29 Eylül 2018

Büyücüler arasında bir küçük çocuk!..

Türüne yeni bir şeyler getirmese de ilginç bir film

 

           ESKİ EVDEKİ BÜYÜLÜ SAAT
           X  X  X
           (The House with A Clock in Its Walls)

Yönetmen: Eli Roth
Senaryo: Eric Kripke
Görüntü: Rogier Stoffers
Müzik: Nathan Barr
Oyuncular: Jack Black, Cate Blanchett, Owen Vaccaro, Kyle MacLachlan, Collen Camp, Renee Elyse Goldsberry, Sunny Suljic, Vanessa Anna Williams

ABD-İngiltere yapımı     

 

 

Amerikalı yazar John Bellairs’in 1973’de yayınladığı ve ün kazanmış bir çocuk kitabından yapılan bir uyarlama. Yazar-yönetmen-oyuncu Eli Roth’u yönetmen olarak daha kanlı filmlerle hatırlıyoruz: Cabin Fever- Dehşetin Gözleri, Otel-Hostel, Otel-2, Green İnferno- Yeşil Cehenem, Death Wish- Öldürme Arzusu. Bu filmse farklı bir yönde gelişiyor: neredeyse bir mini-tür oluşturan sihir ve sihirbazlık filmleri.

Ailesini kazada yitiren ve özellikle annesini unutamayan bir  çocuk, Michigan eyaletinde yaşayan dayısı Jonathan’ın yanına gönderilir. Dayı görkemli bir eski evde yaşamaktadır: herşeyiyle ürkünç, antik ve tozlu eşyayla dolu, tüm o heykellerin, büstlerin, tabloların her an canlanacak gibi olduğu ve bazen gerçekten de canlandığı bir büyü dünyası.

Küçük Lewis Barnavelt, Dijitürk’ün sempatik dizisi The Young Sheldon’daki Sheldon gibidir: sanki büyümüş de küçülmüş bir velet, geleceğin bir dehası. Ama onun da ödü kopar, çünkü ev biryana dayı da son derece garip bir kişiliktir.  Üstelik güzel komşu Florence da kaşarlanmış bir büyücü çıkmaz mı?

Ve şatonun bin bir gizi arasında açılması yasak bir kitabın ardında gizli bir saat ve onun içerdiği, insanlığa büyük bir felaket getirecek bir ölümcül tehdit bulunmaz mı?

Elbette büyük Amerikan yazarı Edgar Allan Poe’nun katkısını unutmadan, fantastik türün daha çok İngiliz yazınına ve sanatına ait  bir tür olduğu söylenebilir.  Bu film ikisinin belli bir sentezi gibi duruyor.  Cate Blanchett gibi bir oyuncunun böyle bir filmde rol alması şaşırtıcı gözükebilir. Ama o da İngiliz kültürüne çok daha yakın olan Avustralya’dan gelmiyor mu? Ve yıllar önce ‘has kan’ İngiliz Emma Thompson da Nancy MacPhee- Büyük Patlama filminde bir büyücüyü oynamış değil miydi?

Neyse... Filmin artıları var; eksileri ve eksiklikleri var. O görkemli ‘Victorian’ (Victoria dönemi, tarzı) ve ‘çıfit çarşısı’ gibi evin içiyle/dışıyla yaratılması harika. 

Oyunculuklara gelince....Aslında Jack Black o statik ve sanki göbeğinin altında ezilen oyunculuğuyla tartışmalı. Şugünlerde Dijitürk sanırım yeni göstermeye başladıkları Kidding dizisinin hatırına, Jim Carrey’in kimi eski filmlerini oynatıyor. Orada bakıyorum: adam tam bir lastik surat!... Bırakınız perdenin o büyük komedi dehalarını; ama Carrey’le kıyaslayınca bile Black sanki devasa bir buzdağı gibi durmuyor mu?

Cate Blanchett ise hiç kötü olabilir mi? Yine de sanki bir maske takmış gibi duruyor. Gerçi o maske de hesaplanmış-kitaplanmış ve karaktere uyan bir öge. Ama ondan hep en mükemmelini beklemeye öylesine şartlanmışız ki...

Çocuk yıldız Owen Vaccaro’nun da gayet iyi olduğunu söyleyip asıl beğendiğim oyuncuya geçeyim. O da hikâyedeki en korkunç karakter olan Isaac Izaard adlı büyücüde karşımıza gelen yılların oyuncusu Kyle MacLachlan. Özellikle David Lynch’in gözdesi olup onun Dune, Mavi Kadife filmleri ve ünlü TV dizisi Twin Peaks- İkiz Tepeler’deki rolleriyle hatırlanan ve uzun zamandır ortalarda olmayan oyuncuyu bulmak hoş bir sürpriz oldu.

Sonuç olarak, türüne yeni bir şeyler getirmese de ilginç bir film. Ama bir sorunu var: asıl hedef kitlesi çocuklar, ancak onlar için de fazla ürkünç!..Yine de bu yargımda ısrarcı olmayayım. Çünkü zamane çocuklarını korkutan/ korkutmayan şeyler öylesine değişti ki!..

 

YARIN: Haftanın Filmi: KAYIP ARANIYOR

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Muhterem Hanım: Muhteşem trajedilerin kadını

Talihsizlik onu son gününe dek izledi. Ölümü Koronavirüs faciasına denk geldi. Ve Muhterem hanımefendi, alelacele gömülüverdi. Gazetelerde yeterince duyurulamadan... Ve tüm Yeşilçam'ın, herkesin, hepimizin mutlaka katılacağı bir cenaze töreni düzenlenemeden...

Yaşadığımız şu tuhaf günlerden birkaç izlenim, birkaç gözlem

O özgürlük duygusu ve doğa sevgisi var ya... Başka şeylerin arasına sıkışmış. O da bize hükmediyor; eylemlerimizi etkiliyor

Başarıdan çok, açık bir düş kırıklığı...

Filmin açık zaafları, tüm bu başarılı yanları unutturuyor. Ne yazık!..