10 Aralık 2016

Umutsuzca gerçek aşkı arayan bir kadın

Atilla Dorsay, Aşk Mektupları ve Sen Benim Herşeyimsin filmlerini yazdı...

AŞK MEKTUPLARI                      X  X  X
(Mal de Pierres/ From the Land of the Moon)

Yönetmen: Nicole Garcia
Senaryo: Jacques Fieschi, N. Garcia
Görüntü: Christophe Beaucarne
Müzik: Daniel Pemberton
Oyuncular. Marion Cotillard, Louis Garrel, Alex Brendemuhl, Brigitte Rouan, Victoire Du Bois

Fransız filmi


       Aşk filmleri sinemanın en eski, en gözde, en popüler türü olagelmiş değil mi? Ve kimi zaman küçümseyerek baksak da –ki böyle yapmamızı kaçınılmaz kılan öylesine kötü filmler de izliyoruz ki -  bu filmler kimi zaman sinemasal belleğimizin en güçlü anıları arasında yer almaz mı?

   Cannes 2016’da gösterilen bu Fransız filminin özgün adı Böbrek Taşı anlamına geliyor. İngilizce’de bu From The Land of The Moon- Ay Ülkesinden olmuş. Aradaki farka bakar mısınız?

   Bir zamanların tanınmış oyuncusu, sonraki yıllarda yönetmenliği seçen Nicole Garcia filmini kadın yazar Milena Agus’ün ilgi gören bir romanından uyarlama. Garcia bu yedinci filminde bizleri 1940’ların savaş sonrasındaki Güney Fransa’sına götürüyor.

    Taşralı Gabrielle, okul öğretmenine aşık olarak bunu açıkça gösterdiği için bir skandal yaratıyor. Ve çevresi ona bir tür deli muamelesi yapıyor. O telaş içinde kaygılı aile de onu çiftliklerinde çalışan temiz ve dürüst bir adamla, İspanyol kökenli bir toprak işçisiyle evlendirmeyi seçiyor. 

   Bu alabildiğine mutsuz bir evliliktir. Ve genç kadın o basit ve kaba halk insanında aradığı hiçbir şeyi bulamaz. Adamın kendisine olan gerçek bağlılığına, tertemiz sevgisine rağmen...

   Yakalandığı böbrek taşı hastalığı onu bir kliniğe yöneltir. Ve orada, o yıllarda süregelen Hindiçini’de savaşan Fransız ordusundan gelen yaralanmış bir teğmenle karşılaşır. Ve ona çılgınca tutulur.

    Bu kez bu aşkı yitirmeyecek, evliliğine ve sevdiği genç oğluna rağmen, bu tutkunun izinden gidecektir. Ama hayat kimi zaman insana öyle oyunlar oynar ki...

   Film doğrusu bir büyük festivalde yarışacak kadar iyi değildi.  Kimi yerlerde melodrama saplanıyor, bir TV dizisi havası bile var. Ama hikayesi temelde hayli güçlü ve final de yürek yakan bir sürprizle geliyor.

    Bu aralar üstüste sinemalara gelen ve gelecek olan Marion Cotillard, kişiliğini yine belirli bir ustalıkla canlandırıyor. İki erkek oyuncu, romantik subayda hüzünlü yüzüyle Fransız usülü  romantizmin simgesi gibi gözüken  Louis Garrell ve de İspanyol emekçide Alex Brendemühl de çok iyiler.

    Sonuç olarak önemli bir film değilse de insanı hayli etkileyen ve belleklere yerleşebilen bir duygusal yapım...

 Gereksiz bir kopyalama işlemi

 

SEN BENİM HERŞEYİMSİN           X  X

Yönetim ve senaryo: Tolga Örnek
Görüntü: Oğuz Çelik
Oyuncular: Tolga Çevik, Melis Birkan, Tuna Çevik, Cengiz Bozkurt, Tan Çevik, Hülya Gülşen Irmak, Tuncay Beyazıt, Cem Cücenoğlu, Ali Uyandıran, Emin Mecnunbeyli

TME yapımı

 

    Kendi adıma Tolga Örnek çok sevdiğim bir yönetmen. Öyle ki iki filmini, Devrim Arabaları ve Kaybedenler Kulübü’nü 2014’de çıkan 100 Yılın 100 Filmi kitabıma almakta duraksamamıştım. Ama sonrası pek parlak gelmediği gibi, bu filmin de durumu düzeltmesi mümkün gözükmüyor.

