkenin yurttaşları halimiz hakkında nasıl bir kanaate sahip? Küresel raporlara yansıyan kirlenmişlik toplum tarafından da fark edilen, bilinen bir durum mu? 

Aynı kapsamda toplumdaki yolsuzluk algısını ve değişimlerini ölçmek ve izlemek hedefiyle, KONDA’nın Uluslararası Şeffaflık Derneği için gerçekleştirdiği “Türkiye’de Yolsuzluk Algısı 2022” araştırmasının raporu geçen hafta kamuoyuna açıklandı. 2022’de Türkiye genelinde yapılan yolsuzluk ve yasa dışı ticaret konulu araştırma toplumun yolsuzluğa dair algı, görüş ve deneyimlerine dayanarak, yolsuzluğun en çok hangi kurumlarda yaygın olduğuna, kamunun hangi alanlarında yolsuzluğun fazla olduğuna, hükümetin bu konudaki performansına ve toplumun bu konulardaki demografik, kültürel, sınıfsal ve siyasal kümelenmelerindeki yolsuzluk algı ve değerlendirmelerine ilişkin temel bulguları içeriyor. 

Toplumun yüzde 74’ü son iki yılda Türkiye’de yolsuzluğun arttığını düşünüyor, yüzde 67’si de gelecekte daha da artacağını… Şeffaflık Derneği’nin 2016 araştırmasında bu bulgular şöyle: Son iki yılda (2014 ve 2015) yolsuzluğun arttığını gözleyenler yüzde 55, gelecek iki yılda (2016 ve 2017) artacağını düşünenler yüzde 41 oranındaymış. Görüldüğü gibi 6 yıl aradan sonra yolsuzluk algısı kabaca 20 puan daha artarken, daha da artacak kanaati 25 puan artmış. 

Bu 6 yılda her şeyin panzehri ve çözümü olarak sunulan başkanlık sistemine geçildiğini de hatırlayalım. Şunu söyleyebiliriz, toplum hem kirlenmişliğin farkında hem de artacağı gibi olumsuz bir beklenti toplumda oldukça güçlü. 

AK Partililere göre iktidar mücadele ediyor

Hükümetin yolsuzlukla mücadelede başarılı olmadığı fikri toplumda oldukça yaygın. Toplumun yüzde 60’ı hükümeti yolsuzlukla mücadelede başarısız buluyor. AK Parti seçmeni arasında yolsuzlukla mücadelede hükümeti başarısız bulanlar yalnızca yüzde 12, MHP seçmenleri arasında yüzde 38. Aksine AK Parti seçmeninin yüzde 42’si, MHP seçmeninin de yüzde 31’i hükümeti yolsuzlukla mücadelede başarılı buluyor. Buna karşılık İyi Partililerin yüzde 94’ü, HDP’lilerin yüzde 91’i, CHP’lilerin yüzde 89’u hükümeti yolsuzlukla mücadelede başarısız buluyor. Hemen her alanda gözlenen siyasi tercihler üzerinden kutuplaşma bu bulguda da karşımıza çıkıyor. 

Kutuplaşmanın zihni ve ruhi ambargoları, her kümenin bilgi ve haber kaynağı seçimini, güvenini, güncel ve siyasi meselelere dair algılarını şekillendirmeye devam ediyor. Sonuçta her kutup kendi algılarıyla kendi gerçekliklerini inşa ediyor. Bu farklılaşmış ve ayrışmış gerçeklikler de kutupların pozisyonlarına sadakatlerini besliyor. Bu bulgunun siyasi tercihin nedenlerini değil, siyasi tercihlerin meselelere bakışları ve algıları nasıl biçimlendirdiğine dair bir bulgu olduğunun altını çizmeliyim.

 Memura hediye ya da bahşiş yolsuzluktur

Araştırmanın en önemli bulgularından birisi toplumun yolsuzluğun tanımı ve çözümsüzlüğünün nedenleri konusunda ortak paydalarda buluşuyor olması. ‘Bir devlet memuruna hediye (ya da bahşiş) vermek yolsuzluktur’ düşüncesi hemen her kümenin mutabık olduğu noktalardan birisi olarak öne çıkıyor. Toplumun yüzde 77’si, ortalama her 10 kişiden 8’i bunun yolsuzluk olduğunu düşünüyor. 

Öte yandan toplumun yüzde 80’i cezasızlığın yolsuzluğu cesaretlendirdiğini düşünürken yine yüzde 80 oranındaki insan da ihale sisteminin özendiriciliğinden, yüzde 77’si şeffaflığın ve denetim süreçlerinin eksikliğinden söz ediyor. Yüzde 71 oranındaki insan basın özgürlüğü eksikliğinin yolsuzlukların üzerinde etkili olduğunu düşünüyor. Bu kanaat ve değerlendirmelerin de neredeyse tüm kümelerde ortak olduğunu söyleyebiliriz. 

