09 Mart 2012

Bir Can Yücel'den, bir Ece Ayhan'dan...

İster “taş atan çocuk” ol, ister poşi taşıyan delikanlı, ister “Parasız eğitim istiyoruz” diye haykıran üniversiteli genç kadın ve erkek,

 

İster “taş atan çocuk” ol, ister poşi taşıyan delikanlı, ister “Parasız eğitim istiyoruz” diye haykıran üniversiteli genç kadın ve erkek, ister dereleri yok eden HES’lere itirazı olan köylü, ister nükleer santralin ölümcül ışınlarını durdurmak isteyen çevre eylemcisi, ister savaşsız, sömürüsüz bir dünya” için sokağa çıkan sosyalist eylemci, ister Hrant olup, çatlağını bulup akan genç bir Ermeni, ister ata toprağına el koyan mütegallibeye direnen yaşlı bir Süryani, ister sevdiğine anadilinde şiirler düzmek için anadilinde eğitim hakkı isteyen bir Kürt çocuk, ister mitralyözle taranmış dedesinin hesabını sormak isteyen bir Dersimli Alevi,  ister mesleğini “Halkın gerçekleri bilme hakkı’nı ete kemiğe büründürme olarak kavrayan gazeteci...

Hangisi olursan ol, dizginlerini ister laiklik dinine tapan üniformalı, üniformasız bürokratlar, ister AKP’li modern mollalar tutuyor olsun, bu devlet seni Pozantı’ya yollar.

Ömründe karakol kapısından bakmamış, nezarethane nedir bilmemiş “mazbut” yurttaşlar, “Vah vah vah... Duydunuz mu, okudunuz mu, Pozantı Cezaevinde çocuklara neler yapılmış” diye şaşkın sepelek merhamet çığlıkları atadursunlar, bilin ki bu ülkenin bütün mahpushaneleri Pozantı’dır. Edirne’den Ardahan’a kadar bütün mahpushaneleri...

O yüzden benim yerime Can Yücel seslensin istiyorum.

12 Mart karanlığı henüz ülkenin üstünden kalkmamışken, Adana Cezaevinden kuşun kanadına koyup İstanbul’a bizlere ulaştırdığı şiirlerinden biridir. Hepsi sivil ve askeri hapishanelerinde kısa ya da uzun yatmış ve gelecekte kısa ve uzun yatacak dört beş gazeteci soluğumuzu tutarak okurduk. Şiirle faşizmin savaşıydı o dizeler ve her zaman olduğu gibi şiir yeniyordu. Er ya da geç...

İşte o şiirlerden biri, o gün de bugün de güncel olanı, olabileni:

 

Bugün Ondokuz Mayıs,

Mayısın ondokuzu!

Sen ey Türk istiklâlinin koruyucusu,

Sen ey ülkemizin geleceği,

Ulusumuzun gözbebeği,

Sen ey demir parmaklıklarda barfiks yapan,

Ranzalarda parende atan

Sportmen ve kahraman Türk Gençliği,

Önünde senin bütün Kilit-bahirler açık,

Ama her zaman Samsun’a çıkılmaz a,

Bu sabah da avluda volta atmağa çık!

*    *    *

Ekranlarda saatler boyu öğretim sistemi tartışılmakta, futbolun 4-4-2’sinden daha çok eğitimin 4+4+4’ü konuşulmakta. Hükümetin başı her şeyi çok iyi bildiğine çok emin, eğitim sisteminde atılması gereken adımın bu saçmalık olduğuna karar vermiş, yağıp gürlüyor.

“Hangi öğretmen kadroları ile ve hangi müfredat programına göre” sorusu onu hiç ilgilendirmiyor.

Cumhuriyet tarihinin en içine sızılmaz kurumu Talim ve Terbiye’den başlayıp, pedagoji biliminden nasipsiz kadrolara kadar uzanan bir sistemde 4+4+4 değil 44+44+44 olsa ne yazar?

Ne mi yazar?

Ben beceremem. Ece Ayhan anlatsın.  “Meçhul Öğrenci Anıtı”ndaki dizeleri gözleriniz dolmadan okumaya çalışın. Zor biliyorum, yine de deneyin ve okuyun.

 

Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında

Bir teneffüs daha yaşasaydı

Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür

Devlet dersinde öldürülmüştür

 

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:

-Maveraünnehir nereye dökülür?

En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:

-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine’dir.

 

Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor

Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:

Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım

 

O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik

Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:

Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler

 

Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:

Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında

Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır

Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.

 

 

ETİKETLER

Aydın Engin

Yazarın Diğer Yazıları

Meclis’te "muhalifçilik" oynamak

Parlamenter temsili demokrasi denen ve yasama yetkisinin mutlak olarak seçilmiş milletvekillerine ait olduğu sistemin cenaze namazı Türkiye’de 24 Haziran 2017’de kılındı

Ak adalet, Ak kanun, Ak yargı, Ak baro…

Artık Ak hukukun yasaları var. Ak hukukun gereklerini yerine getirmekle yükümlü ve çoğu gönüllü yargıçlar var. Çoğu Ak hukukun emrinde savcılar var. Cüppelerinin olmayan düğmelerini iliklemeye çabalayan yüksek yargı var. Eh, yargının olmazsa olmazı, ayrılmaz bileşeni olan savunmada da artık "Ak barolar" geliyor…

Büyük bir dava: Büyükada davası

Şimdiden iddia ediyorum. Büyükada davası iddianamesi ileride hukuk fakültelerinde ders olarak okutulacak. Öğretmenleri öğrencilere "Eğer savcı olursanız aman ha, sakın ola ki böyle saçma bir iddianame yazmayın. Hele hele sakın niyet okumalar üstüne kurulmuş bir iddianamenin altına imza atmayın" diyecek… Genç hukuk öğrencileri iddianameyi okuyunca hocalarına hak verecekler…