04 Mart 2020

Jack Welch öldü, ya bürokrasi?

2000’lerin başında Ankara Hukuk’taki odamı üst düzey bir bürokrat aradı. Oluşturulacak olan Yolsuzluklarla Mücadele Kurulu’na üye olmamı önermek istediğini belirtti. B Beyefendinin kızı benim öğrencimdi ve dersimden kalmıştı. Bana kurul üyeliği lütfederek kızını geçirmemi umuyordu! Hiç olmazsa kurulun adı "Yolsuzluklarla Mücadele Kurulu" olmasa iyiydi tabii!

Bu yüzyılın en büyük ve en başarılı şirket baş yöneticisi (CEO) olarak kabul ediliyordu. 80’lerin başında devraldığı hantallaşmış General Electric’i 20 yıl boyunca yenilikçi ve farklı bir anlayışla yöneterek dünyanın en verimli ve en değerli şirketlerinden biri yaptı. Fakir bir aileden gelen ve ortalamanın biraz üstü okullarda okumuş bir kimya mühendisi idi. Öldüğünde büyük kısmını profesyonel şirket yöneticiliğinden yaptığı 750 milyon dolar civarında serveti vardı.

Evet bu kapitalist dünya Jack Welch’e de kalmadı ve önceki gün 84 yaşında hayata gözlerini yumdu. Kendisine "Nötron Jack" adının takılmasının nedeni, göreve geldiğinde ilk etapta onbinlerce çalışanı işten atmasıydı. Binalara zarar vermeyip sadece içindeki insanları/canlıları yokeden "nötron bombası"na atfen!

Başarısındaki belki de en önemli özellik, yönetim kademelerindeki gereksiz bürokrasiyi ortadan kaldırabilmesiydi. Asıl işi yapan orta-alt kademelerle en üst yönetim arasındaki bürokrasiyi sıfırlama yollarını bulması ve yönetimi basitleştirebilmesi ("Yalın yönetim" anlayışı) başarısının anahtarı idi. "Bürokrasi hızdan dehşete düşer, basitlikten nefret eder" sözü ünlüdür.

Bu arada, büyük şirketlerin yönetimindeki bürokrasi devletteki bürokrasiden farklı değildir genelde. Devlette bürokrasi kandaki alyuvarlar gibidir; gereklidir ama fazlası kanser belirtisidir!

Yolsuzluklar ve bürokrasi

2000’lerin başıydı. Yeni doçent olmuştum. Ankara Hukuk’taki odamda çalışırken telefon çaldı. Arayan Adalet Bakanlığı'ndan üst düzey bir bürokrattı. Başbakanlık bünyesinde Yolsuzluklarla Mücadele Kurulu ismiyle bir üst kurul oluşturulacağını; idare hukukçusu olarak benim de bu kurulda üye olmamı önermek istediğini belirtti. Böyle bir kurul üyeliği bahşettiği için kendisine medyun-u şükran olacağımı bekler bir havadaydı. Ben ise kendisine teşekkür ederek, şu aşamada böyle bir idari görev düşünmediğimi, kaldı ki, bir üst kurul kurularak yolsuzluklarla mücadele edilebileceğine inanmadığımı ifade ettim. Biraz bozuldu ve şaşırdı. Daha da ilginç olan şuydu: Konuşmanın devamından anladım ki bu bürokrat beyefendinin kızı benim öğrencimdi ve benim dersimden kalmıştı. Bana böyle bir kurul üyeliği lütfederek kızını geçirmemi umuyordu! Hiç olmazsa kurulun adı "Yolsuzluklarla Mücadele Kurulu" olmasa iyiydi tabii!

Bürokratı fazla serbest bırakırsanız, denetimsiz kalırsa ya da memuriyet güvencelerini zayıflatırsanız, yoldan çıkar, yolsuzluklara ya göz yumar ya kendisi de pay ister. Bürokratın önceliği hatta tek gayesi mevcut konumunu koruyabilmek hatta daha üstlere çıkabilmek için siyasetçinin her dediğini gözü kapalı yapmak olur. Bulunduğu post onun için "olmak ya da olmamak!" boyutunu alacağından, kanunun, ahlakın, vicdanın ne dediğinin önemi kalmaz. Unutmayın, siyasetçi ile bürokratın "al gülüm-ver gülüm" ilişkisi olmadan büyük çaplı yolsuzluk yapılamaz.

Bürokratın hukuksal dokunulmazlığını ve memuriyet güvencesini abartırsanız, bu kez de bürokrat iş yapmaz, rahatını bozup kılını kıpırdatmaz, elini taşın altına kimse koyduramaz, vatandaşı "bugün git yarın gel"lere boğar.

O halde kilit nokta, memuriyet güvencesinin dozajında. Memuriyet güvencesi derken, sadece memurun işten atılabilmesi-atılamaması değil kastım. Bürokratik görevlerden alınmada ve üst düzey atamalarda iktidarın tam serbestliği olup olmaması hususunda. Daha doğrusu, hangi noktaya ve seviyeye kadar bürokrat atamaları ve görevden almalarda iktidar tam serbest olmalı; hangi nokta ve seviyenin altında görevden alınamama güvencesi olmalı ki memur korkmadan ve çekinmeden işini objektif ve tarafsız biçimde yapabilmeli? İşte Kamu Yönetimi ve İdare Hukuku açısından bütün mesele burada.