Ortak kanaatler kadar yolsuzluğa dair algıların farklılaştığı kümeler elbette yalnızca siyasi tercih kümeleri değil. Yaş, eğitim seviyesi, hayat tarzı kümeleri de algı ve değerlendirmelerde farklılıklar üretiyor.

Örneğin eğitim seviyesi arttıkça hükümeti yolsuzlukla mücadele konusunda başarılı bulanların oranı azalıyor. Lise altı eğitim seviyesindekilerin yüzde 32’si hükümeti yolsuzlukla mücadele konusunda başarılı bulurken lise mezunları arasında bu oran yüzde 23, üniversite mezunları arasında ise yüzde 20.

Yine benzer biçimde yaş kümelerinde algılar kayda değer biçimde değişiyor. 18-32 yaş aralığında bulunan gençlerin yüzde 76’sı son iki yılda yolsuzluğun arttığını, yüzde 67’si önümüzdeki iki yıl içinde artacağını düşünürken, yüzde 62’si de hükümeti başarısız buluyor. 

“Son 12 ayda, siz ya da bir tanıdığınız, size sayacağım kurumlardan herhangi birine usulsüz ödeme yapmak veya hediye vermek durumunda kaldınız mı?” sorusuna yüzde 11 “evet” cevabı veriyor. Araştırmaya katılanların yüzde 89’unun bu soruya cevap vermediğini, cevapsızlığın raporda bu taleple karşılaşmamış olmak olarak alındığını söylemeliyim. Yine de bu cevapsızlığı suç olan bir eyleme muhataplığı kabul etmemek ya da düşünce özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaların etkisi gibi yorumlamak mümkün elbette. Sosyal medyada bir iktidar eleştirisi içeren mesajı yazdı hatta yalnızca beğendi diye hakkında dava açılabilen bir ülkede bireylerin sessizliğinin bilinçli bir sessizlik olabileceğini de dikkate almalıyız. 

Nitekim kendisi muhatap olmamış olsa da toplumun yüzde 29’u “Tanıdıklarınızdan herhangi biri devlet dairelerinde işini halletmek için araya birilerini soktu mu?” sorusuna “evet” yanıtını veriyor. 

Ve bu insanların yüzde 53’ü bir faydası olmayacağını düşünerek, yüzde 10’u da olumsuz karşı tepki alacağını düşünerek olaya tepki vermemiş. 

Yolsuzluk hemen hemen her yerde

Toplumun yine ortaklaştığı bir başka alan yolsuzluğun hemen tüm kurumlarda ve işlemlerde yaygın olduğu. Toplumun yüzde 82’si siyasi partilerde, yüzde 77’si yerel yönetimlerde, yüzde 75’i kamu kurumlarında, yüzde 74’ü medyada, yüzde 73’ü özel sektörde, yüzde 72’si Meclis’te, yüzde 62’si sivil toplum kuruluşlarında yolsuzluk olduğunu düşünüyor. Bir bakıma toplumun dörtte üçü her kurumda ve her yerde yolsuzluk olduğu kanaatinde. 

Bu kirlenmişlik algısı o denli güçlü ki her kurum ve her işleme dair güçlü bir yolsuzluk algısı var. Nitekim toplumun yüzde 85’i ihalelerde, yüzde 83’ü gümrük işlemlerinde, yüzde 82’si imar ve ruhsat işlemlerinde, yüzde 76’sı vergi dairelerinde, yüzde 72’si tapuda, yüzde 68’i yargıda, yüzde 40’ı eğitimde, yüzde 37’si dini kurumlarda, yüzde 36’sı sağlıkta yolsuzluk yapıldığı izlenimine sahip. 

Doğal olarak bu algıların, değerlendirmelerin ve deneyimlerin bireylerin ne türden tepkilerine veya gündelik hayat pratiklerine yansıdığı sorusu her araştırmanın peşinde olduğu bir soru. 

Nitekim seçmenin yüzde 79’u partisi hakkındaki yolsuzluk iddialarının oy tercihi üzerinde etkisi olacağını söylüyor. AK Partililerin yüzde 61’i, MHP’lilerin yüzde 67’si, CHP’lilerin yüzde 79’u, HDP’lilerin yüzde 83’ü ve İyi Partililerin yüzde 84’ü de bu kanaatte, yolsuzluk algısının parti tercihlerini etkileyeceğini söylüyorlar. 

