14 Ağustos 2022

Zeynep Uzunbay: Yazı, varlığımızı borçlu olduğumuz her şeyden uzaklaşınca görünür olmaya başlar, onu gören kendisiyle karşılaşır

"Utanmak ve utanmayı açık etmek isteği, yazma nedenlerimin başında gelir. Gurur da duyuyorum, çünkü o şiirler, delikten dışarıya bakma cesaretimdi benim"

Zeynep Uzunbay, 1961 Kayseri doğumlu. Rivayet o ki, Sivas'ın Gemerek ilçesinde doğmuş. Ne fark eder ki, şair kişi hiçbir yere ait değildir, gövdesini bir yaranın kabuğu gibi taşır oradan oraya. Nereye gitse, yalnız kendi sesiyle konuşur. Meslek hayatının ilk iki yılı hemşirelik yapan şair, daha sonraki yıllar şifa dağıtmayı, yaraya merhem olmayı yazmakla sürdürdü. Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Kuşlarla ve kalbi olanlarla konuşmasını bilir. Şiir, deneme ve öyküleri pek çok dergide ve mecrada yer aldı. Yine de benim için her zaman sadece kusursuz bir şair olarak kaldı. Bu kadar içten, bu kadar tatlı, bu kadar sahici ve hep kendi olarak…

Şiirlerinde bilhassa ağızlar kullandı. Kuşdili de bilir, geceleri ebabillerle konuşur. Az şey değildir kuşdili bilmek, ebabillerle konuşmak. Böylece şiir çözümlemeleri yapan nadir şairlerden biri olmuştur. Aydınlığım Deliyim Rüzgârlıyım / Gülten Akın Şiirinde Temalar (2011) bunun en iyi örneği olmuştur. Acı Bir Kuş romanı da bu yüzden çarpıcı bir kitap olmuştur.

Şunun altını çizmeli, öyle çizmeli öyle çizmeli ki, okur bütün dikkatini bu küçük ama önemli ayrıntıya vermeli. Bütün sağlam romanlar, öyküler iyi şairlerin elinden çıkar. Yokuş Aşağı Portakallar gibi. Zeynep Uzunbay, aşağıdaki söyleşiden sonra aklınızdan bir daha çıkmayacak bir şair olarak kalacak.

- Yazmak öğretmenliğe benziyor mu? Yazmak, insanlara bir şeyler aktarmaktan ziyade bir şeyler öğretmenin bir yolu mu?

İkisi arasındaki benzerliği daha önce hiç düşünmedim. Yazmaya başlamak, sınıfa girme tedirginliğine benziyor evet. Boş kâğıt, ilk cümle… Anlatacağın konuyu belki sevecek, belki sabote edecek, canı muhabbet isteyecek, tek tük de olsa, ne öğrensem kâr gözünü üzerinize dikmiş otuz kırk öğrenci. Kapıyı açmak yürek ister. Hiç oturmasan bile kürsü seni onlardan ayırır. Yazı da, varlığımızı borçlu olduğumuz her şeyden uzaklaşınca görünür olmaya başlar. Onu gören kendisiyle karşılaşır, en azından dileğimiz budur.

- Her ilk kitabın bir öyküsü vardır. Bazen insanı utandıran, bazen onu onurlandıran bir öykü… İlk kitabından biraz söz eder misin?

Şiirin öteki türlere benzemeyen bir haslığı var. Bizimle birlikte yürüyor, yapılıyor, bozuluyor. Bizimle birlikte âşık, bizimle birlikte öfkeli, dirençli, yalnız... Adeta bir yüzleşme çetelesi. Sabahçı Su Kıyıları da, anlamaya, ayırmaya, ayrılıp kendi olmaya çalışan genç halimden başka bir şey değil. Abilerimizden, ablalarımızdan diyalektiği öğrenmeye çalıştığımız, unutup âşık olduğumuz, darbeyle tanıştığımız, kitaplarımızı gömdüğümüz, işkenceye dayandığımız ya da dayanamadığımız yılların izdüşümü.

Şıklık olsun diye kurduğum yerlerinden, yer yer benim olmayan dilinden ve zihninden utandığım oldu. Bu arada, utanmak ve utanmayı açık etmek isteği, yazma nedenlerimin başında gelir. Gurur da duyuyorum, çünkü o şiirler, delikten dışarıya bakma cesaretimdi benim. 

- Bir şair olarak deneme, öykü, roman yazmış olmak senin için bir zorunluluk muydu, yoksa severek gönülden ortaya koyduğun, bir amaç etrafında yazdığın türler mi oldu? Amacın neydi bu türlere yönelirken?