Sarkacın dengesi, kantarın topuzu

Batı’da bulunan yol, üst düzey bürokratik görevlere atamalar ve görevden almalarda iktidarın takdirinin geniş olduğu; ancak orta-üst, orta, orta-alt düzey yönetim görevlerinde, yani hizmetin asıl "pişirildiği mutfakta", karar alıcıların ve denetim yapanların hukuksal olarak görevden alınmaları için somut haklı neden gösterilmesi gerektiği ve kolay kolay görevden alınamamaları yönünde. Böylece sahada asıl işi yapan karar alıcı ve denetçilerin kimseden korkmadan çekinmeden, objektif ve tarafsız biçimde, işlerinin hakkını vererek yapabilmelerinin sağlanması. "Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Benim dayım Partinin ilçe başkanı. Seni sürüm sürüm süründürürüm!" tarzı tehditlere pabuç bırakılmaması. Buna karşın, vali, genel müdür, kurum başkanlıkları gibi üst düzey bürokratik görevlere atama ve görevden almalarda ise hükümetin elinin büyük ölçüde rahat bırakılması.

Bizdeki uygulamaya bakarsak, tabii ki kimseyi şaşırtmayacak derecede konjonktürel. Büyük ve yüksek bir salonun tepesine asılmış bir sarkaç gibi bir uçtan diğer uca sallanan bir istikrarsızlık hakim. 2010’lara kadar Danıştay’ın içtihadı esas olarak memuriyet güvencesini en üst düzey bürokratlar için bile abartmak yönündeydi. Yüksek yargıçlarımızın hoşuna gitmeyen vali, müsteşar, müsteşar yardımcısı, genel müdür atamaları veya görevden almaları bile rutin biçimde dönebiliyordu Danıştay’dan. Son yıllarda ise sarkaç diğer uç noktaya döndü. Bu kez de, siyasi nedenlerle ve hiçbir haklı somut nedeni olmadan orta seviye memurların görevden alınmalarında bile iktidara "açık çek" veren bir idari yargı var karşımızda. Bu yaklaşımın devlet idaresinde orta ve alt seviye memurların bile siyasete ve siyasi uygulamalara alet edilmesine yol açacağı, işlerini hakkıyla yapmasını engelleyeceği ve yolsuzlukları daha da artıracağı aşikar. Kantarın topuzu da sarkacın ayarı da kaçmış durumda yani.

Yine de Danıştay’ın hakkını yemek istemem. Bu konuda bir dönem isabetle uyguladığı "paraşüt içtihadı" önemli mesela. Eğer bir bürokrat üst bir göreve siyasi kanaldan "paraşütle" gelmişse, aynı yöntemle serbestçe görevden alınabilir. Ama göreve paraşütle değil de, alt kademelerden peyderpey kendi çabası ve yeteneği ile gelmişse, kolayca görevden alınmasına yargı müsaade etmez; iktidar gerçekten somut, haklı ve tatmin edici nedenler göstermek zorunda. Keşke bu içtihat bari korunabilseydi.

İktidara geldiklerinde "bürokratik iktidar"dan şikayet edip, bürokrasiyi bitirme, vatandaşın işlerini kolaylaştırma sözü veren siyasetçilerin, yüzde yüz kendisine tabi olan ve biat eden bürokrasiye ulaştığı anda bu vaatleri unutuvermesi manidar. Ama bürokrasinin röntgeninin en iyi çekildiği görsel kaynak olan "Emret Bakanım!" dizisini bilmeyen bürokrata hatırlatayım. Bürokrasi işinin kitabını yazmış ve dünya tarihinde bu işi en iyi yapan İngiliz bürokrasisinin en önemli özelliği "ihtiyatlılığı"dır. Siyasetçinin gazına gelip olmadık işler yapan bürokratın "kışın yediği hurmaların", iktidar değişiverince "yazın midesini tırmalayacağını" iyi bilir İngiliz bürokratları. O yüzden, iyi bürokrat, uygun yol ve yöntemini bularak siyasetçinin ayaklarını yere bastırabilen ve siyasetçiye olmadık işler yaptırmayan bürokrattır.

Jack Welch’in bir özelliği de, az sayıda ama en kaliteli ve en nitelikli bürokrat seçmedeki ustalığı idi. Kendisi ayrılmadan önce General Electric’te yerine geçecek CEO’yu bulmak için tam 7 yıl boyunca araştırdığı söylenir. Bürokrasiyi öldüremeden gitti yine de!


Ali D. Ulusoy: Prof. Dr., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Yazarın Diğer Yazıları

Hâkim-savcıların sosyalleşme hakları var mı?

Sonuçta henüz "robotlar" bu işi yapamadığına göre, hâkim-savcılar da insandır ve herkes gibi sosyalleşme ihtiyaçları insani bir ihtiyaçtır

Yoksa solcular daha mı vatanperver?

Pasta küçülmeye başlayınca paylaşım kavgaları da artmaya ve böylece de pislikler su yüzüne çıkmaya başladı

Yeni jenerasyon başarabilir mi?

Yeni neslin bizim ve önceki kuşağa göre en büyük artısı çok daha dürüst olmaları. Sosyal psikolojileri de bizim nesle göre çok daha dengeli