Denebilir ki söyledikleriyle yapılan farklı. Öte yandan unutulmamalı ki bu araştırmada 2018 genel seçimlerinde verilen oy tercihleri üzerinden analizler yapıldı. Yukarıda partililer hakkındaki bulgularda ifade edilen partililer de 2018 seçimlerindeki oy tercihleri üzerinden tanımlandı. Buna karşılık kamuoyuna yansıyan onlarca araştırmadan biliyoruz ki örneğin AK Parti’ye oy vereceğini doğrudan söyleyen insanlar AK Parti’nin 2018 oy oranının yarısı mertebelerine düşmüş durumda. Yani yolsuzluk algısının oy tercihini değiştireceğine dair bulguların gerçeği yansıtmadığını iddia etmek doğru değil. 

Ama beni daha çok ilgilendiren bu araştırmanın temel bulgusu olan yolsuzluk algısının yaygınlığı ve derinliği yani yoğun bir kirlenmişlik duygusunun hâkim olduğu ortamda bireylerin gündelik hayatlarındaki savunma ya da hayatta kalma stratejilerinin neler olduğu. Yani mesele yalnızca iktidarın oy oranından daha öte. 

Öncelikle böylesi bir kirlenmişlik duygusu beklentileri belirliyor. Seçmen davranışı literatüründe de önemlice yer kaplayan seçmenin geleceğe mi geçmişe mi bakarak oy verdiği tezlerinden yola çıkarak söyleyebilirim ki algılar beklentileri, beklentiler de gündelik pratikleri etkiliyor. Özellikle hem durumun kirli olduğu algısı hem de geleceğin daha da kirlilik vaat ettiği beklentisi bireylerdeki hukukun üstünlüğüne inancın, ahlaklı insan olmak, alın teriyle başarmak gibi ahlaki ve moral tüm değerlerin aşınmasını üretiyor. Bir bakıma bu kirlenmişlik algısı yozlaşmanın, hukuk ve ahlak dışı davranışların gerekçesini oluşturuyor. 

Giderek olana ayak uydurma çabası ve yapılanları gerekçelendirmede kirlenmişlik algısı temel oldukça hukuk dışına çıkmak, lümpenleşmek, emniyet şeridinden geçmek, vergi vermemek, kayıt dışı ekonomi gibi ortak alanlarda yozlaşmayı, bozulmayı üretiyor. 

1948’den bu yana 17 imar affı çıkardık

Bu kanaati teyit eden bir gerçek hayat bilgisini de burada hatırlatmalıyım. Türkiye ilki 1948 yılında olmak üzere 17 kez imar affı yapmış bir ülke. Sonuncu imar affına hükümetin övünerek açıkladığı 8.5 milyon başvurunun yapıldığı bilgisini bu kapsamda değerlendirmeliyiz. 

Özellikle eğitim sistemindeki çöküş ve kamu yönetimindeki partizanlıkla beraber gidişata bakıldığında bireylerde ahlaklı insan olarak ve alın teriyle çalışarak değil kısa yollardan başarmanın doğallaşması çok daha büyük bir ahlaki çöküşe işaret ediyor. Cezasızlık algısının, “Yapanın yanına kar kalıyor” kanaatinin bu denli yaygın olması gerçeklikle ilgili kanaatlerimizi de oy tercihlerine de geleceğe dair ortak umudun oluşmasını da doğrudan etkiliyor. 

Son altı yıla dair bu bulgular ile işsizlik ve enflasyon gibi doğrudan bireysel hayatlara değen ekonomik tufan ortamı iktidarın bir bedel ödeyeceğine ve kaybetmeye yakın olduğuna işaret ediyor. 

Öte yandan bulgular aynı zamanda muhalefet için de yol gösterici notlar içeriyor. Muhalefetin son yerel seçimlerdeki kısmi başarılarının tek başına yeterli olmadığı, yerel yönetimlerde de yaygın bir yolsuzluk kanaati olduğu, yardımları sürdürmek dışında özellikle şeffaflık konusunda, siyasetin finansmanı konusunda da yeni politikalar üretilmesi gerektiği anlaşılıyor.


Bekir Ağırdır'ın bu yazısı, Oksijen gazetesinden alındı

Yazarın Diğer Yazıları

Seçmen sandıktan uzaklaşırken merkez çöküyor

Fransa’daki parlamento seçimlerinde 26 milyonu aşkın seçmen oy kullanmadı. 22 milyonun oylarıyla oluşan siyasi tablo da Macron için yenilgi oldu. Türkiye siyasetini de ilgilendirecek ders, seçime katılma oranındaki düşüş

Aynadaki kişiden utanmamak gerek

Memleket bu badireden kurtulacaksa yalnızca parti liderlerinin iddia ve vizyonlarıyla değil hepimizin gayretleriyle kurtulacak. Topu başkalarına atarak, partileri, liderleri suçlayarak kendimizi temize çekemeyiz

Fil de sürtük de hanenin içinde

Bu memleketin insanı bireysel hayatı ile ortak hayatı iki ayrı evrende yaşar. Önceliği hanenin dirlik düzenidir. Şimdi o hanenin dirlik düzeni, geçimi risk altında. Adeta fil evin içinde