21 Aralık 2021

Olimpiyat oyunlarına farklı gözle bakmak

Olimpiyat tarihinin aynı zamanda dünyanın siyasal ve ekonomik tarihiyle de yakından bağlantılı olduğu gerçeği geçen hafta alınan bir kararla bir kez daha anlaşılmış oldu

Olimpiyat oyunları insanlık tarihinin en eski kültürel miraslarından bir tanesidir ve on dokuzuncu yüzyılın sonunda yeniden hayata geçirildiğinde dünyanın küresel bir biçimde birleştirilmesi amacını gerçekleştirmeyi başarmıştır. Olimpiyatlar, spor kurumunun şahikası olarak en çok ilgiyi üzerinde toplamayı becerebilen bir organizasyon olarak yıllar boyunca daima çok ama çok dillendirilmiştir. Öte yandan modern anlamda hayata geçirildiği andan itibaren de temelinde barış, kardeşlik ve rekabet duygularına vurguda bulunuyor olmasına karşın başta kadın/erkek eşitsizliği olmak üzere pek çok alanda eşitsizliklerin dolaşımda olduğu gerçeğini göz ardı etmemeliyiz. Başlangıçtan itibaren uzun yıllar boyunca her iki cinsin eşit bir temelde ve sayıda yarıştırılmaması gerçeğinin yanına özellikle azgelişmiş ülke sporcularına yönelik aşağılayıcı bakış ve uygulamaları da ekleyebiliriz.

Çok bilinen bir örnek olması hasebiyle 1960 Roma Olimpiyatları'nda çıplak ayakla koşması talebi İtalyan temsilciler tarafından 'nasıl olsa başarılı olamaz' düşüncesiyle verilen Etiyopyalı atlet Abebe Bikila'nın maraton yarışında altın madalya kazanmasıdır. İtalyan televizyonunda yarışı sunan muhabir özür dileyerek siyahi bir atletin birinci olarak yarışı sürdürdüğünü ve bu kişinin ismini bilmediğini söyleyerek aslında pek çok konudaki eşitsizliği gözler önüne seriyordu. 

Olimpiyat tarihinin aynı zamanda dünyanın siyasal ve ekonomik tarihiyle de yakından bağlantılı olduğu gerçeği geçen hafta alınan bir kararla bir kez daha anlaşılmış oldu. ABD'nin ardından Avustralya, İngiltere ve Kanada da Çin'in başkenti Pekin'de 4-20 Şubat 2022 tarihleri arasında yapılacak olan Kış Olimpiyatları'nı diplomatik boykot kararı aldıklarını açıkladılar. Boykota katılan ülkeler tarafından yapılan açıklamalarda, bu kararın Çin'e insan hakları sicili konusunda açık bir mesaj olmasını umdukları belirtildi.

Geçmişte soğuk savaş yıllarının ağırlığı altında olimpiyat oyunlarının resmi heyet göndermeme şeklinde gerçekleşen diplomatik boykottan çok daha ağır bir boyutta sporcuların da gönderilmemesi biçiminde hayata geçirildiği iki büyük organizasyon söz konusu. Sovyetler Birliği'nin, Afganistan'ı işgali sonrasında 1980 Moskova Olimpiyatları'nı Batı bloğunun tamamına yakınının (64 ülke) boykot etmesinin ardından 1984 Los Angeles Olimpiyatları'nı da Doğu bloku ülkelerinin aralarında bulunduğu 13 ülke boykot etmiştir. İlginç bir biçimde Çin, ABD'nin 1980 Moskova Olimpiyatları boykotuna katılmış ve 1984 yılında Los Angeles Olimpiyatları'nda da yerini almıştır. 

Kış Olimpiyat oyunlarına ABD'nin başını çektiği ülkelerin sporcularını gönderme buna karşın resmi heyet göndermeme şeklindeki tavırlarının arkasında sadece Çin'in insan hakları uygulamasının olmadığı gerçeğini biraz dünyanın ekonomik gidişatını ve oradan yansıyan güç dengelerini bilenler fark etmişlerdir. Son on yıldır giderek yükselen ABD ve Çin arasındaki siyasal gerilim ve bu gerilimin oluşmasına eşlik eden ekonomik temellerin beraberinde dünyada yeni paylaşım savaşlarını getirmekte olduğunu ortaya koymaktadır.

