02 Ekim 2019

Kendinden geçenler

Futbol her ne kadar erkek oyunu olmaktan çıkarılmaya ve farklı bir formatın içerisine sokulmaya çalışılırsa çalışılsın, asıl vurgu yine cinsellik üzerinden yürümeye devam etmekte

Öncesinde tartışması bol buna karşın saha içerisinde tansiyonu düşük ve son derece yavan bir derbi mücadelesini geride bıraktık. Tam bu kez hiçbir şey olmadı derken sosyal medyaya düşen ve maçın bitiminde Fenerbahçe tribünlerinin altındaki Galatasaraylı taraftarlardan bazılarının yukarıda yer alan Fenerbahçe tribünlerine yönelik hareketlerini içeren görüntüler, durumun yine farklı olmadığını göstermiş oldu. Görüntüleri dikkatle izledim ve yaşını başını almış adamların, yaptıkları hareketler karşısında afallayıp kaldım.

Neresinden bakarsanız bakın hakikaten bazı şeylerin hiç değişmediğini mi söylemeliyim ya da bu yapılanları bugün çocukluktan gençliğe adımını atan ergen erkeklerin bile yapmayacağını mı açıkçası bilemiyorum. Erkek egemen zihniyet kalıplarımızın bir parçası olarak hiç ama hiç silinmeyen cinsellik algısının tribünlerdeki yansımalarının aradan uzun bir zaman dilimi geçmesine karşın yitip gitmediğini söyleyerek söze başlayabilirim. Sokakta oynayan çocukların mahalle maçlarında yaşadıkları gerilimler sonrasında uzaktan birbirlerine yaptıkları hareketlerin benzerlerini bu kez alt tribünde yer alan taraftar, yukarıdaki rakiplerine yapıyordu. Ve ilginç bir biçimde bütün bu hareketleri yaparken adeta kendinden geçmiş bir halde yaşadıklarını öylesine içselleştirmiş bir şekildeydi ki, asıl üzerinde durulması gereken yerde tam burası olsa gerek.

Yukarıda yer alanların görüntüleri kaydetme sesleri sürerken aşağıda yer alan ve adeta pandomim yaparcasına tüm vücuduyla cinsel birleşme gerçekleştirdiğini ve bunu rakibine atfettiğini anladığımız taraftar ise adeta kendinden geçiyordu. Hatta bir adım daha öteye gidip tüm bu yaptıklarının sonunda armasını öperek, bunu bambaşka bir şekle büründürüyordu. Arada oradan geçmekte olan tek tük diğer taraftarların da yukarıya yönelik bir takım el hareketleri ve sesleri söz konusuydu. Ve tam bu anda biraz daha aşağıda yer alan ve üzerinde parçalı forması ile olup bitenlere cinsel organını göstererek katılan bir başka taraftar bulunuyordu.

Futbolu ve taraftarlığı tamamen cinselliğe hapseden bakış açısının yansımalarını söz konusu olan bu görüntülerde yakalamak son derece kolay. Buna karşın burada yaşananların sadece futbol sahası ile sınırlı olmadığı gerçeği ise daha dikkat çekilmesi gereken bir husus. Çünkü futbol bu ülkede erkek kimliğinin oluşturulmasında kullanılan bileşenlerden bir tanesidir ve burası son derece zengin bir alan olarak, etkisini ömür boyu sürdürebilecek bileşenleri bünyesinde barındırmaktadır. Belki de bu yüzden futbol her ne kadar erkek oyunu olmaktan çıkarılmaya ve farklı bir formatın içerisine sokulmaya çalışılırsa çalışılsın, asıl vurgu yine cinsellik üzerinden yürümeye devam etmektedir.

Tribünlerden gelen seslere kulak kabarttığınızda en çok duyulan, rakibin cinsellik vurgusu ile alt etmek olduğudur. Sürekli olarak cinselliğe yönelik ifadeler ve küfürler ile taçlandırılan tribün söylemi rakibi aşağılamayı içermektedir. Burada en çok başvurulan ifadelerin eşcinselliğe yönelik olması da tesadüf değildir. Zengin argo ve erkeklik ile taçlandırılan tribün kitlesi açısından el, kol hareketlerinin yanı sıra stadyum içerisine sokulan pankartlar ve tıpkı yukarıda dile getirdiğimiz rakibi cinsel olarak alt etmeyi içeren hareketler, sıradan ve son derece normal kabul edilir. Analı avratlı sövmeli küfürlerle başlayan ve cinsel soslu küfürlerle devam eden sürecin bir sonraki aşaması uygulamalı olarak göstermek suretiyle yapılanları karşı tarafa aktarmaktır. Burada el hareketlerinin yanı sıra bazen yanınızda bulunan birtakım eşyalar bile devreye sokulabilir.

