31 Ağustos 2020

Bilmediğim bir adrese açık mektup

Ebru Timtik’i yitirdik, Aytaç Ünsal’ı yitirmeyebiliriz. Bu sizlerin elinde. “Ölüm orucunu bitir, daha farklı direniş yöntemleri bulalım” derseniz size uyacaktır; demezseniz bir arkadaşınızı, bir yoldaşınızı göz göre göre ölüme yollamış olacaksınız. Devletin zorba gücünden farkınız kalmayacak

Sahiden bilmediğim bir kişiye yolluyorum bu açık mektubu.

Önce Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı’ya yazmayı düşündüm. Çünkü onun Ankara Yüksel Caddesi'nde açlık grevlerini, hele hele ölüm oruçlarını kutsayan, bir direniş eylemi olarak işlevsel bulan konuşmasını bir videoda dinledim. Belki bu mektup onda bir etki yaratır diye umdum. Ama onunla bir tanışıklığım yok. Tek bildiğim avukat arkadaşlarıyla birlikte bir “hukuk cinayeti”ne kurban gittiği ve şu anda kara ünlü Silivri Hapishanesi’nde volta atıyor olduğu.

Bir avukat arkadaşla bu mektubu ona ulaştırmayı becerebilirdim, ama “Niye bana yolladın ki bu mektubu” dese verebilecek bir cevabım yok.

Öyleyse bilmediğim birine yollamaktan başka çarem yok. O kişinin, kişilerin kim olduğunu bilen biri “Bence bu mektup sana ya da size yazılmış. Buyrun okuyun” derse ne iyi olur. Yoksa…

Hayır, "Yoksa"yı  düşünmek bile istemiyorum. Bu mektup sahibini, sahiplerini bulmalı.

Mektubun “hitap” sözcüğünü bile kararlaştıramıyorum. “Arkadaşlar” desem tanımıyorum ki arkadaş olalım. "Yoldaşlar” desem bir yoldaşlık ilişkim yok ve tahmin edebileceğiniz gibi benimsedikleri siyasal çizgi ile zaten böyle bir yoldaşlık ilişkimiz olamaz.

O yüzden hitap  sözcüğünü noktalarla doldurayım ve bu çok uzayan girişi burada bitirip, mektuba geçeyim...

*   *   *

.............,

Birkaç gün önce Ebru Timtik, sonuç alacağını umduğu bir direniş eyleminde yenik düştü ve herhangi bir kazanım elde edemeden öldü.

AKP trollerini ve bazı sapıkları bir yana barakalım vicdanı olan herkes bu duru bakışlı, gencecik kadının ölümünde için için ağladı, yas tuttu.

Böyle bir direniş yönteminin bir kazanım getiremeyeceğini bu ülkede defalarca kanıtlandığını bilenler de aynı kedere kapıldı, yasa katıldı.

Şimdi bir başka genç avukat, Aytaç Ünsal sırada… Bugün ölüm orucunda 211. gün ve bedeni  direncini yitirdi, yitireceK...

Ebru Timtik’in ve Aytaç Ünsal’ın bu eyleme örgütsel bir karar sonucu girip girmediklerini bilmiyorum.  Merak da etmiyorum. Örgüt kararı ya da bireysel tercih, ne olursa olsun sonuç alınamayacak, devletin zorba gücü, onunla uyum içindeki adalet aygıtı “adil yargılanma hakkı”nı, bu evrensel hukukta yer alan hakkı, onlara tanımayacak.

