30 Haziran 2011

Cezasını Çekmiş! Peki Suç mu İşlemiş?

Vay yiğidim benim... O ne dayılanmadır, o ne burnundan kıl aldırmamadır öyle!

Vay yiğidim benim... O ne dayılanmadır, o ne burnundan kıl aldırmamadır öyle!
Önceki gün Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin YSK kararıyla iptaline karşı çıkanları “Aday gösterirken bana mı sordular” diye azarladı.
Dün, kendisinden çözüm için görüşmek üzere randevu isteyen BDP’lilere postasını koydu: “Meclise gelmeden kimseyle görüşmem!”
Havasına, dayılanmasına, kostaklanmasına bakıp kanmayın, aslında zembereği boşaldı. Burnundan kıl aldırmaz, yüzde 50 oy aldığı için CHP’nin, BDP’nin yemin etmeye yanaşmamalarına aldırmaz görünüyor ama kendisi de partisinin öteki elebaşıları da bal gibi biliyorlar ki böylesine derin yaralar almış bir Meclis’le yol alamaz; bırakınız dünya demokrat kamuoyunu, ülke içinde bile kimseleri bu Meclis’in bu haliyle meşru olabileceğine inandıramaz.
Ama açık açık (yani yiğitçe) ama kapalı kapılar ardında (yani bezirganca), şöyle ya da böyle bir çözüm bulmak zorunda. Çözüm formülünü AKP bulup ötekilere mi sunar, ötekilerin getirdiği  çözüm formülüne mi yanaşır bilemem; bildiğim, AKP, Meclis’i bugünkü haliyle uzun süre taşıyamaz.
Belki Meclis Başkanını seçip ardından Meclis'i tatile sokarak Eylül sonuna kadar zaman kazanmayı, olayı soğutmayı deneyebilir ama er ya da geç CHP’lilerin ve özellikle BDP’lilerin yemin edip Meclis’in doğal çalışma ortamına geçmesini sağlamak zorunda.
Bugünlerdeki afur tafuru göstermelik. Aslında mezarlıktan geçerken korkusunu bastırmak için yüksek sesle türkü söyleyenlerden farkı yok. Böyle sakat doğan ve sakatlığı süren bir Meclis'i taşıyamayacağını iyi biliyor.
O yüzden zembereği boşaldı.
O yüzden söylediği sözün ucunun nereye uzandığını düşünemiyor.
Bir örnek ister misiniz?
Bir zamanlar tıpkı Hatip  Dicle gibi hapislere düştüğünü, onu Meclis’e sokabilmek için Anayasa’da CHP desteği ile değişiklik yapıldığını ve ancak ondan sonra Siirt’ten milletvekili seçilip Meclise gelebildiğini hatırlatanlara çok öfkelendi. Öfkelendi ama bunu ileri sürenlerin bal gibi haklı olduğunu da biliyordu. Bozuk zemberekle berbat bir cevap buldu:
- Benim durumumla Hatip Dicle’nin durumu bir değil. Ben cezamı çektim, o daha çekmedi...
...Deyiverdi.
*    *    *
Breh, breh, breh Başbakan !
Söylediğiniz ne anlama geliyor farkında mısınız?
“Ben cezamı çektim” öyle mi? Demek bir suç işlediniz ve ceza aldınız; cezanızı mapus damında yatıp tamam ettiniz; ancak ondan sonra milletvekili olabildiniz öyle mi ?
Demek bir suç işlediğiniz kanısındasınız.
Hay Allah... Fena halde yanılıyorsunuz.
Siz Ziya Gökalp’ten bir manzume  okudunuz. Hani “Camiler kışlamız, minareler süngümüz” filan diyen  o berbat manzumeyi...
Bu kadar kötü bir manzumeyi şiir saydığınız için bir suç işlediğinize inanıyorum. Ama bereket ülkemizde henüz şiirle manzumeyi karıştıranlara hapis cezası vermiyorlar. Zaten sizi de o yüzden değil, o manzumeninin de yer aldığı konuşmanızda Türk Ceza Kanunu’nun 312 maddesindeki “Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçunu işlediğiniz gerekçesiyle  bir yıl hapse ve ömür boyu siyasetten men cezasına çarptırdılar.
Siz o konuşmanızda sahiden bir suç işlediğinize ve hapis yatıp cezanızı çektiğinize inanmışsınız.
Ben farklı düşünüyorum. Siz düşüncelerinizden dolayı hüküm giydiniz. Yani düşünce özgürlüğünün ayaklar altına alındığı  28 Şubat post-modern darbesinin ardından kaynayan cadı kazanları sırasında sizi mahkum ettiler. Sizse o günü “Ben cezamı çektim” diye değerlendiriyorsunuz. Çünkü sizin demokratlığınızın sınırları bu kadar. Evet, bu kadar dar.
O yüzden siyasal görüşleri sizinkinin taban tabana zıddı olmasına rağmen sadece sahici demokratlar sizin için, “Hayır suç işlemedi. Düşünce özgürlüğünü yok eden çağdışı bir yasanın kurbanı oldu” diyorlar.
Tıpkı, kendisine PKK eylemleri ile ilgili görüşünü soran bir haber ajansına, “Operasyonlar sürdükçe onlar da kendilerini savunacaktır” diye demeç veren Hatip Dicle gibi...
Ne tuhaf  bir ülkedeyiz. Bir siyaset esnafı, rakip partilerden birinin milletvekilinin Meclise girmemesi için onun suç işlediğini ve cezasını çekmesi gerektiğini ileri sürerken  “Ben de suç işledim, ama cezamı çektim. O da çeksin bakalım” diyebilmekte...
Ne tuhaf  bir ülkedeyiz ki bunu diyene “Hayır kardeşim sen suç işlemedin. Sen düşüncelerinden dolayı mahkum oldun ve şiddete başvurulmadığı sürece düşüncelerin açıklanması suç olamaz” demek de bizlere düşüyor...

Yazarın Diğer Yazıları

YSK aynasında yüksek yargı

Kuvvetler ayrılığı ilkesinin alabildiğine silikleştirildiği bir başkanlık sistemi, artık demokrasiden gitgide ve hızla uzaklaşan bir tek adam yönetimidir

2022 yılında bir gün...

YSK Başkanı uzayan oy sayımıyla ilgili itirazları yazılı bir açıklama ile cevapladı...

Ölümlere yol açan "tecrit" üstüne

Muhalefetin belirgin bir dirilik yaşadığı şu günlerde açlık grevlerinden kaynaklanan hasarlara ve ölümlere son verecek etkili eylem pratikleri üretmek mümkündür