Son on yıldır sistematik olarak yaşanan ve Türkiye'nin görmezden geldiği Uygur Türklerine yönelik uygulamalar, dünyanın insan hakları savunuculuğunu üstlenen(!) ABD tarafından dile getirilmektedir. Konumuz ABD'nin ikiyüzlü tavırları veya insan hakları karnesinin nasıl bir seyir izlediği olmadığı için sadece olayın sporla ilişkilendirilme boyutuna vurguda bulunacağım.

ABD bu açıdan Pekin'de düzenlenecek olan Kış Olimpiyatları'nı diplomatik anlamda boykot kararı aldığını dünyaya duyurdu. Ardından bu boykota yeni ülkeler de eklendi ve spor alanının aslında göründüğü kadar ideolojiden ve siyasetten ayrık bir alan olmadığı gerçeği bir kez daha gözler önüne serilmiş oldu. Tam bu süreçte Türkiye'de Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu'nun "Pekin Kış Olimpiyatları neden boykot edilmeli?" başlığını taşıyan bir videosu yayınlandı. Davutoğlu şu sözlerle iktidara seslendi:

"Bugün iktidara bir çağrıda daha bulunuyoruz. Birçok ülke aralarında ABD, Avustralya ve Kanada'nın olduğu birçok ülke Çin'deki Kış Olimpiyatları'nı boykot etme kararı aldı. İktidar bari bu kez dilimizin, maneviyatımızın merkezi olan Doğu Türkistan'daki zulme karşı tepkisini dile getirecek şekilde kış olimpiyatlarını boykot etmelidir. Doğu Türkistanlı kardeşlerime sesleniyorum: Herkes sizi unutsa biz asla unutmayacağız. Ve Ankara'daki yürekleri, vicdanları bu zulme karşı susmuş olan ve güya mazlumların temsilcisi olduğunu iddia eden iktidara da sesleniyorum. Artık yeter, bu zulme karşı sesinizi yükseltin. Millet sizin zulme karşı sesinizi yükseltmenizi bekliyor ve talep ediyor. Bunun da yolu olimpiyatları boykot etmektir." 

Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu'nun bu çağrısının iktidarda herhangi bir karşılık bulabileceğini sanmıyorum. Kış Olimpiyatlarına çok daha az sporcu ile katılıyor olmamıza karşın bu kararın içinden geçilmekte olan konjonktüre uymuyor olması nedeniyle boykotun çıkma ihtimali yoktur. Fakat yine de Davutoğlu'nun bu açıklamasının bile Türkiye'nin spor kurumu ile kurmuş olduğu ilişkinin sanki hiç siyasi bir yanının bulunmadığı gibi bir algının yıkılmasına katkıda bulunuyor oluşuyla bile önemli bir not düşme olduğu kanaatindeyim.

Dünyanın önde gelen ülkelerinin bu kararı öne çıkartmalarının arkasında ise sadece insan hakları ihlalleri olmadığını bunun çok daha kapsamlı bir yeni politik, ekonomik kapışmanın yansıması olduğu gerçeğini belirtmek durumundayım. Yani bir başka ifadeyle sporun en özel organizasyonunun, devletlerin kişisel ikballeri uğruna kullanılmakta olduğu durumu ile karşı karşıyayız. Arada Dünya Olimpiyat Komitesi'nin de sporcuların gönderilme kararından memnuniyet duyduğu gerçeğini de komitenin asıl baktığı kısmın organizasyonun yapılabilirliği olduğu şeklinde okumak gerekiyor. 

