15 Mayıs 2019

Gerilimden çıkamıyoruz!

Karşısındakine güven duymanın yüzde yirmiler bile olmadığı bir ülkede değil yabancı hakem, kimi getirirseniz getirin fark etmeyecektir!

Cumartesi akşamüstünden bu yana Rizespor ile Galatasaray arasında oynanan karşılaşmadaki hakem kararlarını konuşmayı sürdürüyoruz. Hakemler, teknik direktörler, futbolcular, yöneticiler ve medyadaki yorumcular adeta el birliğiyle futboldaki gergin ortamın tırmanmasına katkıda bulunuyorlar. Futbolu konuşmayı bırakalı uzun zaman oldu buna karşın asıl mesele futbol üzerinden rakibini/rakiplerini sıkıştırmak suretiyle kendini kurtarabilecek ortamın hazırlanmasına dönüştü. Farkında mısınız herkes birbirini suçluyor ve hiç kimse işin ucu kendisine dokunduğunda sesini çıkartmıyor.

Son derece kötü yönetilen ve yanlış kararların verildiği bir karşılaşma oynandı. Fakat Türkiye’de son yıllarda oynanan karşılaşmalarda hakemlerin vermiş oldukları kararların tartışılmadığı maç var mıdır? Pek emin değilim. Özellikle de VAR sistemi sonrasında beklenen bu tartışmaların ortadan kalkacağı iken tam tersini yaşıyoruz. Ellerindeki görüntüleri defalarca izlemek suretiyle verilen kararların neden yanlış olduğunu ortaya koymak ve bunun üzerinden hakemleri asmak, çok ama çok kolaycı bir yaklaşım oluyor.

Birkaç hafta önce hakemlerden şikayet edenlerin bu kez hakemler hakkında tek kelime etmemesi ne kadar tuhafsa oynanan karşılaşma ile doğrudan bağlantısı olmayanların sözün bittiği yer diye açıklama yapmaları da o kadar tuhaftır. Oynanan her karşılaşmada yaşanan gelişmeler, rakibe yönelik tepkilerin ortaya konulmasına vesile kılınıyor. Yöneticilerimiz, teknik direktörlerimiz hatta futbolcularımız bu konuda öylesine ustalaşmış vaziyetteler ki, söz konusu olan gelişmelere hemen el atmak suretiyle durumu kotarmayı çok iyi beceriyorlar. Oysa bu yaptıkları ile bundan sonra yapılacak olan gelişmelerin önünü açtıklarını ve benzer söylemlerin kendileri için de yapılabileceği gerçeğini görmek istemiyorlar.

Gerilimli ortamlar insanları derinden etkileyebilecek gelişmelerin önünü açabileceği gibi kontrolsüz tepkilerin oluşmasına neden olabilir. Futbolu her vesile ile gerginleştirmek ve bunun üzerinden kendini temize çekmeye çalışmak, başta futbol olmak üzere futbolun bütün aktörlerine zarar verecektir. Ancak bu zararı en çok hissedecek olanlar yine taraftarların kendisi olacaktır. Yasal düzenlemelerin ısrarla işletildiği ve futbol sahalarındaki şiddetin baş müsebbipleri olarak gösterilen taraftalar açısından yaşanan gerilimin sonuçları yine can sıkıcı şekilde neticelenecektir. Buna karşın televizyon ekranlarından ‘yanımda silah olsa o hakemi çeker vururdum’ ifadesini kullanan kulüp başkanı ise gayet rahat 6222 sayılı yasadan uzak bir şekilde ceza almadan görevini sürdürebiliyor.

Bu şekilde davranarak oynanacak olan her karşılaşmayı bir ölüm-kalım mücadelesi şekline büründürüyoruz. Pazar gecesi Galatasaray ile Başakşehir kulüpleri arasındaki karşılaşmaya dönük hazırlıklar daha şimdiden başladı. Puan farkı 8 iken Galatasaraylı yöneticiler ve teknik direktör konuşuyordu. Bu kez Başakşehir başkanı konuşuyor ve hakemlere yönelik çekincelerini dile getiriyor. İşin bir diğer trajikomik yanı ise bütün puslu zamanlarda olduğu gibi ‘yabancı hakem gelsin’ diyenlerin hortlamasıdır. Karşısındakine güven duymanın yüzde yirmiler bile olmadığı bir ülkede değil yabancı hakem, kimi getirirseniz getirin fark etmeyecektir!

Öte yandan yabancı hakem gelsin düşüncesi beraberinde yabancı yorumcu ve yöneticilere de açık olacak mıdır? Kendi başarısızlıklarını sıvayabilmek uğruna ortamı gerginleştirmeyi yöneticilik sayan bir zihniyeti de yabancı yöneticilerle değiştirmeliyiz o zaman. Benzer biçimde tamamen skora ve yapılan hatalara göre pozisyon alan, tuttuğu takımın rengi üzerinden olan biteni değerlendirdiğini zanneden yorumcuları da bu vesile ile değiştirebiliriz.

