07 Temmuz 2019

Seküler neşemizi bulmak için

Seküler neşe zeka açıcıdır. Edebiyat, sanat ve bilimin öncülü seküler neşedir

Ben neşeli bir insanımdır.  Hüzün düşmanı değildir neşenin. Neşe bir tavır.

Tabii, neşenin bir ruh hali olduğu kadar, politik bir tavır da olduğunu düşünmem çok sonra oldu.

İktidarların, neşemle, hepimizin neşesiyle bir meselesi olduğunu, iktidarların bizi neşesizleştirmeye, neşemizden etmeye çalıştığını, çoğu zaman da bunu başardığını keşfetmem yani.

Foucault’nun, sonrasında Deleuze’ün de sıkça sözünü ettiği disiplin ve kontrol kurumlarının baş hedeflerinden biri neşeyi  insanların gündelik ve işlik yaşamından elden geldiğince uzak tutmaktır. Neşenin disiplinin düşmanı, kurumlardaki kontrol dışı davranışların sebebi olduğu var sayılıyor olmalı. Disiplinsiz, iktidar kontrolünün dışındaki bu davranışlar siyasi başkaldırının öncülü ve provokatörü olarak teşhis ediliyor iktidarlar tarafından.

Neşe, neşelenmek kışlalardan fabrikalara, okullardan bürolara hemen her yerde çoğunca illegal bir eylemlilik hali olmuştur.

Seneler önce bir televizyon haberinde izlemiş, üzerine de bir yazı yazmıştım: Bir çikolata fabrikasında kadın işçiler mola saatlerinde ya da “arazi olduklarında (nasıl çok politik çağrışımı vardır bu deyimin)” malların taşınmasına yarayan kolilerin yapışkanlı bantlarıyla bacaklarına ağda yapıyorlardı. Fabrika yönetiminin, fabrikadaki iktidarın cezalandırdığı bu eylemde ben bir üretim aracının nasıl da bir estetik aracına dönüştürüldüğünü, yabancılaşmış emeğin nasıl zekice ters yüz edildiğini saptamıştım. İşçilerin bu illegal eyleminde müthiş bir devrimci neşe seziliyordu. Aynı yazımda Heinrich Mann’ın Uyruk (Der Untertan) adlı romanındaki bir bölümden de söz etmiştim: Mann’ın, iktidara gelişlerinden 10 yıldan fazla bir süre önce Nazi prototipi olarak tasarladığı kahramanı Diederich Hessling’in de babasının ölümünün ardından devraldığı kağıt fabrikasında yaptığı ilk işlerden biri fabrikanın kuytu bir yerinde sevişen iki genç işçiden erkek olanını kovmak olur. Ki bu işçi olayın hemen ardından Kaiser aleyhinde sözler söylediği iddiasıyla bir asker tarafından öldürülecektir.  (Ben Onlardan Biriyim, Sayfa 111)

Selahattin Demirtaş’ın özgün siyasi tavrını, söylem tarzını ve kahramanca direnişini betimlerken de  senelerdir  ‘neşe’ kavramına ulaşırım.  Önceleri bu konuda attığım birkaç tweet’ten sonra ilk 2015 başında ‘Demirtaş neşesi ve hazzı’ adlı yazımda açıkladım bu tesbitimi. 2018 yılında Cumhuriyet Pazar’da da sere serpe ele aldım, irdeledim bu konuyu (Taş Duvarların Ardında Kaynayan Neşe). Sonraları artık Demirtaş’ın edebiyatını da bu kavramla yorumluyordum (Devran ve Yediveren İnziva,T24 Pazar, Haziran 2018). Nihayet geçen ayki  İstanbul seçiminin hemen ardından Yeni Yaşam Gazetesi’ne yazdığım ‘Demirtaş Faktörü ve 3 Fragman’ başlıklı yazımda Walter Benjamin ve Jean Baudrillard’ın bazı kavram ve tesbitleriyle ilintilendirdim Demirtaş’ın neşesini. İsteyen, okumamış olanlar bu konu için arşivlere dalabilir.