Genellikle şiiri düşünen denemeler yazdım. Şiiri, başka şairleri, en çok da kendimi anlama çabamdı, gönül borcumdu. Yazarak söz almak istedim. Bu anlamda zorunluluktu. Roman için gereken zamanı, sabrı, disiplini uzun yıllar yakalayamadım. Zihnim de, defterler de düzensiz notlarla dolup taşmıştı. Gürültüyü romandan başka dindirecek bir şey bulamadım. Yazmasam, hadi ben de söyleyeyim, çıldıracaktım. Kamçılanma Mesafesi'nin işlenmemiş, yarım öyküleri de bir dosyada durup duruyordu. Vakti gelince onları çalışmaya başladım. Anlatacaklarım bitmemiş, Çoğunluk Dersleri geldi. Hangisi çağırdıysa ona gitmişim. Romanımı yaz diyene roman, öykümü yaz diyene öykü… En son şiiri, son öykü kitabımdaki bir karaktere yazdırdım. Şiirle olan meselemi çözebilmiş değilim, çözebileceğimi de pek sanmıyorum.

- Ben sana baktığımda sadece insanı düşünen bir insan görüyorum. Yazdıklarında her ne kadar kadınları öne çıkaran, onlar için onlara konuşan bir şair, yazar gibi dursan da. Dosdoğru sormakta fayda var, feminist misin? Feminist bir yazar neyi nasıl yazar? Türkiyeli ve dünyanın diğer bütün kadın yazarları, şairleri feminizm ve kadın hakları konusunda sence doğru adımlar atıyor, yeterince öğretici olabiliyorlar mı? 

Kadın hareketi, değişiyormuş gibi görünen sistemin süslü tuzaklarıyla da baş etmek zorunda. Patriyarkanın içine doğdum. Erkeğin imtiyazlar dünyasını birebir tecrübe ederek büyüdüm. Çok kırgındım, ama babama ya da dayıma. Çok öfkeliydim, ama beni durdurup "Saygısız! Ben bir erkeğim! Sen bir eksik eteksin! Durup önce benim geçmemi bekleyeceksin!" diyen bir adama. Omzunda su, sırtında şelek taşımanın kadın işi olduğunu kabul eden kadınlarla yaşadım. Bu uzar gider. Sonra yavaş yavaş, ben böyle hissederken, bilirken değil, çok daha önceden kimi kadınların bunu düşünmüş, yazmış olduğunu keşfettim. Sevincimi ve iştahımı unutamam. Hayatımın dönüm noktasıdır. Düşmanlığım adalet arayışına evrildi. Mevzilerini terk etmek zorunda kalan erkeklerin malum acılarıyla empati kuracak değilim. Feminist olsun kurtulsunlar. Ellerindeki "erkek düşmanlığı, moda, güzellik çirkinlik, annelik, kutsallık, hanımlık, lezbiyenlik…" bombalarının şifreleri çözüldü. Kadınların adalet arayışına kulp takanların niyetleri bir bir okundu. Emeği geçen herkese selam olsun. Feminizmin dişilik kavramıyla bir ilgisi yok; eşit vatandaşlık haklarıyla, mültecilikle, hayvan haklarıyla, LGBTİ ile ilgili en sağlam sesler yine feministlerden çıkıyor. Her geçen gün öğreniyorum. Her geçen gün biraz daha feministim. Yazarken de bunları aklımda tutuyorum.

- Pek çok şiir kitabın pek çok ödüller aldı. Bu kitaplardan biri kim'e adlı kitabın oldu. Bu kitabın diğer kitaplarından daha farklı gelmiştir hep bana. Senin kendi kitapların arasında bu kitap benim için farklıdır, çünkü… Diyebileceğin bir kitap var mı, neden?

Hepsi de hayatımın bir parçası ve yerleri ayrı. Buradan baktığımda, kazdığım tünelden çıkıp üstümü başımı silkelediğim bir kitap gibi görünüyor Kim'e. Ödül parasıyla kızımın diş telini yaptırabilmiş olmam da onu ayrı bir yere koyuyor. Ardından gelen Yara Falı, utanmayı en açık ettiğim kitap bence. Fuarda utanarak fal kitabı soran bir kadına adadım onu. Geri Dönüşüm'de "şiirsellik"ten uzaklaştım; yandığımı bilen ben, soğuduğumu da bildim. Başkalarının yaşam ve şiir deneyimleri farklı olabilir; gıpta ederim, tebrik ederim, ama benimki böyle oldu.

