23 Nisan 2014

Çanakkale milli parkında define aramak!...

Şundan kuşku duymuyorum artık: AKP iktidarı günün birinde sona erdiğinde (her iktidarın bir sonu vardır!), ülkemizin doğası, yeşili-suyu ve tarihi öylesine yağmalanmış, öylesine tahrip edilmiş olacak ki, artık birçok yeri tanıyamayacağız.

Şundan kuşku duymuyorum artık: AKP iktidarı günün birinde sona erdiğinde (her iktidarın bir sonu vardır!), ülkemizin doğası, yeşili-suyu ve tarihi öylesine yağmalanmış, öylesine tahrip edilmiş olacak ki, artık birçok yeri tanıyamayacağız. İşte “her şeyi değiştiriyoruz” vb. sloganların ardında yatan temel gerçek bu...

Doğam gereği iyimserimdir. Her şeyin altında illa da kötülük aramam, hatta olumlu bir şeyler olduğuna inanırım. Son dönemde hızla ve üstüste çıkarılan doğa korumacılığıyla ilgili yasalar, yönetmelikler, ‘torba kanunlar’ vb. karşısında da, hemen kötümser olamıyordum. Sonuç olarak bunları da insanlar çıkarıyor: bu ülkede yetişmiş, bu toprakta büyümüş, bu güzelliklerin tadına, en azından farkına belli ölçüde varmış politikacılar ve yöneticiler... Bunların hepsinin, hatta çoğunun böylesine kötü niyetli, gerçeklere ve güzelliklere karşı böylesine körleşmiş olmaları mümkün müdür diye soruyordum. Ve her birinin ardında, belki bizim gözümüzden kaçmış bir iyi niyet, bir olumlu yan arıyordum.

Ama yok!...Ve bunlar üstüste dağ gibi yığılıyor. Her birine bir kılıf aranıp bulunuyor, bir gerekçe uyduruluyor. Sonunda ortaya çıkan, korkunç  bir doğa ve tarih yağması ve dönüşü olmayan bir yok etme hırsıdır. Yazık, gerçekten de yazık...

Bakın şu son günlerin gelişmelerine...Önce 18 Mart’da, Milli Parklar’la ilgili bir değişiklikle buralarda hertürlü yatırımın önü açılıyor. Ardından Nisan başında Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği değiştiriliyor. Ve her ikisinde de gözümüz gibi korumamız gereken, ülkedeki bitki, hayvan ve elbette insan yaşamına büyük katkısı olan bu alanların, yine o bitmeyen yatırım hırsına mekân olmasına zemin hazırlanıyor.

En son değişiklik, sessiz sedasız yapılıp Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Orman Kanunu değişikliği. Bununla ormanlarımızda hafriyat dökülmesinden maden aranmasına, yol açılmasından okul-üniversite kurulmasına her şey kolaylaştırılıyor. Radikal gazetesi, bunun son on yılda Orman Kanunu’nda yapılan tam onuncu değişiklik olduğunu yazıyor. Habire değiştiriyorlar, her yıl üzerinde oynuyorlar.

Ama yetmiyor, daha da kolaylaştırıyorlar. Amaç, inşaatın yolunu açmak, kazanç kapılarını çoğaltmak, betonu iyice yeşilin içine sokmak. Ve ülkenin her karış alanını, büyük kent veya taşra, sahil veya yayla demeden birilerinin, bir yandaşın, bir yakının, bir bitmeyen hırsın daha işgaline ve yağmasına açmak...

Öylesine gözleri dönmüş ki, bırakınız maden gibi, yol gibi, üniversite gibi bir biçimde toplum yararına diye yorumlanabilecek izinlerin bol keseden verilmesini...Yeni yönetmelikte, ormanda ‘define aranabileceği’ bile yazılıyor!...

Define aramak...Hangi ortaçağ mantığı, hangi doğa düşmanı bakış, hangi kötücül ruh böylesine bir saçmalığı yasalaştırmaya cesaret edebilir? Hurafelerin veya söylencelerin peşinde, yıllar boyu ancak boy atmış ağaçların kesilmesine rıza gösterilebilir? Bu gidişle, diyelim ki UNESCO Dünya Mirası (geçici) listesine giren, Çanakkale Geçilmez destanının yazıldığı Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nda da yarın-öbürgün defineci kazıları başlar mı dersiniz?

Böyle bir bakış olabilir mi? Evet,olabilir. Ve bu elbette AKP bakışı, AKP hırsı, AKP usülü doğa ve güzellik düşmanlığıdır.

Allah bunları yukardan görüyordur. Sizin inancınıza göre, doğayı da Allah yarattı. Umarım zamanı geldiğinde, sizi bizzat O cezalandırır.

Yazarın Diğer Yazıları

İlginç bir siyasal taşlama örneği

Hep söylediğim gibi, burası Nasrettin Hoca'yı da, Aziz Nesin'i de yaratmış bir ülkedir. Ama sinemada en azından siyasal hiciv denen dala pek yanaşılmamıştır.  Bu açıdan filmi bir yenilik olarak görmek ve baştan takdirle karşılamak yanlış olmaz

Bir maçolar dünyasında gerilim ve trajedi

Film klasik bir soygun filmi değil. Snatch, RocknRolla, The Man from U.N.C.L.E., King Arthur gibi 'özel' filmlerin yaratıcısı Guy Ritchie, bu iddialı filmiyle zirveye çıkmıyor belki; ama yine de filmin gösterişi, akıcılığı ve en önemlisi içerdiği trajedi unsuru gözden kaçacak gibi değil

Bir moda kralının trajik öyküsü

Usta yönetmen Ridley Scott’ın, Sara Gay Forden’in romanından uyarladığı Gucci’nin Evi, tam başarı olmasa da ilginçlikleri olan bir film…