Geçen Perşembe yine Yeni Yaşam Gazetesi’nde yayımlanan Ekrem İmamoğlu söyleşimde ise neşe’nin önüne bir de ‘seküler’ (dünyevi) sıfatını ekledim. Bundan sonra bir süre bu ‘seküler neşe ‘üzerine yazmayı, ‘seküler neşe’ kavramını açmayı ve kullanmayı planlıyorum.

‘Daha neşeli bir İstanbul olacak’ başlıklı söyleşimizde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na şöyle bir soru soruyorum: “İstanbul çok güzel bir şehir her şeye rağmen. Mimari bozulmaya rağmen çok güzel. Fakat neşesini kaybetmişti. Seküler neşesini. Sizinle birlikte seküler neşesi geri döndü İstanbul’un. Bu neşeyi korumak, artırmak için neler yapacaksınız?”

Sahiden de dini kurumlar, dinsel taassup neşeyi sevmez. Neşeyi adaba aykırı bulur. Erkeklere “karı gibi gülme” denir ama bugünkü iktidarın kimi önde gelen şahsiyetlerinin kadın kahkahasının müstehcenliği konusundaki uyarıları da hafızalardadır. Neşe, en hafif biçimiyle kamusal alanda muteber bulunmaz mutaassıplar ve dini muhafazakârlar tarafından. Bu sadece İslam’da değil, Hristiyanlık’ta, Yahudilik’te de böyle. Neşe, erkek müminin cinsiyeti açısından sorunludur, kadın müminde ise histeriye ramak kalmış bir durumdur. Tabii, bütün bu ikaz ve ayıplamaların ardında din kurumlarının bireyi, onun üzerinden de toplumu tahakküm altına alma, kontrol dışına çıkmasını engelleme amacı yatar. Neşeli toplum iktidar karşıtı bir eyleme hazır  ve elverişli görülür.

Dinin toplumu neşesizleştirme  girişimi insanın dünya ile ilişkisini yeniden kurgulamanın yollarından biridir. En önemli yollarından biri.  Seküler, dünyevi olanın hazzı ve beklentisi  değersizleştirilir ve kurtuluş ve haz dünya dışındaki bir sonra’ya ertelenir. Öyleyse dünya üzerinde kurtuluş aramak gereksizdir, eyleme mahal yoktur.

Seküler neşe sadece din kurumsallığı için değil, bütün iktidar kurumları için sakıncalı, tehlikelidir.  Bunu başta da söylemiştim.

Gücünü çoğunca ve ağırlıklı olarak korkutmadan alan iktidar kurumları neşeye, hele ki bu ‘seküler neşe’ dediğim şeye nasıl tahammül etsin?

Yurttaş neşesinden edilmeli, verili durumu, dünyanın hali pürmelalini ağırbaşlı bir çilecilikle kabullenmelidir. En azından yoksullar, emekçi halk ve kullar.

Bu başeğme ne denli hüzünlüyse, başkaldırı da o denli neşeli bir şey olacaktır, olmalıdır çünkü.

Neşesinden edilmek aynı zamanda yerinden, yurdundan edilmektir. Çünkü seküler neşe, dünyada yerinde olmaktan, yerinde hissetmekten alınan hazzın sebep olduğu bir haldir. Kurumlar, iktidarlar, devletler insanı neşenin seküler maddi yurdundan söküp uhrevi  olanın melankolik imgeselliğine sürgün etmeye çalışır.

Neşenin disiplin ve kontrol toplumlarında kanun dışı bir eylemlilik olarak teşhis edildiğini de yukarıda söylemiştim.

Seküler neşe kapalı devre iletişimlerde, mahrem alanda bile kurumlar tarafından gözetlenir, dinlenir.