- Sel Yayınları'ndan tekrar çıkan Kamçılanma Mesafesi adlı kitabın benim için önemli bir kitap, toplumsal derdi olan, ayrıştırılmış ve mesafenin bir diğer ucuna itilmiş, orada kıstırılmış bir kesimin hikâyesi. Buradaki "mesafenin" bizim dışımızdaki, senin tanımlamanla bilmemiz gereken asıl anlamı ne?

Kamçılanma Mesafesi, farklı "buz yükü" bölgelerindeki yüksel gerilim hatları tellerinin birbirleriyle ve zeminle olan ölçümlü mesafeleri. Bu elektrik terimi, kelimenin tam anlamıyla ayarttı beni. Kadını anlatırken elimden tutan bir imgeye dönüştü. Yanına, enerjinin ve gücün kadında olduğu çağrışımını da almıştı. Yazarken dilediğim şey, muktedirin çarpılmasıydı.

- Bir insan olarak canını sıkan ve seni birden, durup dururken sevindiren üç şey?

Daha Eee dünyaya geldik de ne oldu? Öğrendik mi, anladık mı gerçekten? Doğruya, yanlışa ihtiyacımız olmasa daha iyi değil miydi? derken; aya, güneşe, yıldızlara bakar sevinirim. Ota, böceğe, bir ağaca bakar sevinirim. Çocuklara bakar sevinirim.

- Yazarkenki disiplinini oluşturan, bu yazma alanını koruyan, genişleten müzik, film, bir kitap ismi?

Seçip şu kitap, şu müzik, şu film diyemediğimi şimdi bir kez daha anladım. İştahla ya da zorlanarak okuduğum, dinlediğim, izlediğim her şey muhtemelen yazıma sinmiştir. Yazı yazdırır. Okumak sorun olduğunda yazı da zora girer. Müzik dinlerken, Bunun yanında yazı ne? Ne? diye, inlediğim de olmuştur. Yazıdaki sayıklamalarımı müziğe borçluyum muhtemelen. Onlar hangileriydi diye sorarsan, kafam iyice karışır, yorgun düşerim.

- Herkesi besleyen, sağaltan, çoğaltan bir şair Gülten Akın. Hakkında ve şiiri üzerine çok sözler söylenmiş, çok kitaplar yazılmıştır. Senin şiir temaları üzerine yaptığın çözümlemelerde Gülten Akın'ı seçmiş olmanın özel bir nedeni olmalı. Neden Gülten Akın? 

Daha önce de söyledim, bir anlama çabasıydı. Bir kadının şiirine girip bakma; başladığı yerden başlayıp geçtiği, durduğu yerleri görme isteği. Gülten Akın şiiri, yaşadığım sürece anlam kazanmaya devam edecek. Bunu, vaktiyle okuyup geçtiğim kimi şiirlerinin, günü saati geldiğinde aklıma konmasından biliyorum. Başka şairleri de çalıştım. Sennur Sezer'i, Sait Maden'i, İlhan Berk'i… Referans olsun diye değil, ihtiyaçtan.

- Çocuk öyküleri, çocuk şiirleri ve bir de çocuk romanı da yazdın. Çocuklara yönelmek özel bir ihtisas ister. Kiminin buna lisanı da, lisansı da yetmez. Yetişkinler için her şey her şekilde anlatılır, yazılır. Bu bence çok kolay… Fakat çocuklar için yazmak çok kolay bir iş değil. Üstelik Çocuk Edebiyatı yayın sektöründe de pek çok türden ve yayından daha fazla talep görüyor. Senin için Çocuk Edebiyatı nasıl bir disiplin gerektiriyor? Çocuk Edebiyatı'na ilişkin yeni kitapların olacak mı?

Çocuk için yazarken korktuğumu, çocuklardan kopya çektiğimi itiraf etmeliyim. Olumsuz kodlamaya neden olabilecek şeyleri, elimden geldiğince araştırdım. Yine de emin olamadığım, takıldığım yerlerde pedagog arkadaşıma danıştım. Elimden gelseydi sadece çocuklar için yazardım. Çocuk kitaplarımın çıktığı zamanki sevincimin yanında öbürlerinin lafı bile olmaz. Ona da şiirle başlamıştım, ama yayımlanmadı. İki şiir dosyası var. Yayımlanmayan her şey gibi bir türlü bitemediler. Olunca, olursa, belki…

- Sel Yayınları'ndan tekrar basılan Kamçılanma Mesafesi ve Çoğunluk Dersleri'nin yanı sıra Yokuş Aşağı Portakallar da yayına girecek sanırım. Bunların dışında yeni bir kitap söz konusu mu?

