22 Kasım 2014

Gösterişli bir baskı rejimleri fantezisi

Bu ilginç bilim-kurgusal fantezi, geleceğe dair gayet kötümser bir manzara çizerken, insanoğlunun içindeki o bitmeyen direniş gücünü çok iyi belirtiyor

AÇLIK OYUNLARI: ALAYCI KUŞ
BÖLÜM 1   X  X  X  X

Yönetmen: Francis Lawrence
Senaryo: Peter Craig, Danny Strong
Görüntü: Jo Willems
Müzik: James Newton Howard
Oyuncular: Jennifer Lawrence, Josh Hutcherson, Liam Hemsworth, Donald Sutherland, Julianne Moore, Philip Seymour Hoffman, Woody Harrelson, Stanley Tucci, Elizabeth Banks, Willow Shields, Sam Claflin, Jeffrey Wright, Jena Malone/ Amerikan filmi. 

 

Suzanne Collier’in popüler gençlik romanları üçlemesi, son bölümüyle karşımızda...Bu bölüm ikiye ayrılmış: tıpkı Harry Potter serisinin son bölümü gibi. Demek ki önümüzdeki yıl gösterilecek Alaycı Kuş- Bölüm 2’yle, bu sinema serüveni de tamamlanacak.

  

Önceki bölümlerini çok büyük hayranlık duymadıysak da hayli sevdiğimiz seri, bilindigi gibi ve çok özetle, geleceğin Kuzey Amerika’sında 12 eyalet ve bir Başkent’e bölünmüş, totaliter bir merkez tarafından yönetilen bir toplumu anlatıyordu. Teknolojik devrim yapmış, her köşeye konmuş dev ekranlar sayesinde başkanın mesajlarını heryere ulaştıran Panem adlı bu yeni tarz devlet, her yıl eyaleter arasında yapılan bir tür ‘gladyatör döğüşü” tarzı ölümcül rekabetle de, 20 küsür  genci öldürme pahasına kitleleri oyalamayı deniyordu.

  

Bu döğüşlerden nasılsa galip çıkmış bir çift, Katniss Everdeen (Jennifer Lawrence) ve Peeta Mellark (Josh Hutcherson), geçen bölümde diktatör başkana karşı başlattıkları direnişi bu bölümde de sürdürüyorlar. Ama ayrılmış olarak: artık tam bir halk kahramanı olan Katniss, yeni kurulan direniş bölgesi 13. eyalette kadın başkan Coin (ekibe yeni katılan Julianne Moore) ve danışmanı Plutarch (Philip Seymour Hoffman) ile birlikte başkan Snow’un (Donald Sutherland) rejimine karşı çıkmaya çalışırken, Peeta başkentte Snow’un esiri konumundadır.

   

Katniss’in tek amacı, Peeta’yı kurtarmaktır. Ama onun ekranlardan yaptığı konuşmalar öylesine düşkırıcıdır ki: sanki diktatörlüğün borazanı olmuştur. ‘Açlık oyunları’nın başlangıcından 75 yıl sonra, heryerde ölüm, yıkım ve baskının egemen olduğu ülkeyi kurtarıp özgürlüğüne kavuşturmak mümkün olacak mıdır?

   

Bu yeni bölüm, serinin en güçlü halkalarından biri olarak gözüküyor. Önceki bölümleri belli ölçüde türün klasiklerinden etkilenmiş, yeterince özgün olmayan filmler olarak görmüştüm. Ama bu kez, bu görkemli distopya (karamsar ütopya diye mi çevirmeli?), özellikle güçlü bir politik öz kazanıyor. Acaba şu yeni yüzyılda baskı rejimlerinin gitgide çoğalması yüzünden mi? Uzağa gitmeye gerek yok, bulunduğumuz coğrafyaya, hatta kendi ülkemize bakmak yeterli!..

  

Böylece bu ilginç bilim-kurgusal fantezi, bir yandan geleceğe dair gayet kötümser bir manzara çizerken, öte yanda insanoğlunun içindeki o bitmeyen direniş gücünü ve protesto kültürünü de çok iyi belirtiyor. Kimi tüyler ürperten sinema bölümleriyle birlikte: harabeye dönmüş kentler, yok edilen doğa, Shakespeare’vari insan ilişkilari, hele o finalde bir insan yıkıntısına dönmüş Peeta’nın yarattığı sürpriz...

  

Son bölümü de yönetmiş, ayrıca Constantine, Ben Efsaneyim gibi filmlerle bildiğimiz Francis Lawrence, yine hayli becerikli. Hem filmini soluk soluğa izletiyor, hem de en son bölümü de mutlaka görme arzusu veriyor.

  

Zengin kadro yine çok iyi. Jennifer Lawrence’in karşısındaki yakışıklılar gurubu özellikle genç kızları çekecek: Liam Hemsworth, Josh Hutcherson ve yeni katılan Sam Claflin. Son jeneriklerin saygı duruşu yaptığı Philip Seymour Hoffman, ölümünden sonra gördüğümüz bu ikinci filminde (ilki İnsan Avı idi) yine gönlümüzü fethediyor. Julianne Moore’dan Donald Sutherland’e, Stanley Tucci’den Woody Harrelson’a herkes, nisbeten kısa rollerinde parlıyor. Keyifli ve lezzetli bir seyirlik.    

Yazarın Diğer Yazıları

Bitmeyen bir korku serisinin son filmi

İşte bol filmli bir haftanın sinemalara gelen iki filmi daha...

İlginç bir siyasal taşlama örneği

Hep söylediğim gibi, burası Nasrettin Hoca'yı da, Aziz Nesin'i de yaratmış bir ülkedir. Ama sinemada en azından siyasal hiciv denen dala pek yanaşılmamıştır.  Bu açıdan filmi bir yenilik olarak görmek ve baştan takdirle karşılamak yanlış olmaz