15 Ocak 2020

Devlerin omuzlarındaki cüceler

Eğer devin omzundaki cüce bir sonraki kuşak için dev haline gelemiyorsa, kendisini geliştiremeyip cüce olarak kalıyorsa, diyalektiğin çarkları da bozulmaya başlıyor

Devlerin omuzlarında yükselen cüceler, temelleri Ortaçağ’a dayanan ve Aydınlanma çağının en önemli metaforlarından biri. Metaforun somut gözlemi, Ortaçağ’daki bazı halk gösterilerinde veya efsanelerde dev gibi insanlar ve bunların omuzlarından inmeyen cücelerle alakalı. Görünürde sanki cüce devi yönetiyor gibi. Cüce deve çeşitli gösteriler yaptırıyor ve topluluktan asıl alkışı cüce alıyor. Ama asıl işi gerçekte dev yapıyor. Cücenin nereye gideceğine nereye yöneleceğine aslında dev karar veriyor. Cüce sadece işin meyvelerini yani parsayı topluyor.

Metaforun Aydınlanma'yı etkileyen yönü, insanlığın gelişim çizgisinde kimsenin aslında sıfırdan hareket etmediği, insan aklının 'tabula rasa' (boş tablet) olmadığı ve insanlığın bilimde, sanatta ve felsefede ilerleyebilmesinin anahtarının öncelikle bu alanlarda kendisini kanıtlamış büyük yani 'dev' şahsiyetlerin izinden gidilmesi yani onların omuzlarına çıkılması gerektiği. Devin omuzlarındaki cüce olarak kendisine dev tarafından yön çizilmesine izin vermek. Bir süre (kendisi dev oluncaya kadar) bir cüce olarak dev tarafından yönetilmeye razı olmak. Ama zamanı gelince de cücelikten çıkıp kendisi dev olabilmek. Devi aşabilmek de aynı zamanda. Yani hem cüce hem dev olabilmek. İşte bu diyalektik, Aydınlanma'nın da temellerinden birini oluşturuyor.

Newton, "Eğer daha uzağı görebiliyorsam bu, benden önceki devlerin omuzlarında durduğum içindir" dememiş boşuna.

Eğer devin omzundaki cüce bir sonraki kuşak için dev haline gelemiyorsa, kendisini geliştiremeyip cüce olarak kalıyorsa, diyalektiğin çarkları da bozulmaya başlıyor. Bu durağanlaşma olgusu sık tekrarlarsa, gerek ülkesel bazda gerek evrensel bazda bilimde, felsefede, sanatta, politikada gelişim tıkanıyor; duraklama hatta gerileme kaçınılmaz oluyor. O halde - 'cücelik', -mecazi olarak da- tek başına pejoratif yani olumsuz bir ifade değil. Vakti saati gelinceye kadar devlerin omzunda tünemiş cüce olmak bilakis iyi hatta gerekli bir şey. Ama vakti saati gelmesine rağmen cücemiz gerek kapasite eksikliği, gerek tembellik, gerek devin omzunda kalmanın konforundan vazgeçememe nedeniyle kurnazlıkla cüce kalmaya devam ederek, devin eserlerinin parsasını toplamaya devam ederse, evrensel ligden küme düşülüyor.

Örneğin Türkiye’de ne kadar akademisyenin kendisinin eser yazamayıp, eski hocalarının yazdığı kitapları makyajlayarak eser sahibi(!) olduğunu bilseniz şaşarsınız. Bunların bir kısmını ifşa eden Anayasa hukukçusu bir akademisyen dostumu iki kez doçentlik sınavından çaktırarak cezalandırmışlardı üstelik. Üçüncüsünde zar zor doçent olabilmişti. İşin ilginci, çaktırdıkları akademisyenin özgün bilimsel yayınları, 5 jüri üyesinin yayınlarının toplamından daha fazlaydı! Şimdi de zaten kendi alanındaki tartışmasız devlerden biri. Bu ifşadan rahatsız olup bu 'ceza'yı kesen anlı şanlı hukukçuların kimler olduğunu bilseniz yine şaşarsınız. Ama reklam olmasın diye isim vermemeyim! İşte bizde bir de dev görünen cüceler var, fakat o konuya hiç girmeyelim.

Batı’da pek rastlanmayan ve bize özgü defolardan biri de devleri küçümsemek. Eski dönemlerin devlerini günümüzün parametreleriyle değerlendirip eserlerine burun kıvırmak. Günümüzde Newton fiziğinin aşılmış olması Newton’un 'dev' olduğu gerçeğini değiştirmiyor oysa. Einstein, Tesla, Bohr gibi fizikçiler dev Newton’un omuzlarına ilerlediklerini de saklamıyorlar zaten.

Gidilecek doğru yönün devlerin omuzlarından görülmesi daha kolay olduğu gibi; yönün yanlış olmadığından bu şekilde emin olunması da çok daha güvenceli.

Örneğin Türkiye Cumhuriyetinin geleceğine yön verilmesini ele alalım. Hazır kendisini tarih önünde de defalarca kanıtlamış Atatürk gibi bir devin omuzlarında ilerlemek varken; ülkeyi ve bu arada dış politikayı defolu veya kifayetsiz muhteris başka sahte devlerin omuzlarında götürmeye çalışan cüceler bizi duvara mı toslatacak acaba? Umalım ki, "Yıldızların hareketlerini hesaplayabilirim, ama insanların aptallıklarının nereye kadar gidebileceğini asla!" diyen Newton bir kez daha yanılsın…

Nicolas Poussin'in eseri

Okuma önerisi: Umberto Eco, Devlerin Omuzlarında, Milano Dersleri (Doğan Kitap).

*Prof. Dr., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi.

Yazarın Diğer Yazıları

Seçim ittifakı Katolik nikahı mı?

İki ya da daha fazla partinin "seçim ittifakı" yapması bu partilerin illa tüm konularda siyasi görüşlerinin aynı yönde olmasını gerektirmiyor

Parlamenter sisteme dönüş mantıklı mı?

CHP'nin, tüm demokrat kesimlerin ("demokrasi cenahının") da desteğiyle, belki de Cumhuriyet döneminde ilk defa önüne gelen iktidar olma fırsatını elinin tersiyle itmesi hiç mantıklı olmaz

Boğaziçi'nde çarpışan kanunlar mı, egolar mı?

Bazıları, sonraki düzenlemenin esas alınacağından hareketle, fakülte kurmada artık tek yetkili olanın Yasama olduğunu ve Yürütmenin (CB) fakülte kurma yetkisinin artık bulunmadığını; zira sonraki düzenlemenin önceki düzenlemeyi ilga etmiş (yürürlükten kaldırmış) sayılması gerektiğini ve bu nedenle de CB'nin Boğaziçi Üniversitesinde kurduğu son iki fakültenin hukuken "yok hükmünde" olduğunu iddia ediyorlar. Peki bu görüş hukuken doğru mu?