Tribünlerde yaşananlar sadece oraya mı aittir yoksa gündelik hayatın yansıtma alanlarından bir tanesi midir? Bu soru tıpkı şiddetin sadece tribünlere ait bir olguymuş gibi gösterilmesinin yanlış olduğu gibi tribünlerdeki cinsellik görüntülerinin ve cinsel içerikli söylemlerin sadece stadyumlarda oluştuğu gibi bir yanlışı göstermek açısından önem arz etmektedir. Çünkü gündelik hayatın kendisi içerisinde oluşanları göz ardı ettiğimiz anda tribünlere yönelik olarak ortaya konulanlarla ilgili çözüm önerileriniz de bir anlamda havada kalmaya mahkum olacaktır. İşte bu yüzden ülkemizde cinsellik mevzusuna ilişkin olup bitenlerin ne olduğuna bakmadan sadece tribünlerde yapılanlara odaklanmak, bizi yanlış bir alana doğru götürecektir.

Cinsellik algısını daha en başından itibaren yanlış bir şekilde kurgulayan ve tüm hayatını bunun üzerinden inşa eden kitlelerin içerisinde kadın ve erkek arasındaki tabii olan bir durumun kendisi anormal bir hale büründürülecektir. Bu ise ortada var olmayan buna karşın varmış gibi gösterilmek suretiyle desteklenen ‘sakat bir erkek kimliği’nin inşa edilmesini beraberinde getirecektir. Her daim ispat edilmekle sınanan erkek kimliği için cinsellik kaba bir söylemsel şekle bürünmenin yanı sıra skor odaklı bir pozisyona indirgenecektir. Ve burada eşcinsellik en fazla aşağılanan, korkulan bu yüzden de sürekli olarak gündemde tutulan bir hale büründürülecektir. Hem rakibin hem de hakemin böylesi bir cinsel kimlikle yaftalanması tesadüf değildir.

Tribünlerde kendilerinden geçercesine cinsellik içeren hareketler yapan, küfürler savuran bu kişilerin, yaptıklarını öptükleri forma/arma için adeta kutsamaları aslında hayatın farklı alanlarında olup bitenlerle benzerlik taşıyor. Uğrunda çile çektiğiniz formanız adına rakibinizle/düşmanlarınızla savaşıyor ve onları her açıdan alt etmenin gururunu yaşıyorsunuz. Burada cinsellik en çok kullanılan araçlardan bir tanesi ve Türkiye’de taraftarlık biraz da bunun üzerinden yürümeye devam ediyor. Ama öte yandan cinsellik, küfür ve argo içeren sözlerle kadını ve eşcinselleri aşağılama da toplumsal hayatın içerisinde sürüp gidiyor.

Erkek egemen zihniyet kalıpları sadece davranışla, yaklaşımlarla ve giyim kuşamla sürmüyor. Buna eşlik eden ve ilginç bir biçimde kadınların, kızların da dahil olduğu küfürlü söylemler, söz konusu olan anlayışın güçlenmesine katkıda bulunuyor. Spor, cinsiyet ayrımcılığını besleyen ideolojik öğelerle yüklü bir alandır. Bu alan içerisinde erkek egemen değerler ve bu değerleri meşrulaştıracak bir düzen söz konusu olmaktadır. Seksizm bir ideolojidir ve bu ideoloji içerisinde baskın ve sönük konumda olan yani ‘yenen’ ve ‘yenilenler’ bulunmaktadır. Seksizm, kültürel ve toplumsal bir olgudur ve spor toplumdaki cinsel bölünmeyi destekleyici yapısı ile bu ideolojinin yaygınlaşmasında, kitleler arasında sorgulanmaksızın kabul edilmesinde aracı bir rol oynar.

Popüler futbol kültürü içinde kullanılan metaforlar aracılığıyla kendisi ‘dişi’ olarak görülen oyun üzerinden, galip gelen ‘erkek’, mağlup olan ise yine ‘dişi-kadın’ olarak ifade edilmektedir. Bu benzeştirme sürecinde şiddetle cinsellik, argo kullanımı da birlikte yürümektedir. Kullanılan sokak dili üzerinde temellenen futbol medyası söylemleri de buna aynen eşlik edecek şekilde dolaşıma sokulmaktadır. Futbol, erkek egemen kimliğin kurulmasında içinde taşıdığı erkeksi öğeler nedeniyle son derece önemlidir. Bu yüzden de Türkiye’de sosyal bilimcilerin bu alanla çok daha yakından ilgilenmesi gerekmektedir.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Dağ fare doğurdu!

Kazanmanın her şey olduğu anlayışı üzerinden yürütülen iktidar savaşlarına kurban edilen bir futbol var artık karşımızda

Üniversiteyi yeniden düşünmeliyiz

Teknolojinin böylesine etkili bir hale büründüğü bir dönemde üniversitenin kendisi de bir özeleştiri yapmayı ve farklılaşmayı göze almak durumundadır

İki fotoğraf üzerinden futbolumuza bakış

'Marka Değeri' sözünü kullananların futbola verdiği zararın boyutlarını hala fark edebilmiş değiliz ve ne yazık ki biz fark ettiğimizde ortada futbol denilen bir şey de kalmayacak!