08 Kasım 2022

AKP'li büyükelçi görev yerini bırakıp Türkiye'ye döndü!

Cumhurbaşkanının katılacağı G20 zirvesi 15 Kasım'da Bali adasında yapılacak. Dönem başkanı Endonezya Putin-Zelenski buluşması için çaba sarfettiyse de, iki liderin biraraya gelmesi düşük ihtimal. Yine de belli olmaz. Bu tür zirvelere ev sahipliği yapan ülkelerdeki büyükelçilere çok iş düşer

G20 devlet ve hükümet başkanları zirvesi 15 Kasım'da Endonezya'nın Bali adasında yapılacak.

Dünyanın en güçlü 20 ekonomisinin lideri Ukrayna savaşının ardından ortaya çıkan enerji ve gıda krizini görüşmek için bir araya gelecek. Rusya lideri Vladimir Putin'in gelip gelmeyeceği henüz belli değil. 

Dönem başkanlığını yürüten Endonezya, Ukrayna'nın lideri Volodimir Zelenski'yi de zirveye davet etti. Her ne kadar Zelenkski kısa bir süre önce Rusya'nın G20 üyeliğinden atılması ve hatta Bali'ye gelmesi için yapılan davetin geri çekilmesini istese de; Amerikan basınında 5 Kasım'da yer alan haberlere göre Biden yönetimi kendisine Putin'le müzakere kapısını açık tutması telkininde bulunmuş.

Putin ve Zelenski'nin gelmesi durumunda herkes nefesini tutup Bali zirvesine odaklanacak. İki lider gelsin gelmesin 15-16 Kasım'da dünyanın projektörleri G20 zirvesine çevrili olacak

Bu tür zirvelere ev sahipliği yapan ülkelerdeki büyükelçilere çok iş düşer. Hem zirvenin içeriğinin hazırlanması; hem de heyetlerin ziyareti ve temasları nedeniyle hazırlıklar aylar öncesinden başlar. 

Gerek zirvenin içeriğine dair başkentten gelen taleplerin, gerekse gelecek heyetin türlü çeşit istek ve ihtiyaçlarının kabul görmesi için, o ülkedeki büyükelçi, görev süresince edindiği dostlukları, samimiyetleri devreye sokar; misal kafa kola aldığı protokol müdürüyle yakın dirsek temasında bulunur. 

Zaten son dönemlerde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir ülkenin uluslararası alandaki büyüklüğü ve etkisini ziyaretlerde kullanılan zırhlı araç, koruma polisi ile heyetin büyüklüğüne bağladığı için, nereye giderse gitsin en fazla zaman ve enerji kendisine eşlik eden heyetle ilgili detaylara harcanıyor.

Ancak, Erdoğan'ın Putin ve Zelenski ile yakın teması düşünüldüğünde Türkiye'nin Jakarta büyükelçisinin, Bali'de olası bir buluşma konusunda Ankara'nın oynayabileceği rol; bu buluşma sırasında çekilecek fotoğrafta Erdoğan'ın da kareye girmesi vs gibi konularda Endonezya yetkilileriyle çok yoğun bir temas trafiği içinde olduğu tahmin edilir.

Endonezya gibi AK Parti iktidarına büyük muhabbet besleyen bir ülkenin yetkililerinin Türk büyükelçisine istediği her kapıyı açmasını, Bali zirvesiyle ilgili hazırlıklarda diğer G20 ülkelerine nazaran Türkiye'ye özel muameleler yapmasını beklemek de çok abartı olmaz. 

Siyasi atama sekiz ayda havlu mu attı?

Sorun şu ki; Türkiye'nin Jakarta Büyükelçisi görev yerini terk etmiş durumda. 

Kendisi AK Parti kadrolarının beğenmeyip söylendiği kariyer diplomatlardan değil.

Milletvekilliği, bakan yardımcılığı yapmış olan Prof. Dr. Aşkın Asan, 20 Kasım 2021'de Jakarta büyükelçisi olarak atandı, 15 Aralık 2021'de de Endonezya'da görevine başladı. 

Ancak 8 ay sonra havlu atarak, Ankara'ya döndüğü anlaşılıyor. Ağustos ayındaki büyükelçiler konferansına gelmiş, sonra da geri dönmemiş. Edindiğim bilgiye göre, "ben artık Jakarta büyükelçisi olarak görev yapmak istemiyorum," demiş. 

