20 Şubat 2019

Heykeli dikilen taraftar, saldırıya uğrayan takım

Amedspor’un başına gelenler şimdi Cizrespor’un başına geliyor ve takım gittiği yerlerde sanki başka bir ülkenin takımıymış gibi muamele görüyor

Sporun/futbolun bir hafta içerisinde yurtta ve dünyada karşımıza çıkarttığı dört farklı olayı sizlerle paylaşmak istedim. Bunlardan ilki sadece ülkemiz açısından değil dünyada futbol kültürü açısından çok nadir rastlanabilecek bir örneği oluşturmakta. Futbolun önde gelen isimlerinin heykellerinin dikilmesi alışıldık bir durumdur. Ülkemizde Lefter Küçükandonyadis, Metin Oktay, Alex de Souza, Süleyman Seba gibi isimlerin heykellerini bir çırpıda rahatlıkla sayabiliriz. Buna karşın tutmuş olduğu takımın taraftarı olan bir ismin heykelinin yapılması durumuna pek ihtimal vermeyiz. Benzer durumun dünyanın farklı ülkeleri için de geçerli olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır.

İşte tam bu noktada ömrünü Kaf Sin Kaf’a adamış olan Mustafa Baykara’nın nam-ı diğer Bir Baba Hindi Mustafa’nın heykeli Karşıyaka çarşısında düzenlenen törenle açıldı. Karşıyakalı taraftarların yoğun ilgi gösterdiği ve ülkemiz futbol kültürü açısından da örnek teşkil eden bir vefa örneği de bu vesile ile hayata geçirilmiş oldu. Emeği geçenleri kutluyor ve ülkemizin futbol/spor kültüründe iz bırakan isimlerinin de yaşadıkları dönemde hatırlanmalarını temenni ediyoruz.

İlk örneğimiz ne kadar güzel bir vefa duygusunu gösteriyorsa ikinci örneğimiz de o kadar kötü ve futbolun ideolojik amaçlarla kullanılmasına yönelik nefretin paydası olması biçiminde kendisini ortaya koyuyor. Serik Belediyespor ile Cizrespor arasında oynanan ve 1-1 biten karşılaşmanın sonunda Cizresporlu 2 futbolcu ile kaleci antrenörünün saldırıya uğraması ve zırhlı araç içerisinde bekletilmek durumunda kalmaları futbolun ötekileştirmenin kullanıldığı bir alan görünümüne dönüştürülmesi açısından tehlikelidir. Cizresporlu futbolcuların sahaya çıktıklarında stadyum hoparlöründen ‘Ölürüm Türkiyem’ şarkısının çalınması, Cizrespor’un 1-0 öne geçmesinin ardından skor tabelasının kaldırılıp yerine Türk bayrağının asılması, söylemlerle eylemlerin örtüşmesini değil örtüşmemesine yol açmaktadır.

Daha önce Amedspor’un başına gelenler şimdi Cizrespor’un başına geliyor ve takım gittiği yerlerde sanki başka bir ülkenin takımıymış gibi muamele görüyor. Stadyum hoparlöründen çaldırılan şarkılardan, yapılan tezahüratlara ve ayrıştırıcı dile kadar hepsi futbolun birleştirici yönünü değil bir bölen olarak kullanılmasına hizmet etmektedir. Oysa tam tersine ihtiyacımız bulunmaktadır ve futbolu, siyasallaştırmanın bir aracı olarak kullanmak yerine kendi haline bıraktığımızda içerisinde rekabeti, dostluğu, kardeşliği tesis edecek bir alanla karşı karşıya kalabiliriz.

Siyasal öfkelerimizi, ideolojik hassasiyetlerimizi futbol üzerinden göstermek ve bu şekilde orada mücadele etmek isteyen futbolcuları, futbol emekçilerini terörist şeklinde damgalayarak yaşadığımız sorunları çözemeyiz. Maalesef 1990’lı yıllar boyunca futbol terör önleyici olarak kullanılmaya çalışıldı ve ardından kullanılan takımların kendisi rakip sahalarda terörist ilan edildiler. Futbol medyasının takım isimlerini anmamak için naklen yayın esnasında o takım diye bahsettiğine bile şahit olduk! Keşke gerçekten samimi olsaydık ve futbolu, kendi küçük hedeflerimizin piyonu haline dönüştürmeseydik!