Dünya Olimpiyat Komitesi'nin olimpik idealler adı altında dünyaya pompaladığı ama öte yandan çok da masum olmadığı gerçeğini de olimpiyatlara dahil edilen ve çıkartılmaya çalışılan spor dallarında fazlasıyla görüyoruz. Temas sporlarının çıkartılarak yeni döneme özgü birtakım spor dallarının olimpiyatlara dahil edilme sürecini son üç olimpiyattır yaşamaya başladık. Öte yandan bu kararın arka planında sadece temas ve şiddet içeren spor dallarının elimine edilmesi gibi bir durum söz konusu değil aynı zamanda bu spor dalları batılı ülkelerin daha az madalya kazandıkları spor dalları olarak dikkat çekiyor. Yani bir hamleyle birden fazla kuşun birden vurulabildiği hamleler gerçekleştiriliyor ve üstelik bütün bu hamleler de kılıfına uygun bir biçimde dolaşıma sokuluveriyor.

Boks ve Halter'in 2024 Paris Olimpiyatları'ndan çıkartılması söz konusu ve bu durum 2023 yılında karara bağlanacak. Benzer bir sıkıntı güreş için de geçerliydi ve Güreş bu sıkıntıyı son anda aşabildi. Halterde yaşanan yoğun doping skandallarının bu spor dalının olimpiyatlardan uzaklaştırılmasında büyük etkide bulunduğunu eklemeliyiz. Z kuşağını kendisine çekmeye çalışan Dünya Olimpiyat Komitesi'nin önümüzdeki yıllarda yapılacak olan Olimpiyat Oyunları'nda, bu kuşağın isteklerine daha yakın gelecek spor dallarını oyunlara dahil edeceğini söyleyebiliriz. Bu açıdan belki Paris Olimpiyatları'nda değil ancak bir sonraki olimpiyat oyunlarında e-spor olarak adlandırılan dalların da bu yapının içerisine yavaş yavaş sokulacağı düşüncesindeyim. Dünyanın teknolojikleşmesi ve bütün toplumsal hayatın bundan etkilenmesi sonrasında sporun da kayıtsız kalabilmesi mümkün değildir. Bir taraftan temasın azaltılması diğer taraftan daha hızlı ve seyir keyfi yüksek olan spor dallarının dolaşıma sokulması gibi bir durumla karşı karşıya kalacağız. İşte tam bu noktada sporun en büyük organizasyonu olan olimpiyatların da yeniden biçimlendirilmesi tesadüf olmayacaktır. Sporun insanlık tarihinin en eski miraslarından bir tanesini oluşturduğunu ve tarihsel süreç boyunca da daima ideolojik bir alan olduğu gerçeğini, yeni dönemde de görmeyi sürdüreceğiz. Zaten alınan boykot kararları da bir takım spor dallarının çıkartılıp yerine yenilerinin alınıyor olması da sadece belirli bir prosedürün yerine getirilmesinden ibaret değil! Çok daha boyutlu ve çok daha kapsamlı tartışmaların arka planını oluşturan kararlardan söz ediyoruz. Ülke olarak biz nerede duruyoruz sorusunu sormanın belki de tam zamanıdır! Ne dersiniz?

Yazarın Diğer Yazıları

İzmir Duvarı

Çalışmayı çok önemsediğimi ve böylesi çalışmalarla içinde yaşadığımız ülkenin sosyal bilimler alanında daha iyi anlaşılmasına ve buradan çıkacak sonuçların hem toplumsal açıdan hem de kültürel ve siyasi anlamda bize yol göstereceğine inancım tam. Bununla beraber İzmir kentinin hiçbir zaman için bir duvar imgesi ile tarif edilebileceği kanaatinde değilim

Haksız tahrik ve kaybolan adalet 

Pınar Gültekin davasının sonucunda verilen haksız tahrik indirimi bugüne kadar verilen kararların yeniden sorgulanmasının önünü açmalı ve kamuoyunun bu tuhaf kararlardan arındırılmasına vesile olmalıdır

Öğrenci affı ve üniversite sınavını kaldırmaya dair

Kısa vadeli ve belirli bir kitleyi hedef alan çözüm önerilerinin sonuçları üniversite açısından yarardan ziyade zarar olarak kendisini göstermiştir/göstermektedir. Umarım yanılırım ancak geçmiş deneyimlerim durumun yine bu minvalde ilerleyeceğini ortaya koymakta