08 Eylül 2019

Okul zili kalp çarpıntısı olmasın!

Yarın okullar açılacak ve yine binlerce çocuk sabahın erken saatinde servislerle yollara düşecek. Biz yine Avrupa ülkelerinde bisikletiyle ya da yürüyerek okula giden çocukların haberlerini izleyerek hayıflanacağız

Yarın okullar açılacak.

Cemal Süreya'nın; "Çocuk olsam yeniden. Bir tek düştüğüm için acısa içim. Ve kalbim: çok koştuğum zaman çarpsa sadece" dizelerini tekrar tekrar okuyorum. Bu naif sözler, bu saf özlem hem iyi hissettiriyor hem de çocukları ve okulu düşününce sanki sadece yaz tatillerinde, o da şanslılarsa, böyle olabilirlermiş gibi geliyor. Çocukluklarının neredeyse tamamını okul sıralarında geçirirken, evlerinden sonraki yaşam alanları sınıfları olur, arkadaşları ve öğretmenleri ile büyürken, keşke bir tek düştükleri için acısa içleri, dersler, ödevler, projeler, hafta sonu kursları derken, not baskısıyla ezilmeseler, kaygı ve korkuyla çarpmasa kalpleri diyorum!..

Yarın okullar açılacak.

Ve yine binlerce çocuk sabahın erken saatinde servislerle yollara düşecek. Biz yine Avrupa ülkelerinde bisikletiyle ya da yürüyerek okula giden çocukların haberlerini izleyerek hayıflanacağız. Kalabalık sınıflar, birleştirilmiş sınıflar, taşımalı eğitim, özel okullar, sınava hazırlayan özel okullar, İmam-Hatip okulları, proje okullar, Anadolu ve Fen Liseleri… Tüm bunlar arasında çocuklar sıkışıp kalacak. Sosyo- ekonomik seviyesi düşük aileler, çocuklarının bir meslek sahibi olması, "kendini kurtarması" için çabalayacak. Bu motivasyonla, kıt kaynakla, yetersiz beslenmeyle, yetersiz çalışma ortamıyla mücadele edecek çocuklar. Orta ve üst sınıfın da çocuklarından iyi bir üniversite, iyi bir kariyer beklentisi ve baskısı olacak. Hem aile hem çocukta "Geri kalıyor muyum; bir şeyleri eksik yapıyor muyum?" kaygısı baş gösterecek... Sistem yarış üzerine kurulduğundan, biz eğitimcilerin "Çocuklarınızı yarıştırmayın" yorumları ne yazık ki havada kalacak.

Yarın okullar açılacak.

Tüm bu akademik beklentilerle günler geçerken çok başka şeyler de yaşanacak. Arkadaşlarından zorbalık gören çocuklar okula gitmek istemeyecek. Kendini yetersiz hisseden çocuklar içine kapanacak. Cinsel yöneliminden dolayı dışlanan çocuklar acı çekecek. Arkadaşı olmayan yalnız çocuklar teneffüslerde saklanacak yer arayacak. Ayakkabısı delik olan çocuk derste ayaklarını sıranın altına saklayabildiği için mutlu olacak. Farklı din ve etnik kökenden gelen çocuklar kendilerini ne müfredat ne de kitaplarda bulamayacak. Okulun onlar için toplumsal ve psikolojik anlamını kavrayamadan bizler, bir yıl daha geçecek. Sonra yine LGS, AYT ve TYT haberleriyle seneyi kapatacağız.

Yarın okullar açılacak.

Can Yücel'in;

"bir derin uykudaydım ölümün içinden
açtım ki gözlerimi
bir suyun gölgesi gibi
kendisi adeta bir suyun
ayakucunda sen oturuyorsun
şiir getirenlerin çok olsun çocuğum!" dizelerini; tekrar tekrar okuyorum.

Okul zili kalp çarpıntısı olmasın, çocuklara balonlu şiirler götürelim istiyorum!..

Yazarın Diğer Yazıları

Kara tahta

Kara Tahta öğretmen demekti. Elinde tebeşirle inci gibi cümleler yazan, matematik soruları çözen, müzik dersinde öğreneceğimiz şarkının sözlerini yazan öğretmenimiz. Kara tahta bizim pusulamızdı. Yüzümüz hep ona dönüktü

Çocuklar ölüme arkadaş!

2017-Temmuz-İstanbul… Sosyal medya... Bir video... Çocuklar hep bir ağızdan bağırıyor: Yahudilere ölüm! Yahudilere ölüm! Yahudilere ölüm…

Papatya ülkesi, lolipop ve bizim çocuklar

İktidarı, özgürlüğü, devleti, hiyerarşiyi sorgulatmayan eğitim, sisteme yeni köleler üretmekten başkaca bir işe yaramıyor. Farklılıkların değerini, insan haklarını, sivil mücadeleyi, yanyana durmayı öğretemeyen eğitim, filleri semirtip, çimenleri toprağın altına gömüyor