06 Ocak 2021

Kamuya girişte torpil önlenebilir mi?

Güç ve iktidarın en kutsal görülen inanç kurallarını bile bu kadar rahatlıkla ve pervasızca paspasa çevirebilmesine tanıklık ettiğimiz günlerdeyiz maalesef

Gerek klasik devlet memuriyetlerine girişte, gerek üniversitelerde asistan/araştırma görevlisi olmada gerekse hakimlik-savcılık gibi istisnai kamu görevlerine girişte kayırmacılığın (nepotizm) yani halk arasındaki tabiriyle "torpilin" her dönemde olduğu ama son dönemde iyice ayyuka çıktığı zaten biliniyor.

Bu konuda son zamanlarda dost ve arkadaş çevremden ve öğrencilerimden aldığım duyumlar, torpilin kurumsallaşmasının ultra seviyelere ulaştığını gösteriyor.

Daha yakından bildiğim üniversiteler alanından birkaç örnek vereyim:

Ege'deki bir üniversite yeni açılan hukuk fakültesi için araştırma görevlisi ilanına çıkıyor. Başka alanları bilmiyorum ama bildiğim iki kamu hukuku alanı için 5'er tane kadro açıyor. İlk aşamada, başvuranlar merkezi ALES esas olmak üzere sıralamaya tabi tutuluyorlar ve bu objektif puanlar baz alınarak açılan kadro sayısının tam 10 katı aday sözlü sınava alınıyor. Yani 5 kişilik kadro için sözlüye 50. olan bile çağrılıyor. Evet, öyle iki katı filan değil tam 10 katı! İnanılır gibi değil.

Peki sözlü sınavı kim organize ediyor? Normalde kadroyu açan üniversitenin kendisinin Ankara Hukuk ve İstanbul Hukuk gibi köklü hukuk fakültelerinden sözlü sınavın organizasyonu ve jüri oluşumu için yardım almasını beklersiniz değil mi?

Hayır. Sıkı durun! Sözlü sınavın organizasyonu ve jüri oluşturma işi, daha kendi hukuk fakültesi bir yıl önce filan kurulan İç Anadolu'daki başka bir taşra üniversitesine veriliyor!

Bu taşra üniversitesi tarafından yapılan sözlü sınavda ne mi oluyor?

Objektif merkezi sınava göre en yüksek puanları alanların hemen tamamı sözlüde eleniyor. Kaçıncı sıradakiler mi kazanıyor? 4., 11., 22., 31, ve 38. sıradakiler!

Evet, 5 kişinin alınacağı kadro için, objektif yazılı sınava göre 1., 2., 3., ve 5. olanlar sözlüde eleniyor. 1. ve 2. olan bile elenirken, 38. olan kazandırılıyor!

Diğer bir örnek de 1-2 yıl önce Ankara Hukuk'ta oluyor.

Bir kişinin alınacağı araştırma görevliliği sınavında merkezi sınav puanına göre çağrılan 10 kişiden en sonuncusu yani 10. sıradaki aday alınıyor. Tesadüfe bakın ki bu aday iktidar partisine mensup bir milletvekilinin oğlu!

Kuşkusuz torpil bu ülkeye sadece bu iktidar ile gelmiş bir şey değil. Geçmiş dönemlerde de her zaman torpil olurdu. Ama sanırım utanma eşiği şimdikine göre çok daha düşüktü. Örneğin 5 kişinin alınacağı sınavda merkezi sınava göre en yüksek puanı almış olan 1. ve 2. elenmezdi kolay kolay. Torpilliler hiç olmazsa hak edenlerin arkasına biraz olsun saklanmaya çalışılırdı. Oysa şimdi ilk beşin dördü bile rahatlıkla elenip son sıradakiler gayet pişkinlikle kazandırılabiliyor.

Bu noktada aklımın almadığı bir diğer husus ise, inançlı olan veya en azından inançlı olduğunu dışavurmaya bu kadar özen gösteren karar ve yönetim kademelerinde bulunanların bu kadar insanın hakkını yemeyi kendi inançları nezdinde nasıl bağdaştırabildikleri ve kendi inanç çemberi içinde nasıl meşrulaştırabildikleri.

Bildiğim kadarıyla "hak yemek" ve hak edene hakkını vermemek İslamiyette çok hassas olunan bir günah.

Güç ve iktidarın en kutsal görülen inanç kurallarını bile bu kadar rahatlıkla ve pervasızca paspasa çevirebilmesine tanıklık ettiğimiz günlerdeyiz maalesef.

Familya nepotizmi

Bu arada, torpilin tek kaynağı siyaset değil aslında.

Özellikle üniversitelerde geçerli kangren haline gelmiş bir başka torpil olgusu ise eş-çoluk-çocuk-akraba kayırmacılığı. "Familya nepotizmi" diyorum buna.

Kendi çocuğunu veya yakınını kendinin yöneticilik yaptığı üniversiteye torpille almayan rektör veya üst yöneticiyi dövüyorlar neredeyse!

Kendi eşini üniversiteye idari yönetici olarak atayıp, akabinde bu atama başarısı için eşini çiçekle tebrik eden rektör! Vakıf üniversitesi tıp fakültesinde paralı okuyan kendi oğlu için Ankara'daki yüksek puanla girilen kendi üniversitesinde ilave özel yatay geçiş kontenjanı açan rektör. Eş-çoluk-çocuk-gelin-damat gibi neredeyse tüm aileyi kendi üniversitesine kapılayan rektörler… Neler neler…

Ankara'daki köklü bir devlet üniversitesinde biri iktisadi-idari bilimler fakültesinde diğeri tıp fakültesinde öğretim üyesi iki ayrı profesör arkadaşımın belirttiğine göre, tüm öğretim elemanlarının ilkinde yaklaşık yüzde 70'i, diğerinde kendi matematiksel tespitine göre tam yüzde 44'ü aile içinden. Yani anne, baba veya bir akrabası yine aynı üniversitede öğretim üyesi.

Sonuçta bu kadar ultra seviyelere çıkmış ve toplumsal bir kanser haline gelmiş kamudaki torpil sorunu için radikal önerim şu:

İlk iktidar değişiminde tek maddelik bir kanunla, örneğin son 10 yılda sözlü sınavla ve mülakatla girilen tüm kamu görevlerine (hakim-savcılık ve asistanlıklar dahil) yapılan atama işlemleri kaldırılarak istifa etmiş sayılacakları şeklinde bir düzenleme yapılırsa, tüm gücümle desteklerim ve savunurum.

Yazarın Diğer Yazıları

İçkinin siyaseti, sosyolojisi ve hukuku

Bu yasak çok açık biçimde hukuka aykırı. Hem açık ve somut yasal dayanağı olmadığından. Hem de pandemi ile mücadele için gerekli bir yasak olduğuna dair teknik ve bilimsel bir veri bulunmadığından

HSK'ya nasıl üye seçmeli?

Henüz fırsat varken, HSK'da ortak istişare ile kanunun öngördüğü şekilde "tarafsız, ehliyetli ve liyakatli" kişilerin seçilmesi, ülkedeki yargı ve adalet sistemini daha iyi seviyelere çıkarmak için yaşamsal önemde

Laiklik ne işe yarar?

Bir tarafta, üniversite öğrencilerine başörtüsü yasakları koyduranlar ve bu yasağa onay verenler... Diğer yanda, laikleri böcek gibi ezmek için fırsat kollayanlar... İki kesimin de birbirine olan güvensizlik katsayılarını artırıp yangına körükle gidenlerini etkisizleştirmek en kritik olanı