20 Mayıs 2020

Swap, esnetilen yabancı banka yasağı ve ekonomi yönetiminin büyük açmazı

"Dövizde full serbest piyasa ile katı yasakçılık arasında sermaye kontrolünün elli tonu var"

Şüyuu vukuundan beterdir. Türkçesi: Bir şeyin dedikodusunun yapılması, lafının çıkması onun gerçekleşmesinden daha kötüdür. Ekonomide bir süredir kulaktan kulağa “sermaye kontrolleri geliyor” lafı fısıldanıyor. Yurt dışında yaşayan bir T24 okuru önceki gün şu soruyu sordu:

“Sermaye kontrolü olması durumunda Türkiye bankasında dolar/Euro bulunduran biri parasını çekemeyecek mi?”

Yok canım, o kadar da değil. Bu en son çare. Türkiye’de işler o noktaya hiçbir zaman varmadı, bundan sonra da varmaz. Ama bu, sermaye kontrolü uygulanmadığı, uygulanmayacağı anlamına gelmiyor. Türkiye sermaye kontrollerine başladı bile.

Bankaların yurt dışıyla Swap işlemlerinin yasaklanması (daha doğrusu öz kaynaklarının yüzde 0.5’i ile sınırlandırılması) sermaye kontrolü değilse ne? Bankaların yurt dışına TL vermesinin sınırlandırılması sermaye yasağı değilse ne? Üç uluslararası bankaya (UBS, Citigroup ve BNP Paribas) birkaç günlüğüne de olsa TL’de işlem yasağı getirilmesi sermaye yasağı değilse ne? 100 bin dolar alanların bir gün beklemek zorunda kalması sermaye kontrolü değilse ne? İhracatçıların kazandıkları dövizi 6 ay içinde Türkiye’ye getirme mecburiyeti sermaye kontrolü değilse ne?

Heyhat, padişahın yasağı üç gün sürermiş atasözündeki gibi bizim yasaklarımız da üç gün sürüyor. Yabancı bankalara koyduğumuz yasağı üç günde kaldırdıktan sonra bugün de (çarşamba), Avrupa merkezli takas şirketleri Euroclear Bank ve Clearstream Banking’i, yurt dışına TL verme yasağından muaf tuttuğumuzu açıkladık. Çünkü Türkiye’nin döviz girişine ekmek gibi, su gibi ihtiyacı var. Ve bunlar Türkiye’ye döviz girişine aracılık yapan kurumlar. Ankara büyük açmazda… Son kararlar bunun yansıması.

Gerçekten ne oluyor? Bu yasaklar nereden çıktı? Bu yasakçılığın sonu nereye varır? Yoksa korkulan olur ve bir gün gerçekten bankadan dolar/Euro çekilmesi yasaklanır mı?

Nereden çıktı bu sermaye kontrolü?

“Erdoğan en zorlu sınavında.” Turkey Analyst için Koronavirüs’ün Türkiye ekonomisine etkilerini özetlediğim yazının başlığı böyle. Sınav zor çünkü önümüzdeki bir yılda ödenmesi gereken 170 milyar dolarlık döviz borcu var. Turizm çökmüşken, ihracat hızla gerilerken nasıl ödenecek bu kadar borç? “Sermaye kontrolü” lafı işte buradan çıkıyor. 

“Döviz bulamıyorsan döviz çıkışını engelle” Sermaye kontrolünün mantığı bu. Bankaların yurt dışına gönderdiği parayı sınırla, Türkiye’ye gelmiş yabancı sermayenin kaçışını engelle. Olmadı vatandaşların yurt dışına para çıkarmasını kısıtla. O da olmadı bankadan döviz çekimine engel koy. 

Gördüğünüz gibi siyahla beyaz arasında, daha doğrusu dövizde full serbest piyasa ile katı yasakçılık arasında sermaye kontrolünün elli tonu var.

Sert sermaye kontrollerinin klasik örneği, 1998'deki Asya Krizi sırasında Malezya'nın uygulamalarıdır. Malezya Asya Krizi sırasında bir yandan krizden sorumlu tuttuğu uluslararası yatırımcılarla kavgaya tutuşurken (Dönemin Malezya Başbakanı Mahathir Muhammed, George Soros’a “Moron” demişti) bir yandan da ülkedeki dövizin yurt dışına çıkarılmasını resmen yasaklamıştı. Amaç, Malezya parası Ringgit’in değerindeki sert düşüşü engellemekti...

Sert sermaye kontrolü örneklerinden bir başkasını Yunanistan’da gördük: Krizde Yunan vatandaşlarının bankadan çekebileceği para günlük 60 Euro ile sınırlandırıldı. Panik öyle büyüktü ki, bu önlem alınmamış olsa Yunan bankaları muhtemelen batacaktı. 

Neyse ki, bu kadar sert önlemler dünyada ender alınıyor. Devletler genellikle Türkiye’deki gibi daha yumuşak sermaye kontrollerini tercih ediyor. Hindistan parası 2013’te hızlı değer yitirince yurt dışına para çıkarılması 75 bin dolarla sınırlandırılmıştı. Brezilya 2006’da sıcak para hareketlerini yavaşlatmak için sermaye işlemlerine yüzde 1.5 vergi koymuştu... 

İlginç olan nokta, Brezilya’nın o tarihteki derdinin parasının değer kaybetmesi değil, değer kazanmasıydı. Bir ülkeye çok fazla sıcak para girince o ülke parası aşırı değerleniyor ve varlık fiyatları (Borsa, konut vb.) şişiyor. Bu da gelecekteki krizlere zemin hazırlıyor. O nedenle asıl maharet, kriz kapıya dayandığında değil henüz ortada sorun yokken, işler rayında giderken sermaye kontrolü uygulayabilmekte.

Bunu yapmaz, kontrolsüz yabancı sermaye girişine izin verir, giren paranın da katmadeğerli sektörler yerine betona gömülmesine olanak tanırsanız, hatta buna lokomotiflik yaparsanız kriz kaçınılmaz oluyor. Sonra geçmişteki döviz borçlarınızı ödeyebilmek için ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Yabancı bankalara yasak koyup üç gün sonra kaldırıyor, yurt dışı ile Swap işlemini yasaklayıp, uluslararası takas şirketleri, “Ben de TL’ye takas hizmeti vermeyeceğim” resti çekince onları muaf tutuyorsunuz...

Aman neyse, belki böylesi daha iyi. Türkiye tümüyle dışarı kapanarak ayakta kalmayı başaran bir ülke olsa halimiz (hem ekonomik hem demokratik açıdan) ne olurdu?

Yazarın Diğer Yazıları

Cem Yılmaz’ın satılamayan villası ve bir magazin haberinde ekonominin yakın tarihi

Anladığım kadarıyla villa Cem Yılmaz’ın elinde kalmış

Ekonomik büyüme verisinden 5 kritik detay: Devletin tüketim harcamalarındaki rekor artış ve...

İkinci çeyrekte ekonominin yüzde 10’un üzerinde daralması kaçınılmaz görünüyor