15 Nisan 2019

Ölümlere yol açan "tecrit" üstüne

Muhalefetin belirgin bir dirilik yaşadığı şu günlerde açlık grevlerinden kaynaklanan hasarlara ve ölümlere son verecek etkili eylem pratikleri üretmek mümkündür

Abdullah Öcalan ailesiyle ve avukatları ile görüştürülmüyor. Yaygın kullanılan bir deyimle mutlak bir tecrit koşullarında yaşatılıyor.

Bunun hukuksuzluk olduğuna kuşku olmasa gerek. Öcalan ömür boyu ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilmişti. Böyle bir cezaya çarptırılan tek kişi o değil. Şu anda ülkemizin hapishanelerinde bu cezadan yatan çok sayıda kişi var.

Biliyorum, bu ülkede bu gün evrensel hukuktan, hatta "yerli ve milli" hukuktan söz etmek çok anlamlı değil. Hele konu Öcalan ve PKK ise tehlikeli de. Kör bir saldırının hedefi olursunuz, terör işbirlikçisi sayılırsınız, savcılar kolları sıvar; cümlelerin içinde bulamadıklarını altında bulup çıkarırlar ve... Ve ötesi malum.

Yine de bu tehlikeyi göze alıp söyleyeceğim. Öcalan da öteki "ömür boyu ağırlaştırılmış hapis cezası"na çarptırılanlarla eşit haklara sahiptir. Onlar aileleri ve avukatları ile görüştürülüyorlarsa onun da bu haktan yararlanması gerekir.

İlke pek yalın: Mahkâmlar da yurttaştırlar ve yurttaşlar kanun önünde eşittirler.

Peki AKP iktidarı yasayı da, hukuku da, evrensel hukuk ilkelerini de açıkça çiğneme pahasına neden Öcalan'a mutlak tecrit uyguluyor; yanılmıyorsam 2014'ten beri avukatları ile görüştürülmüyor ve açlık grevlerinden ölümlere rağmen bu uygulamada ısrar ediyor?

Sorunun cevabı çok karmaşık değil:

AKP iktidarı Öcalan ile önderi olduğu PKK ve büyük ağırlığı olduğu bilinen Kürt siyasal hareketi arasındaki iletişimi önleme kararı verdi ve bunu uyguluyor.

Bütün çabalara rağmen şu ana kadar AKP'den ve AKP demek olan Reis'ten bu konuda olumlu ve ölümlere son verecek bir sinyal gelmedi. Bütün ülkeyi, yerel seçimleri geçersiz kılacak siyasal bir saldırı ile baş başa bırakan ve demokrasiyi toptan yok edecek daha ne gibi adımlar atacağı bilinmeyen iktidarın bu konuda herhangi bir girişimde bulunacağına ilişkin hiç bir işaret yok.

Oysa şu anda ülkenin pek çok hapishanesinde binlerce kadın ve erkek "tecridin kaldırılması" talebiyle açlık grevindeler. Seçilmiş milletvekili Leyla Güven hapishanedeyken başlattığı açlık grevini tahliye edildikten sonra evinde sürdürüyor ve onu ziyaret edenlerin gözlemlerine göre bedeni günden güne eriyor; geri dönülmez bir eşiğe doğru yaklaşıyor. Daha da yürek yakanı, bugüne dek sekiz genç açlık grevleri sürecinde yaşamlarına son verdiler.

Gerçekçi olalım, kof umutlara kapılmayalım. İktidardan açlık grevlerini bitirecek, ölümlere son verecek bir adım gelmeyecek.

Bu gerçeği görerek etkili ve yaratıcı eylem modelleri üretip açlık grevlerine, hele de ölümlere son verecek adımlar yerine, bazı kesim ve kişilerden açlık grevlerini teşvik eden, yaygınlaştırılmasını öneren, ölümleri kutsayan çağrılar geliyor.

Bir örnek, çok çarpıcı bir örnek:

İki hafta önce Erbil merkezli "Kürdistan 24" adlı bir haber kanalı "PKK üst yapılanması KCK'dan bir açıklama" başlığı ile bir haber servis etti. Bir korsan açıklama mı, gerçek mi, sahte mi bilinemeyen ve doğrulanamayan bu açıklamada şöyle bir cümle var:

"Leyla Güven, zindanlardaki ve Avrupa'daki yoldaşlarımız kendilerinin gerçek doğumunu sağlayan önder Apo'ya borçlarını yerine getirmek için yaşamlarını feda etmektedirler."

Lafı hiç dolandırmadan söyleyeceğim: Özellikle Avrupa'da yaygınlaştırılmakta olan bu bildiri ya da açıklamanın sahte, yalan, provokatif olduğunu duymak istiyorum.  Kürt siyasal hareketinin bütün yapılarının, insanların yaşamını yitirmelerini teşvik eden bu bildiriyi reddetmeleri gerektiği kanısındayım.

Türkiye'de AKP- MHP ittifakının karşısında konumlanmış muhalefetin belirgin bir dirilik yaşadığı ve özgüven kazandığı şu günlerde açlık grevlerinden kaynaklanan kalıcı bedensel ve beyinsel hasarlara ve ölümlere son verecek  etkili eylem pratikleri üretmek mümkündür ve zamanlaması elverişlidir.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Eksildik, öfkemiz taştı ve hıçkırdık...

Yazı yazmak değil tek başıma kalıp kederimi ve öfkemi tek başıma yaşamak istiyorum...

Günübirlik siyasete tutsak ol(ma)mak

"Bu kadarını  bile yazarken beni boğuntu bastı; kim bilir siz ne oldunuz?"

"Gölgeli sevinç" başlıklı bir Tırmık yazacaktım

"Besbelli demokrasiyi, özgürlüklerimizi adaleti savunmanın ancak çok ağır çabalarla mümkün olacak. Bu bin kez daha ayan beyan oldu"