(Tam yeridir, 2000 yılındaki ölüm oruçlarıyla ilgili kişisel bir anı: Dönemin hapishanelerden sorumlu bir yüksek bürokratı gözlerimin içine bakarak, yani utanıp sıkılmadan “Engin Bey, bir adım geri atarsak. Pıtrak gibi yeni ölüm oruçları başlar. Devlet geri adım atmayacak. Ölüm ise onların kendi tercihi olacak” demişti. Cevabını nasıl bulduğumu soran gözlerle bana bakınca kendimi tutmadan cevapladım, “Sizin adınıza ben utandım.” Devletin yüksek memuru o günden sonra hiçbir görüşme talebimi kabul etmedi, yazılı sorularıma cevap vermedi. Yüzü aşkın gencecik insanın ölümünü soğuk gözlerle izlemeye devam etti…)

*   *   *

Eğer Ebru Timtik’in ve Aytaç Ünsal’ın örgütsel bağlılıkları varsa, ölüm orucu kararını ister örgüt vermiş olsun, ister kendileri, sonuç olarak o örgütlü yapıda  ağırlığı olan ya da olanlar “Bırakın bu ölüm orucunu” derlerse bırakacaklardır... Yoksa medyada yazıp çizenlerin (mesela benim) “Ölüm orucunu bırakın” çağrıları onları etkilemeyecektir.

Gerek 1996’deki, gerek 2000’lerdeki  ölüm oruçlarını yakından, hem de çok yakından izlemiş bir gazeteciyim.

Bunu söylemeye kendimi yetkili buluyorum: Dışarıdan çağrılarla, ricalarla, yalvarmalarla onları caydırmak, kararlarını değiştirtmek mümkün değildir.

Nitekim Ebru Timtik, bütün çağrılara kulak asmadı ve  öldü. Altını kalın çizerek yineliyorum. Herhangi bir kazanım elde edemeden öldü.

Aytaç Ünsal’ı da aynı trajik son bekliyor ve o sona çok yaklaştık.

"Bir kaç gün ara ile Ebru Timtik’e Aytaç Ünsal da eklenirse kamuoyu çalkalanır” diye temelsiz beklentiniz var mı bilmiyorum. 2000’lerde, “Ne kadar çok ölüm orucu şehidimiz olursa kitleler daha çok hareketlenir” diye beklentileriniz vardı ve yanıldınız, kesinlikle yanıldınız.

Ebru Timtik’e Aytaç Ünsal eklenirse ve devlet yine geri adım atmazsa, ki atmaz,  üçüncüyü, dördüncüyü, beşinciyi mi ekleyeceksiniz?

*   *   *

Ebru Timtik’i yitirdik. Aytaç Ünsal’ı yitirmeyebiliriz. Bu sizlerin elinde.  “Ölüm orucunu bitir, daha farklı direniş yöntemleri bulalım” derseniz size uyacaktır.

Demezseniz bir arkadaşınızı, bir yoldaşınızı göz göre göre ölüme yollamış olacaksınız.

Devletin zorba gücünden farkınız kalmayacak.

Böyle bir “devrimci suçu” üstlenmeyeceğinizi ummak istiyorum.

Umayım mı?

Umalım mı?

Yazarın Diğer Yazıları

Mavra değil kitap, hem de üç kitap

Sözünü edeceğim üç kitap hafta içinde siyaset burgacında kaybolmasın istedim

19 Ocak 2007. Gece. Sebat Apartmanı önü

Gece bastırdı. Kalabalık iyice azaldı, azaldı, ben dahil altı genç kaldık. Çiçekleri düzenliyor, mumları yakıyor, tek tük gelen olursa yanıt veriyoruz. Önceden tanışmıyoruz. Gizli bir iş bölümü. Geceden koruyoruz Hrant'ı. Altı gençten sadece iki Ermeni tanıyor birbirini. Ben dahil iki Türk ve iki de Kürt var

Bir tabu kırandı, 15 yıl önce bugün en büyük tabuyu kırdı

Onu uğurlamak için AGOS'un önünden taa Şişli Camii'ne kadar koca bir caddeyi dolduranların bir ağızdan, inançla, öfkeyle ve derin bir acıyla "Hepimiz Ermeniyiz" diye haykırmasını ondan başka kim sağlayabilirdi?