03 Mayıs 2021

Netflix’te bol sürprizli bir gerilim filmi

Daha önce de birlikte American Splendor, The Nanny Diaries gibi ilginç filmler yazıp yönetmiş Shari Springer Berman - Robert Pulcini ikilisi karşımıza değişik bir filmle geliyorlar

HER ŞEY YOK OLUR  

X X X

(Things Heard And Seen)

Yönetim ve senaryo: Shari Springer Berman, Robert Pulcini
Görüntü: Larry Smith
Müzik: Peter Raeburn
Oyuncular: Amanda Seyfried, James Norton, Charlotte Maier, Ana Sophia Heger, F. Murray Abraham, Rhea Seehorn, Kristin Griffith, Ben Graney, Molly Jobb, Alex Neustadter, Jack Gore, Karen Allen, Kelcy Griffin

Netflix yapımı, 2021

Netflix'ten bir gerilim filmi. Türün zirvelerinden biri değil; ama ben gayet oyalayıcı ve yeterince sürükleyici buldum. Meraklıları göz atabilir.

Elizabeth Brundange adlı yazarın çok-satan romanından uyarlanan film 1980 yılında New York'ta açılıyor. Ve dört mevsim boyunca süren bir öyküye kapı açıyor. Bir büyük ailenin çekirdeği olan George Claire ve karısı Catherine, küçük kızları Franky'yle birlikte Hudson Valley denen yöreye göç etmeye karar veriyorlar; daha ucuz ve mütevazı bir hayatı seçerek...

Ve orada bir grup eski (1800'lerden kalma) evden birini satın alıyorlar. Ama bu ev şaşılacak kadar çok gizem içermektedir. Eski bir piyano, içine gizlenmiş notalar, sonra orada yaşamış ailelerin dökümünü içeren kalın defterler. Ev sakinlerinden orada ölenler o kadar çoktur ki... Ve her birinin sonuna 'damned - lanetli' notu da düşülmüştür!..

Tam bir 'perili ev' hikâyesi

Baba George bir yazar ve de çizerdir. Catherine ise bir sanat yaratıcısı ve ressam. George yakındaki bir sanat üniversitesinde ders vermeye başlar. Catherine ise kendine yeni dostlar edinmeye çalışırken, evin gündelik hayata sızan garipliklerine tanık olur, nedense hep gelip onu bulan... Yanıp-sönen lambalar, kesilen ışıklar, birden gözükür gibi olan ürkünç bir kadın portresi, aşağıdaki garajdan gelen dayanılmaz bir koku... Ve de küçük Franky'nin hemen her gece çığlıklar atarak gelip kendi yataklarına sığınması...

Bu 'perili ev' hikâyesi bir biçimde biraz geride kalıyor ve ağırlık kişilere kayıyor. Aslında filmin lehine gözüken bir durum... Böylece George'un aslında hiç de o yakışıklı, olgun ve sempatik bilim adamı olmadığı, kariyerini sahtekarlıklarla ördüğü kadar içindeki önlenemez şehvet ve de örtülü kötücüllük de ortaya çıkıyor. Ayrıca evin onarımı için gönüllü olan Eddie ve Cole kardeşlerin o mekanın karanlık geçmişiyle olan ürkünç ilişkileri de... Ve ihanetin yanı sıra cinayetin (hatta bir cinayetler serisinin) ortaya çıktığı sürprizli bir hikâye...

Oyunculuk yüksek düzeyde

Daha önce de birlikte American Splendor, The Nanny Diaries gibi ilginç filmler yazıp yönetmiş Shari Springer Berman - Robert Pulcini ikilisi karşımıza değişik bir filmle geliyorlar. Belki temel kusuru finali olan... Çünkü final olasılıkla seyircinin umduğu final değil. Ama bu da elbette başta romanın yazarı olmak üzere yaratıcıların seçimi olmuş. Ona da pek karışamayız.

Oyunculuk bence gayet iyi bir düzeyde. George Claire'de hiç tanımadığımız James Norton (ki bana Hugh Grant'i hatırlattı) eşi Catherine'de son dönemin yükselen oyuncusu Amanda Seyfried bence kusursuzlar. Yardımcı Eddie'de Alex Neustadter, George'un gizemini ilk keşfeden kadın profesör Justine'de Rhea Seehorn da çok iyiler.

Bir dev oyuncuyla buluşma

Ama beni en çok bir başkası etkiledi. Okulun baş yöneticisi Prof. Floyd'da çok eski bir isim: F. Murray Abraham. 1939 doğumlu, demek ki bugün 82 yaşındaki Suriye kökenli Amerikalı oyuncuyu 1970'lerden beri birçok filmde izlemiştik: Başkanın Bütün Adamları, Yaralı Yüz, Amadeus (Salieri rolü ve Oscar ödülü), Gülün Adı, Gözde, Suç İmparatorluğu, Uzay Yolu: İsyan, İntikam Benim, Sen Şarkılarını Söyle. Ki bunlardan The Favourite - Gözde 1989'da İstanbul'da çekilmişti ve ben Topkapı sarayına gidip onunla özel bir söyleşi yapmıştım!..

Yazarın Diğer Yazıları

Yürek yaralayan bir baba-oğul ilişkisi

Film gerçekten de son derece dokunaklı öyküsüyle kalplerimize sesleniyor. Fonda yeşillikleri, barları, sarhoşlukları, country'den rock'a giden müziği ve naiflikle karışık kötülükleriyle "derin Amerika" yatıyor. Ön planda çok az süren, ama acısını film boyu hissettiren bir baba-oğul dramı

Kirlenen deniz ve yok olan doğa mı dediniz?

Ülkemize uğramamış bu film, özellikle çevre sorunlarına ilgi duyanlarca izlenebilir, hatta izlenmeli