Sırada, Acı Bir Kuş'un tekrar basımı var. Yeni kitap için henüz kök salamadım. Gücümü aşan bir koşuşturmanın içindeyim. Kısa durma zamanları yazmaya yetmiyor. Güz işleri işte, bağ bozumu, hadi ordan tembel, diye kendimle didişip duruyorum. Şimdilik aklımda gezdiriyor, küçük notlar alıyorum. Geceleri okuyorum, felsefe çalışıyorum. Yazma saatlerim olan sabah dört-dokuz arasında vicdan azabıyla uyanıp uyanıp tekrar uyuyorum.

- Biliyor musun, çok güzel insanlar tanıdım biri sensin. Hem şair olarak, hem de insan. Ben bu dünyaya bir daha gelsem, bir avluda bir elma ağacı olmak isterim. Peki ya sen? Bu dünyaya bir daha gelmek olsa?.. 

Dünya kafasını sevmedim. Bir taş olarak gelmeye bile korkarım. Avludaki o elma ağacı, kentsel dönüşümle kesilir atılır. Kaz Dağları'nda, Cerattepe'de ağaç olsan kurtulamazsın ellerinden. Ruhumun ve bedenimin göç yolculuğu neyi münasip görüyorsa o olsun. Ben bilemiyorum.

- Son olarak bana vakit ayırdığın için sana çok çok teşekkür ederim.

Ayfer Feriha Nujen kimdir?

Ayfer Feriha Nujen; yazar, sosyolog ve mühendistir. İlk şiirleri on dört yaşından itibaren Taflan, Berfin Bahar, Varlık, Sincan İstasyonu, Üç Nokta, Kaçak Yayın, Deliler Teknesi, Az Edebiyat, Yokluk, Forum Edebiyat, Evvel Fanzin, Amargi gibi dergi ve edebiyat sitelerinde yayımlandı. Pek çok alanda ve türde çalışmalar yaptı. Halen T24'te haftalık yazılar yazmaktadır.

Bedenim Mezarımdır Benim, Yüzü Avuçlarında Solgun Bir Gül, Aşkın 7. Harikası Tac Mahal, Ay İle Güneş Arasında, Duasız Ölüler, Şairin Kara Kutusu/ Nilgün Marmara, Kırağı/Seyhan Erözçelik Şiirine Bodoslama, Öteki Cins Şair, Ey Arş Sıkıştır! yayımlanmış bazı kitaplarıdır. Yazmayı ve çeviriler yapmayı sürdürmektedir. İstanbul'a bağlı bir kasabada yaşamını sürdürmektedir.

Yazarın Diğer Yazıları

Şairler ikiye ayrılırlar, ben âşıkları tutuyorum: Oruç Aruoba

Çocukluklarımız aslında bir hastalık gibi gelişir bizimle. Biz insanlar ilk şeklimizi o hayalhanenin bize giydirdiği hastalıklı elbise içinde alırız. Bu, bizim şiirimizin de, felsefemizin de ve hatta dinimizin de temelinde yer eder. Orada gelişip yönünü bulamayan her süreç dönüşeceğimiz kişiliklerin, taşıyacağımız kimliklerin içereceği omurganın neye ne kadar dayanacağını da belirleyen tek şey olur

Kökler yere, kanatlar göğe ait addedilseler de, "biz ayrılamayız!"

O yaşlarda anlamadığım şey bahçe duvarlarından daha başka duvarların olduğuydu aramızda. Mutfaklar birbirine benzerdi, ekmeğin kokusu, tadı, yapılışı her evde aynıydı, ama meğer birbirimizden korka korka yaşarmışız. Korktuğumuz şeyin ne adını ne de neye benzediğini biliyorduk. Cumaları neden birden ıssızlaşırdı gün, sonra anladım. O evlerden bizim evlere, bizim evlerden o evlere giden her şeyin çöpe atıldığını, neden…

İnsanlar doğarlar, büyürler ve ölürler: Zoraya ter Beek, hepsi bu kadar mı?

İntiharlar konusunda fikirleri hiç değişmemiş biri olarak soylu bir davranış gösterisi gibi sunulmasına karşı olduğum kadar bu yolu seçmiş birçok insanın haklılığını da görmezden gelmedim hiç. Bir insanı bu davranışa götürecek koşulların içinde sıkışmış görmek de buna nedenler yaratabilecek güçtedir daima. Koşulları değiştirme girişimleri karşılıksız kalmış herkese şunu tavsiye ederim, uyum sağlayamadığınız yeri terk edin. Fakat bu terk edişler evrenin dışına atılacak adımlarla olmak zorunda değil