Bu hafta içerisindeki bir diğer ilgi çekici olay ise süper lig maçlarını yakından takip eden taraftarların gayet iyi hatırlayacağı İstiklal Marşı tartışması ve beraberindeki yerli-milli oyuncular ile yabancı oyuncu kuralı. Burada farklı bir noktayı nazarı dikkatlerinize sunmak istiyorum. Sürekli olarak marş ve yerli oyuncuya odaklanıyoruz oysa göz ardı ettiğimiz bambaşka bir boyutu geçtiğimiz Galatasaray-Benfica maçını seyrederken daha iyi anladım. Sahada mücadele eden on bir yabancı futbolcuya yapılan tezahüratlardaki klasik yaklaşımın herhangi bir motivasyon etkisi yaratmaktan uzak olduğunu belirtmeliyim. Çünkü taraftarlar ‘saldırın saldırın saldırın’ diye tempo tutarlarken veyahut ‘dağ başını duman almış’ nidalarıyla takımlarını gaza getirdiklerini zannederlerken sahadaki futbolcular bu söylenenlerin hiç birisini anlamıyorlar!

O halde ülkemizde tribünlerin maç başlamadan itibaren başlattıkları ve maçın temposuna göre giderek düşürdükleri ses düzeyinin, takıma yönelik herhangi bir katkısı olmadığının farkına varmaları gerekiyor. Gürültü kirliliği yerine rakip takımın futbolcularını etkileyecek tepkileri verebilme kapasitesi çok daha önem arz ediyor. Bu yüzden mesele kimin ne söylediği, marşı okuyup okumadığından ziyade rakip takımı nasıl baskı altına alabileceğinizde gizli duruyor. Bunun için ise taraftarların sürekli olarak maçın içerisinde olduklarını gösterecek bir tarza ve buna uygun yaklaşımlara ihtiyaçları bulunuyor.

Bu haftanın son örneği ise İran’dan geliyor. İran devlet televizyonu IRIB, Almanya’da Bayern Münich ile Augsburg arasındaki oynanacak olan karşılaşmayı maçın hakeminin kadın olması nedeniyle yayından kaldırdı. Bundesliga’nın 22.hafta maçını hakem Bibiana Steinhaus yönetti. İran’daki devrim yasaları, şort giyen kadınların görüntülerini ve fotoğraflarını televizyondan yayınlamayı yasakladığı için IRIB, karşılaşmayı yayınlamaktan son anda vaz geçti.  Bu konuda daha önce olimpiyatlardaki plaj voleybolu müsabakasının veriliş tarzını veya 100 metre kadınlar atletizm yarışlarının nasıl verildiğine ilişkin örneklere internet üzerinden ulaşabilirsiniz.

Söz konusu maçın hakemi Avrupa’nın ilk beş liginde görev alan ilk kadın hakem unvanına sahip olduğu gibi geçen yıl Bundesliga’daki en iyi hakemleri arasında da yer aldı. Kadından hakem mi olur? Düşüncesinde olan veya bunu göstermekten imtina edenler önümüzdeki dönemlerde kadın-erkekli futbol takımlarına hazır olsunlar. Çok uzak bir gelecekten söz etmiyorum, bakalım bu kez nasıl tepki verecekler. Çünkü göstermediğiniz de veyahut hiç söz etmediğiniz de bu durum ortadan kalkmıyor! Hatta tam tersine siz ne kadar yok deseniz de daha fazla etkisini göstermeye başlıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Yanlış hayat doğru yaşanmaz

Şiddeti, eyyamı normalleştirmek suretiyle hayatlarımızın her alanını içinden çıkılmaz bir hale dönüştürdük

Yeni müfredat ve seçmeli beden eğitimi dersi

Okul döneminde sporla karşılaşmayan ve sporun bir hayat tarzı olduğunu öğrenemeyen kişilerin, hayatlarının ilerleyen evrelerinde spor yapma ihtimali çok ama çok düşük oranlarda kalmaya mahkûmdur

Şampiyon Galatasaray

Türkiye’de futbolun siyasi bir şekle bürünmesinde tribünlerdeki taraftarların bir takım siyasal mesajlar vermesinin dışında gelişmelerin de yaşandığını görüyoruz