21 Haziran 2012

Ya kedi odada değilse!

Kamuoyunda gerçekte olanlar ile olanların algılanışı arasında oldukça yaygın bir farklılık var...

Herkes hem fikir, “tam güzel gelişmeler oluyordu, yine provokasyon”. Kusura bakmayın ama ben bu “güzel gelişmelerden” kastedilenler konusunda mutabık değilim. Güzel şeyler diye söylenenlerin de ne olduğunu anlamış değilim.

Kamuoyunda gerçekte olanlar ile olanların algılanışı arasında oldukça yaygın bir farklılık var. Olsun istediklerimiz, temennilerimiz ile olanlar arasında kocaman bir boşluk bulunuyor. Umutlu olma arzumuz olanları gerçekliğinden kopartarak, abartılmasına yol açıyor galiba.

Sanırım Kürt meselesini tanımlamamız farklı. Bana göre Kürt meselesi, tarihsel boyutu, nedenleri ve sonuçlarıyla, kendi iç dinamikleriyle, ülkenin ve dünyanın dinamikleriyle her gün karakter değiştirmektedir.

2012 Türkiye’sinin Kürt meselesi artık sadece Kürtlere dair ve Kürtlerden ibaret bir mesele değildir.  Kürt meselesi bu coğrafyadaki insanların ortak ve iç içe yaşamı, yeniden ve beraberce kurma meselesidir.

Devletin demokratikleştirilmesi ve yeniden yapılandırılmasını, yönetim düzenimizin demokratik ve katılımcı bir biçimde yeniden düzenlenmesini, devlet merkezli yargının baştan aşağı yenilenmesini, çok kültürlü ve kimlikli toplumsal yaşamın kurallarının ve yapılarının demokratikleştirilmesini kapsar. Kürdüyle, Türküyle ve her türlü kültürel, toplumsal, siyasal ve bireysel kimlik farklılıklarıyla hepimizin hayatına dairdir.

Mesele özgür, eşit ve adil yeni bir yaşamın kurallarını yeniden düzenlemek meselesidir. Çünkü eski kurallar Kürtleri yok saymaya dayalıdır.

Mesele bizim meselemiz, çözüm de bizim isteğimiz, umudumuz, ortak yaşama arzumuz ve irademizdedir.

Ortak hayata giden yolun üzerinde engeller, engel olmak isteyen iç ve dış aktörler de var elbette. Her bir aktörün zihnimizde ve toplumda da bir karşılığı, tabanı, destekçisi var. Ama inanın bana asıl engel zihinlerimizde. Asıl engel gerçek meselemizi çözme aklımızı teröre, ölüme rehin vermiş olmamızda.

Her gün yüzlerce yorum okuyor, dinliyoruz bu aktörlere ve olgulara dair. Ortalık terör uzmanı kaynıyor ama Kürt meselesi konuşan yok. Herkes PKK’ya bakıyor ama PKK dahil kimsenin Diyarbakır’daki Batman’daki Kürdün isteklerinden haberi yok.

Giderek Kürt meselesinde gerçekleri unuttuk, yapmamız gerekenleri hatırlamıyoruz. Meselenin öznesi insanlar yok bütün bu konuşulanların, yazılıp çizilenlerin içinde. Aktörler var. O aktörlerin çözüme engel olmak için, yalnızca kendi iktidarlarını sürdürebilmek adına kullandıkları araç ölmek, öldürmek.

Ölümler zihin haritamızı ele geçirmiş durumda. Bir şey yapmadan, yapıyormuş gibi yaparak ve yalnızca konuşarak zaman geçiriyor, yeni ölüm dalgasını bekliyoruz.

Sonra da çözümü o ölümlerin ardından, acıların içinden arıyoruz. Halbuki çözüm ölümlerde değil. Çözüm sade vatandaşların gönüllerinde ve siyasetçilerin aklında ve iradesinde.

Konfüçyüs der ki: “Hiçbir şey karanlık bir odada siyah bir kedi aramak kadar zor değildir. Hele odada siyah bir kedi yoksa…”

Evet, kedi odada değil, kedi dağlarda namluların ucunda da değil. Çözüm yüreğimizde, aklımızda, dilimizde ve hayatın içinde.

Yazarın Diğer Yazıları

Şoven iktidarlar çoğalıyor, Batı tıkanıyor: Avrupa’nın sorunu sağın yükselişi mi ütopyasızlık mı?

Dünyanın bugün karşı karşıya olduğu sorunlar, adaletsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, otoriterlik, ekonomik ve teknolojik tekelleşme gibi meseleler karşısında hala duyarsızlar, eskinin kibrine teslimler. Ancak asıl tehlike aşırı sağın yükselişi değil, geçici bir araz gibi düşünülen, konuşulan popülizm, otoriterlik ve keyfiliğin kalıcılaşıyor olması. Herkes birbirinden korkar hale geliyor ve korkularla güvenlikçi ve ahlakçı politikalar kalıcılaşıyor. Bu da dünyanın adaletsizlik, yoksulluk, yolsuzluk meselelerini kalıcılaştırıyor

Kireç badanalıdan seramik kaplı mutfağa: Moderneleşme telaşı sofra adabını nasıl değiştirdi?

Toplumun yaşadığı gecikmiş modernleşmenin telaşı ve savrukluğunu en iyi gözleyebileceğimiz alanlardan birisi yeme içme alışkanlıkları. Sofra fiziki olarak da anlam olarak da değişti. Konut ve mutfak değişti çünkü. Yer sofrasında yemek yiyenler yüzde 30’a geriledi. Hanelerin yüzde 82’sinde bulaşık makinesi var

Endişe ve kaygıya doğan kuşak: Türkiye'de gençler neden birey olmakla yurttaş olmak arasına sıkışıyor?

Ülkemiz kuşakları için zaman aralığının baskın ruh haline bakarak benim şöyle bir gruplamam ve adlandırmam var örneğin. 1945-1960 aralığında doğanlar “umuda, barışa doğanlar”, 1960-1980 aralığında doğanlar “heyecana, coşkuya doğanlar”, 1980-2000 aralığında doğanlar “merak ve keşfe doğanlar”, 2000-2020 aralığında doğanlar “endişe ve kaygıya doğanlar” gibi bir ayrım daha açıklayıcı ve yararlı olabilir