26 Şubat 2016

Hesaplaşma: Hayli sürprizli ve dolambaçlı bir modern kara-film

Kadro ne denli parlak olursa olsun, filmin kaderi yönetmenin elindedir!

Gizli Dünya   X X X ½
(Misconduct)
Yönetmen:  Shintaro Shimosawa
Senaryo: Simon Boyes
Görüntü: Michael Fmognari
MüzikFederico Jusid
Oyuncular: Josh Duhamel, Al Pacino, Anthony Hopkins, Alice Eve, Malin Akerman, Byung-Hun Lee, Julia Stiles, Glen Powell, Marcus Lyle Brown, Chris Marquette 
Amerikan filmi

 

The Grudge- Garez serisinin yapımcısı, Japon adına karşın doğma-büyüme ABD vatandaşı olan Shintaro Shimawasa, ilk yönetmenliğinde şunu bir kez daha kanıtlıyor: Kadro ne denli parlak olursa olsun, filmin kaderi yönetmenin elindedir!..

Hayır, filmi sevmediğim için değil. Kendi adıma koşulsuz bir ‘film noir- kara film’ hayranı olarak, hayli sevdim. Ama IMDB'de dolaşan eleştirileri görünce anladım ki, özellikle ünlü eleştirmenler kimi zaman gerçekten acımasız olabiliyor. Acaba ne de olsa Japon bir yönetmenin tipik ‘batılı’ olan bir türe el atmasının getirdiği bilinçaltı isyandan olabilir mi?

Her neyse… New Orleans’ın sıcağını sanki perdeden yansıtan film, genç bir hukukçunun iki yaşlı, ünlü ve etkili adamı karşıkarşıya getiren bir entrikanın içinde, kendisine ün ve para yapma çabasını anlatıyor. Bir yandan sahibi olduğu dev ilaç şirketinin yanlış ilaçlarla birkaç yüz kişinin ölümüne neden olması nedeniyle yargılanma riski altında kalan Arthur Denning (Anthony Hopkins).

Öte yanda, büyük bir hukuk şirketinin başında olan ve emrinde çalışan düzinelerle avukatla birçok önemli davayı yürüten Charles Abrams (Al Pacino).

Genç avukat Ben Cahill (Josh Duhamel), karnındaki çocuğunu yitiren eşi Charloıtte’la (Alice Eve) gergin ilişkilerini düzeltmeye çalışırken, öte yandan eski sevgilisi alımlı sarışın Emily Hynes’ın (Malin Akerman) şimdilerde Arthur Denning’in sevgilisi olarak karşısına çıkmasıyla şaşkına döner. Üstüne üstlük, Emily ona nefret ettiği Arthur üzerine altın değerinde bilgiler sunmayı önerir. Böylece adamı şirketiyle birlikte kıskıvrak yakalayacaklardır. Çaresiz durumdaki Ben, bu tehlikeli işe sıvanmaya karar verir.

Film özellikle 70 ve 80’lerin tipik kara filmlerinin izini sürüyor. Senaryo sürekli sürprizlerle, şaşırtıcı gerilimlerle yüklü: kimi zaman inandırıcı olmayı unutma pahasına…Öyle ki, tam bitti denirken birden bir final sürprizi geliyor ki…Değme gitsin!...

Ayrıca senaryoda Shakespeare alıntılarından (özellikle Al Pacino’nun ağzına yakıştırılan) özdeyişlere ilginç sözler var. Örneğin şu: “Hukuk gerçeğin peşinde değildir. Daha çok yalanı sever!" Ya da “Yeterince uzağa gitmemek yerine fazla uzağa gitmek daha iyidir.”

Film biçim olarak da fena değil. Bir yandan Michael Fimognari’nin loş iç mekanları tercih eden ve kara film’e yakışan görüntüleri… Öte yandan, çoğu zaman klasik bir kurgu yerine perdeyi bir süre boş bırakma pahasına belli bir ritm yaratan farklı bir kurgu denemesi: özellikle gerilim ve de seks sahnelerinde etkili olan!...

Ayrıca da Federico Jusid’in biraz Hitchcock film müziklerini hatırlatan gösterişli, gürütülü eşlik müziği. Tüm bunlar filmin lehine çalışıyor.

Oyunculara gelince…Al Pacino  ve Anthony Hopkins gibi iki dev üzerine ne söyleyebilirsiniz? Acaba bunun için mi, Amerikalı eleştirmenler onların güneyli şivelerine takmış…Ne gereksiz!

Bizim Las Vegas dizisinden tanıdığımız Josh Duhamel, ilk kez ciddi ve dramatik bir rolde kendisini kanıtlıyor. İnternette çok eleştirilen kadın oyuncuları ise ben bağrıma basıyorum. Gerek Malin Akerman, gerek Alice Eve, gerekse kadın poliste Julia Stiles görevlerini gayet iyi yerine getiriyorlar: sarışın dilberler olmadan bir kara film ayakta durabilir mi?

Kısacası polisiye sevenler için düzeyli ve oyalayıcı bir seyirlik.

Samsunlu okurlara not: Bugün Samsun kitap fuarındayım; konuşma ve imza için…

Yarın: MISIR TANRILARI    

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Yıldız Hanım'ın ardından: Anılar, anekdotlar, pişmanlıklar

Sevgili Yıldız Hanım... Vakit ayırıp o oyunu yazamadım. Çok üzgünüm. Ama sizi tanımış olmanın onurunu hep taşıyacağım

Shakespeare oynayan Toros'lu köylü kadınların hikayesi

Toros açık havasına taşınmış bu Orta Çağ İngiliz saray dramı, sanki bu deplasmandan kazançlı çıkıyor

Bir sinema zirvesi değil; ama bir spor filmi başyapıtı...

Ken Miles yarışın ne menem bir şey olduğunu anlatmak için Henry Ford'u zorla arabaya alıp piste fırladığında adam hüngür hüngür ağlamaya başlayınca... Bizim de ağlayasımız geliyor. Aynı biçimde, Enzo Ferrari sonunda kaybedince, ona bile üzülüyoruz!..