Ne güzel. 

Kariyer büyükelçilerin böyle bir lüksü olmuyor. Pek çoğu görece daha iyi yerlerde görev yapmak isteseler de, atandıkları ülkelerde 4 yıllarını dolduruyorlar. Hatta mahrumiyet bölgelerinde kalıp da erkenden "ben artık dönmek istiyorum" diyenlere de kötü gözle bakılıyor.

Tabii siyasi atamaların ayrıcalıklı konumları var; ama bu ayrıcalığın kendilerine kafalarına göre görev sürelerini tayin etme hakkı vermemesi gerekir.

Önemli bir zirvenin hazırlıklarını yarıda bırakıp gitmek, bu ayrıcalığın suistimal edilmesi anlamına geliyor.

Edindiğim bilgiye göre, büyükelçi Asan zirvenin hazırlık aşamasından çok sıkılıp bunalmış. Yine de zirvenin hazırlıklarını bitirip Cumhurbaşkanı ve heyetinin ziyaretinin eksiksiz şekilde geçmesini sağlayıp dönebilirdi.

Şimdi apar topar oraya dışardan ekip yollanmış. En ufak bir hata da tabii onlara fatura edilecek. Zira, ev sahibi ülkenin protokol hatasını da kariyer büyükelçiye yükleyip, sürgüne gönderimesine de tanık olduk.

Sonuç olarak; bildiğim kadarıyla Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da bir bölümünden hazetmese de, muhalefetin eleştirileri karşısında siyasi atama büyükelçileri yere göğe koyamıyordu. 

Siyasi atamaların görev aşkı çok tartışmalı

Ama işte AK Parti iktidarının, kariyer diplomatların görevlerini layığıyla yerine getirmediği bahanesiyle (daha doğrusu, "onlar devlete hizmet etmek üzere yetişmiş, biz, iktidarımıza hizmet edecek sadık eleman istiyoruz" gerekçesiyle) son yıllarda rekor sayıda yaptığı siyasi atamaların performansı ortada. Nerde görev aşkı? Nerde devlet işlerine sadakat? 

Elbette, görev yapılamayacak, örneğin sağlık sorunları gibi durumlarda, görev yerinden erken dönme talebinde bulunulabilir. Benim anladığım böyle bir mazeret beyan etme durumu olmamış. Üstüne üstlük, her büyükelçi merkeze dönmeden görev süresince büyükelçiliğin yaptığı harcamaların hesabını kapatmakla sorumludur. Prof. Asan bunu da yapmamış. Kapıyı çekmiş, çıkmış.

Kariyer büyükelçi olsa; zirve hazırlıklarının tam ortasında görev yerini terk etse, hesabını kapamasa, Türkiye'de çekeceği çilenin haddi hesabı olmazdı.

Ama AK Partili iseniz; her yaptığınız yanınıza kâr kalıyor.

Evde oturan büyükelçiler yakında 100'ü bulacak

Siyasi atamaların performansları ortada iken, hâlâ bu tercihten vazgeçilmiyor. Üstelik Türkiye'de evde oturan büyükelçi sayısı 70'leri, 80'leri bulmuşken. Yetişmiş kadrolar evde gün sayarken, örneğin Çin'e gönderilen iş insanı Abdulkadir Emin Önen Aralık'ta Pekin'de 6. yılına başlayacak. Büyükelçiler konferansında konuştuğunda Türkiye'nin mi ticari çıkarlarını yoksa Çin'in mi ticari çıkarlarını temsil ettiği tam anlaşılamayan, buna mukabil Çin'de randevu taleplerine yanıt alamayan bir siyasi tayinden bahsediyoruz. Siyasi atama olunca başarı-başarısızlık kriterleri farklı işliyor. 

Kariyer diplomatların performansı ise bambaşka kriterlere tabii tutuluyor. Bir kere başta bakan yardımcısı olmak üzere bakanlıktaki AK Parti'li "komiserlerin" sıkı gözetiminde çalışmak durumunda bırakılıyorlar. Bakanlık personeli, bir önceki bakan yardımcısı Yavuz Selim Kıran'a sormadan adım atamaz hale getirilmişti. 