    Meksika yapımı Çocuk Büyütme Rehberi (Instructions Not Included) filminin yeniden çevrimiymiş bu... Film birkaç yıl önce bizde oynamış, ben duymamıştım bile.... Ama yapımcıları bile buna ‘uyarlama’ demiyor, filmin hemen aynen kopyalandığını açıkça söylüyor. Hatta orijinal filmin senaryo ekibi jeneriklerde olduğu gibi var. En azından dürüst bir davranış!..

  Ama evdeki pazar çarşıya uymuyor. Ve bu tipik Latin hikaye bizim gerçeklerimizle de, sinema anlayışımızla da pek uyuşmuyor. Öncelikle oğlunu hayata karşı hazırlamak için,  “Korkunun gözünün içine bakmadığın sürece onu yenemezsin” sloganıyla o küçücük çocuğu bilmem kaç metre yükseklikten denize iten, karanlık bir mağaraya sokan bir baba figürü aklın alacağı şey değil. Hele Sedat’ın yıllar sonra onu sevgiyle anması... Ben olsam tımarhaneye yollardım!...

   Ama yine de Sedat’ın Çıralı sahil köyünde sağlam bir ruhla ve cesaretle büyüdüğü tartışmalı. Çünkü bu kez kadınlardan korkuyor ve oncasıyla çıksa da, hiçbiriyle sağlam bir ilişki kurmaya yanaşmıyor. Evlilik lafını ise duymak bile istemiyor...

    Günün birinde bu kadınlardan biri, Pınar gelip ona küçük bir kız bırakıyor. “İşte çocuğumuz, benim işim var, al sen bak!” mealinde birşeyler söyleyerek... Ve çekip gidiyor. Onun peşinden İstanbul'a gelen ve raslantı sonucu inşaatçı Birol’un yanında iş bulan Sedat'ın hayatı, artık kızının çevresinde dönmektedir.

     Gerçi Sedat’ın işi kolay değildir: çünkü filmlerin veya dizilerin en tehlikeli sahnelerinde dublörlük yapmaktadır. Babasından kaldığı ‘korkusuzluk’ derslerinin işine yaradığı tek alan!... Kızıysa genç yaşta onun bir tür menejeri olmuştur!... Ama günün birinde uzaklardaki anne dönecek ve hayatları altüst olacaktır. 
  Film, sanırım aslına uygun olarak ilk yarıda komedi, ikinci yarıda dram olarak işliyor. Ama iki alanda da doyurmuyor. Ne ilk yarıda gerçekten gülebildik. Ne de ikinci yarının o denetimsiz melodram atmosferi içinde biraz da olsa ağlayabildik!...Ki ben genelde hayli sulugözlüyümdür!..

    Tolga Çevik aslında TV programlarında başarıya ulaşmış değerli bir komedyen. Melis Birkan ise Issız Adam’dan beri sevdiğimiz ve özlediğimiz bir oyuncu. Ama onlar da bu temeli yanlış veya eksik atılmış filmi kurtarmaya yetmiyor. Çok ağlama havasındaysanız, onu bilemem!...

 

Yazarın Diğer Yazıları

Scorsese’den iddialı bir film; sanki bir 'yaralı başyapıt'

"Film uzun ve karanlık. Bir Dostoyevsky veya Dreiser metni kadar uzun; bir Rembrandt resmi kadar karanlık"

Bir sinema yazarının Koronavirüs günleri

Bu kitap neredeyse bitti. Hadi, şimdilik sizlere bir ön tüyo vereyim: 10 yılın 10 filmi

Muhterem Hanım: Muhteşem trajedilerin kadını

Talihsizlik onu son gününe dek izledi. Ölümü Koronavirüs faciasına denk geldi. Ve Muhterem hanımefendi, alelacele gömülüverdi. Gazetelerde yeterince duyurulamadan... Ve tüm Yeşilçam'ın, herkesin, hepimizin mutlaka katılacağı bir cenaze töreni düzenlenemeden...