Bu hafta içerisinde öne çıkan birkaç isim ve kullandıkları kelimeleri de mercek altına almak icap ediyor. Bunların başında Beşiktaş kongresinde yeniden başkan seçilen Fikret Orman’ın üyelere hitaben yaptığı konuşmada ‘delikanlıysanız çıkın konuşun. Gerçi öyle bir delikanlı yok burada. Ancak karı gibi çıkıp arkadan konuşurlar.’ ifadesini kullanması geliyor. Gelen tepkiler üzerine ise ‘özür diliyorum, orucuma verin. Bütün üyelerden, özellikle kadın üyelerden çok özür diliyorum’ ifadelerini kullanmıştır. Cinsiyetçi bir dil ve bu dilin hoyratça karşılık bulabildiği alanlardan bir tanesi olarak futbol, örnekte görüldüğü gibi her zaman taraftarların dilinden çıkmıyor, bazen de yöneticilerin hatta başkanların söyleminde bu dil karşılık bulabiliyor.

İkinci örneğimiz ekranların önemli futbol yorumcularından Rıdvan Dilmen’in söyledikleri: Birinin divan kurulunda siyaset yaparlar, birinin salonunda başka bir şey derler. Öbür statta başka bir şeyler derler. Bunlara futbol federasyonu meydan veriyor. Allah’ınızı peygamberinizi seviyorsanız Türk futbolundan uzaklaşın. 1 yıldır susuyorum, uzaklaşın. Bunların bütün sebebi sizlersiniz. Peki aynı kişi referanduma giderken ‘vatanımız, ülkemiz çok zorlu bir süreçten geçiyor, adeta bir İstiklal savaşı. Güçlü bir Türkiye istiyoruz. Güçlü bir Türkiye için ‘EVET ben de varım’ dememiş miydi? Hatta ‘sevgili Arda(Turan) sen de var mısın? Diye sormamış mıydı?

Bütün bunlara futbol federasyonu meydan veriyor derken kendisinin bu sözleri kullandığı dönemde futbol federasyonu başkanı da İstanbul’da toplanan futbol zirvesinde ’17 Nisan sabahı evet diyen bir Türkiye’ye uyanmak dileğiyle’ konuşmasını bitiriyordu. Görüldüğü gibi bu işler bir yıl önce başlamamış, bu yüzden şimdi yaşananlardan şikayet edenlerin geçmişte kendi yaptıklarına da bakmalarında fayda var!

Yine Cumartesi gecesi bu kez Fenerbahçe kulübü başkanı Ali Koç 2-1 kazandıkları Akhisarspor karşılaşması sonrası kameraların karşısında şu sözleri söyledi:.. Bugün Rize’de yaşananlar, sözün bittiği maç olsa gerek. Ben doğru bildiklerimi, inandıklarımı anlatmaya devam edeceğim. Türk futbolunun içinde yönetimsel anlamda aktörlerin hepsinin temizlenip, katma değeri, adaleti, marka değerini sağlayabilecek uzmanlar gelmeli…İnsanın olduğu yerde hata olur ama hata var, hata var. Hatadan öte bir durumdan bahsediyoruz. TFF, Türk futbolunda adil rekabetin, hakkaniyetin sağlanması için en önemli, sorumluluğu en yüksek olan kurumdur…’ Türkiye’de sözün bittiği maç ve olay tartışmasını açmak pandoranın kutusun açmaya benzer. Herkes kendi takımının penceresinden yaşananları sıralamaya başlar. Ancak kim ne derse desin ilk sırayı Trabzon’dan dönen Fenerbahçe otobüsünün kurşunlanması olayının alması gerekir. Bu söylem içerisinde gerçekten merak ettiğim acaba sayın Koç, Türk futbolunda adil rekabetin, hakkaniyetin sağlanması için en önemli ve sorumluluğu en yüksek olan kurum olarak nitelediği Türkiye Futbol Federasyonuna güveniyor mu?

Futbolun hiçbir aktörünün gerçekten samimi olmadığı ve günü kurtarmayı seçtiği bir iklimde yaşıyoruz. Belki de bu yüzden gerilim üretmek ve gerilimden beslenmek bütün bu kesimlerin işine geliyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Yanlış hayat doğru yaşanmaz

Şiddeti, eyyamı normalleştirmek suretiyle hayatlarımızın her alanını içinden çıkılmaz bir hale dönüştürdük

Yeni müfredat ve seçmeli beden eğitimi dersi

Okul döneminde sporla karşılaşmayan ve sporun bir hayat tarzı olduğunu öğrenemeyen kişilerin, hayatlarının ilerleyen evrelerinde spor yapma ihtimali çok ama çok düşük oranlarda kalmaya mahkûmdur

Şampiyon Galatasaray

Türkiye’de futbolun siyasi bir şekle bürünmesinde tribünlerdeki taraftarların bir takım siyasal mesajlar vermesinin dışında gelişmelerin de yaşandığını görüyoruz