Kendisi de sicil memuru gibi çalıştı. Bir bakan yardımcısının sikletine yakışmayan bir başkente tayin edilmesinden, performansını mı sorumlu tutmak gerekir bilemedim. Ama giderken bile, veda toplatısına "kim gelmeyecekse bildirsin" diye talimat vermiş. Yani gider ayak liste tutmaya kalkmış, "kim bana vedaya gelecek, kim gelmeyecek" diye. Böyle yapınca da "hakkınızı helal edin" dediğinde, karşısında koca bir sessizlik bulmuş.

Açıkcası, büyükelçiler için bakanlıkta aktif bir görevde olmak mı daha kötü, yoksa evde oturmak mı; insan emin olamıyor.

Barçın Yinanç kimdir?

Barçın Yinanç, 1968 yılında doğdu, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü bitirdi. 1990'da stajyer olarak başladığı Milliyet Ankara Bürosu'nda 10 yılı aşkın bir süre diplomasi muhabirliği yaptı. Ardından televizyon haberciliğine geçerek önce TV8, sonra CNN Türk Ankara Bürosu'nda çalıştı.

Türkiye-ABD, Türkiye-AB ilişkilerinin yanı sıra Kafkaslar'dan Ortadoğu'ya, geniş bir coğrafyada Türk dış politikasıyla ilgili gelişmeleri takip etti. Çok sayıda yabancı hükümet yetkilisiyle söyleşiler yaptı, BM, NATO ve AB gibi uluslararası kuruluşların zirvelerini, perde arkası gelişmeleri yerinden haberleştirdi.

2004 yılında İstanbul'a yerleşti, CNN Türk ve Referans gazetesinin ardından İngilizce yayımlanan Hürriyet Daily News'da (HDN) çalışmaya başladı. Haber koordinatörü, yorum sayfası editörü olarak çeşitli görevler aldı; 2010'dan başlayarak on yıl boyunca gazetenin pazartesi söyleşilerini gerçekleştirdi. Bu süre boyunca dış politika analizlerini yazmaya devam etti.

Pek çok uluslararası düşünce kuruluşunun toplantılarına konuşmacı, kolaylaştırıcı olarak katılıyor, yabancı yayın organlarının yayınları için yorumlar yapıyor. AtlatmaHaber adlı podcast serisini hazırlayan Yinanç Diplomasi Muhabirleri Derneği, Uluslararası Kayak Kayan Gazeteciler Derneği (Ski Club of International Journalist) ve Dış Politikada Kadınlar platformunun üyesi.

Son yayını; Women, Peace and Security Agenda in Turkey and Women in Diplomacy: How to Integrate the WPS Agenda in Turkish Foreign Policy (Türkiye'de Kadın, Barış ve Güvenlik Ajandası-Diplomaside Kadın: Türk Dış Politikası'na Kadın, Barış ve Güvenlik Ajandası nasıl dahil edilir) başlığını taşıyor.

Aralık 2020'de itibaren T24'te yazan Barçın Yinanç, T24 ekranında da, her hafta Metin Kaan Kurtuluş'la birlikte "Dış Politika ile İçli Dışlı" adlı programı yapıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

İktidardan bir garip dış politika uygulaması

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan seçim yenilgisinden Gazze politikasını da sorumlu tutuyor. Kaçan oyların konsolide şekilde Yeniden Refah Partisi'nde kalıcı olmasını engellemek için de her türlü yola başvuruyor. Dışişleri'nin tepesinde de o kadar boza pişirmiş ki; Fidan çareyi, daha "çalışmalar" bitmemiş olsa da, duyanların kulağına "çarpıcı" gelecek şekilde "Türkiye UAD'de taraf olma siyasi kararını aldı" açıklamasında buluyor

Fransa'nın hasmane tutumuna karşın Airbus'tan rekor alım

Türkiye'ye son derece hasmane tutum sergileyen Fransa'dan çok büyük ölçekli bir alım yapılmasının, Türk Hava Yolları'nın Airbus'a geçen sene verdiği rekor siparişin üstüne yeni bir sipariş vermeyi planlıyor olmasının bir Ferdi Tayfur şarkısı kadar ses getirmese de önemli olduğunu görmek lazım

Erdoğan küçük heyetle Paris'e gitmeye isteksiz

Kamuda tasarrufun Cumhurbaşkanlığını kapsayıp kapsamadığını test etmenin bir yolu da önümüzdeki dönem yapılacak dış seyahatlere bakmak olabilir