Şu sıralar Üstdinleme: Casusluğun Estetik Tarihi adlı bir kitap okuyorum. Yazarı Peter Szendy. (Tellekt tarafından yeni yayımlandı.) Kitapta, insanları mahrem alanlarında ya da disiplin kurumlarında gizlice dinleme ve gözetlemenin tarihi ve bunun birey ve toplum üzerindeki etkileri müthiş güzel ve çok zengin örneklerle anlatılıyor.

Türkiye toplumu bu anlamda tam bir kontrol toplumu olmuş durumda.  Telefon dinlemelerin, diğer iletişim ve haberleşme ağlarında takip edilmenin, en azından dinlendiğini, takip edildiğini her an hissetmenin birey ve toplum üzerindeki psikolojik ve sosyolojik etkileri sonra sonra ortaya daha çok çıkacak. Şimdilik hukuk sistemini ağır biçimde dejenere etmiş durumda kocakulaklar, mütecessis gözler.

Bu kocakulakların, mütecessis gözlerin bir tek bu üstgözetleme, üstdinleme faaliyetleri sırasında dinlediklerinde, gözetlediklerinde seküler  neşeye rastlamak istediğini düşünüyorum.

Çünkü seküler neşe bir açıklık halidir. Konuşma partnerine ve dünyaya bir açıklık hali.

Taassup ve melankoli malûmun sıkıcı tekrarına yol açarken, seküler neşe yeni sözlere, yeni fikirlere taşır sohbeti. Neşeli insanların konuşmalarını dinlemek, hareketlerini izlemek daha çok bilgi sağlayacaktır kocakulaklara, üstdinleyicilere, mütecessis gözlere, üstgözetleyicilere, muhbirlere öyleyse.

Günümüzdeki üstdinleme ve üstgözetleme teknoloji ve tekniklerinin ilerleyişine paralel olarak insanlar mahrem alanlarında da neşelerini, seküler neşelerini kontrol etmeye zorluyorlar kendilerini şimdi.  Neşesizleştirme, tek tek her insana içselleştiriliyor. Seküler neşenin frenlenmesinin bireye bu içselleştirilişi feci bir yersiz yurtsuzlaşmadır.

Seküler neşenin bertaraf edilmesi çabasının, birey ve toplumun dünya ile ilişkisinin iktidarlar tarafından yeniden kurgulanması faaliyeti olduğunu yukarıda ifade etmiştim.

Çünkü seküler neşe, dünyaya açıklık, dünyaya açılma ve giderek dünyayı değiştirmeye girişme, bu değiştirme isteğini hissetme durumudur.

Seküler neşe zeka açıcıdır. Bilim ve sanatın öncülü seküler neşedir.

İktidarların kaybettirmeye çalıştığı seküler neşemizi bulacağımız, dünyaya açılacağımız ve dünyayı değiştirme istek ve imkânını hissedeceğimiz yer de bu nedenle yine oralardır işte: Bilim ve sanat.

Yazarın Diğer Yazıları

Akordeon için bir siyasi bolero

Eğer bir polisiye film çekecek olsaydım müziğinin Bolero olmasını isterdim. Artık cürüm mahalline dönüşmüş bir “stratejik derinlik” coğrafyasına geri dönüp oradan aynı sayıklamalarına başlayan bir fail olur beyazperdede. Suç mahalline geri dönen bütün failler gibi

Bir siyasi relansman kampanyası: Ali Babacan

Sahiden Ali Babacan, neyi müzakere etmiş, neyin mücadelesini vermiş partisi içinde de, şimdi sağın demokratikleşme maskotu seçiliyor?

Adrian ve küresel kapitalizm

Kafe müdavimleri, ehlikeyifler, kunt bir egoizmin antrenmanını yapıyorlar. Gündelik faşizmden özgüvenlerini damıtıyorlar. Küçük kapitalizm alıştırmaları… Geçerken, onlar üzerinden… Adrian’ın müzisyen babası üzerinden, helvacı ihtiyar, mendilci kız üzerinden…